Yunus Sûresi22. Ayet

← Sure okumasına dön

Kelime Kelime (41 kelime)

#ArapçaKökOkunuşTürkçeİngilizce
1هوhuveO'durHe
2الذيlleƶī(is) the One Who
3يسيركمس ي رSYRyuseyyirukumsizi gezdirenenables you to travel
4فيin
5البرب ر رBRRl-berrikaradathe land
6والبحرب ح رBḪRvelbeHrive denizdeand the sea,
7حتىHattāhattauntil,
8إذاiƶāzamanwhen
9كنتمك و نKVNkuntumolduğunuzyou are
10فيin
11الفلكف ل كFLKl-fulkigemidethe ships
12وجرينج ر يCRYve cerayneve yürüttüğü (zaman)and they sail
13بهمbihimbununlawith them
14بريحر و حRVḪbirīHinbir rüzgârınwith a wind
15طيبةط ي بŦYBTayyibetintatlıgood,
16وفرحواف ر حFRḪve feriHūve neşelendikleri sıradaand they rejoice
17بهاbihāonların bununlatherein
18جاءتهاج ي اCYEcā'ethābirden çıkıpcomes to it
19ريحر و حRVḪrīHunbir fırtınaa wind
20عاصفع ص فAṦFǎāSifunsertstormy,
21وجاءهمج ي اCYEve cā'ehumuve geldiğindeand comes to them
22الموجم و جMVCl-mevcudalgalarthe waves
23منminfrom
24كلك ل لKLLkulliherevery
25مكانك و نKVNmekāninyöndenplace,
26وظنواظ ن نƵNNve Zennūve kanaat getirdiklerindeand they assume
27أنهمennehummuhakkak onlarthat they
28أحيطح و طḪVŦuHīTakuşatıldıklarınaare surrounded
29بهمbihimkendilerininwith them.
30دعواد ع وD̃AVdeǎvudua etmeye başlarlarThey call
31اللهllaheAllah'aAllah
32مخلصينخ ل صḢLṦmuḣliSīnehas kılaraksincerely
33لهlehuO'nato Him
34الديند ي نD̃YNd-dīnedini(in) the religion,
35لئنleineğer"(saying), ""If"
36أنجيتنان ج وNCVenceytenābizi kurtarırsanYou save us
37منminfrom
38هذهhāƶihibundanthis,
39لنكوننك و نKVNlenekūnenneelbette olacağızsurely we will be
40منmine-denamong
41الشاكرينش ك رŞKRş-şākirīneşükredenler-"the thankful."""

Mealler

Arapça (Harekesiz)

هو الذى يسيركم فى البر والبحر حتى اذا كنتم فى الفلك وجرين بهم بريح طيبة وفرحوا بها جاءتها ريح عاصف وجاءهم الموج من كل مكان وظنوا انهم احيط بهم دعوا الله مخلصين له الدين لىن انجيتنا من هذه لنكونن من الشكرين

Arapça (Harekeli)

هُوَ الَّذِي يُسَيِّرُكُمْ فِي الْبَرِّ وَالْبَحْرِ حَتَّى إِذَا كُنتُمْ فِي الْفُلْكِ وَجَرَيْنَ بِهِم بِرِيحٍ طَيِّبَةٍ وَفَرِحُوا بِهَا جَاءَتْهَا رِيحٌ عَاصِفٌ وَجَاءَهُمُ الْمَوْجُ مِن كُلِّ مَكَانٍ وَظَنُّوا أَنَّهُمْ أُحِيطَ بِهِمْ دَعَوُا اللَّهَ مُخْلِصِينَ لَهُ الدِّينَ لَئِنْ أَنجَيْتَنَا مِنْ هَذِهِ لَنَكُونَنَّ مِنَ الشَّاكِرِينَ

Transliterasyon

Huvellezî yuseyyirukum fîl berri vel bahr|i|, hattâ izâ kuntum fîl fulk|i|, ve cereyne bihim bi rîhin tayyibetin ve ferihû bihâ câethâ rîhun âsifun ve câehumul mevcu min kulli mekânin ve zannû ennehum uhîta bihim deavûllâhe muhlisîne lehud dîn|e|, le in enceytenâ min hâzihî le nekûnenne mineş şâkirîn|e|.

Transliteration (Eng.)

Huwa alla<span class="u">th</span>ee yusayyirukum feealbarri wa<span class="b">a</span>lba<span class="u">h</span>ri <span class="u">h</span>att<span class="u">a</span> i<span class="u">tha</span>kuntum fee alfulki wajarayna bihim biree<span class="u">h</span>in <span class="u">t</span>ayyibatinwafari<span class="u">h</span>oo bih<span class="u">a</span> j<span class="u">a</span>at-h<span class="u">a</span> ree<span class="u">h</span>unAA<span class="u">as</span>ifun waj<span class="u">a</span>ahumu almawju min kulli mak<span class="u">a</span>ninwa<span class="i"><span class="u">th</span></span>annoo annahum o<span class="u">h</span>ee<span class="u">t</span>a bihimdaAAawoo All<span class="u">a</span>ha mukhli<span class="u">s</span>eena lahu a<span class="b">l</span>ddeenala-in anjaytan<span class="u">a</span> min h<span class="u">ath</span>ihi lanakoonanna mina a<span class="b">l</span>shsh<span class="u">a</span>kireen<span class="b">a</span>

Abdulbaki Gölpınarlı

Öyle bir mabuttur ki sizi karada ve denizde gezdirir. Hattâ gemide bulunduğunuz ve güzel, temiz bir yel, gemileri sürüp akıttığı ve içindekiler ferahlayıp sevindiği sırada birden şiddetli bir fırtınadır kopar, denizin her yanından dalgalar köpürüp saldırır, gemidekiler, çepçevre o dalgalarla kuşatılmış sanırlar kendilerini.

Ali Bulaç

Karada ve denizde sizi gezdiren O'dur. Öyle ki siz gemide bulunduğunuz zaman, onlar da güzel bir rüzgarla onu yüzdürürlerken ve (tam) bununla sevinmektelerken, ona çılgınca bir rüzgar gelip çatar ve her yandan dalgalar onları kuşatıverir; onlar artık bu (dalgalarla) gerçekten kuşatıldıklarını sanmışlarken, dinde O'na 'gönülden katıksız bağlılar (muhlisler)' olarak Allah'a dua etmeye başlarlar: "Andolsun eğer bundan bizi kurtaracak olursan, muhakkak Sana şükredenlerden olacağız."

Bayraktar Bayraklı

Sizi karada ve denizde yürüten Allah'tır. Bulunduğunuz gemi, içindekileri hoş bir rüzgârla götürürken yolcular neşelenirler. Bir kasırga çıkıp, onları her yönden dalgaların sardığı ve çepeçevre kuşatıldıklarını anladıkları anda ise dini sırf Allah'a has kılarak, “Bizi bu tehlikeden kurtarırsan andolsun şükredenlerden olacağız” diye Allah'a yalvarırlar.

Diyanet İşleri

Sizi karada ve denizde gezdiren O'dur. Hatta siz gemilerde bulunduğunuz, o gemiler de içindekileri tatlı bir rüzgarla alıp götürdükleri ve (yolcular) bu yüzden neşelendikleri zaman, o gemiye şiddetli bir fırtına gelip çatar, her yerden onlara dalgalar hücum eder ve onlar çepeçevre kuşatıldıklarını anlarlar da dini yalnız Allah'a halis kılarak: "Andolsun eğer bizi bundan kurtarırsan mutlaka şükredenlerden olacağız" diye Allah'a yalvarırlar.

Edip Yüksel

Sizi karada ve denizde yürüten O'dur. Gemidesiniz… Bir meltemle yolcuları alıp götürdüğü zaman gemiden memnundurlar. Aniden şiddetli bir fırtınaya yakalanırlar. Her yönden gelen dalgaların arasında tümüyle kuşatıldıklarını sandıkları an, dini sadece ALLAH'a ait kılarak, "Bizi bundan kurtarırsan şükredenlerden olacağız" diye yalvarırlar.

Elmalılı Hamdi Yazır

Sizi karada ve denizde gezdirip dolaştıran O'dur. Hatta gemilerde bulunduğunuz ve o gemiler, içindekilerle beraber hoş bir esinti ile akıp gittikleri ve tam keyiflendikleri sırada o gemilere şiddetli bir fırtına gelir çatar ve her taraftan onlara dalgalar gelmeye başlar. Bütünüyle kuşatılıp artık bittiklerini sanırlar. İşte o vakit tam ihlas ile Allah'a yalvarır ve dindar olurlar: "Eğer bizi buradan kurtarırsan, andolsun ki, şükredenlerden olacağız." derler.Sonra Allah onları oradan kurtarır, kurtulur kurtulmaz yeryüzünde çeşitli taşkınlıklara başlarlar. Ey insanlar taşkınlığınız sırf kendi zararınızadır. Şu değersiz dünya hayatının bir süre tadını çıkarınız, sonra nasıl olsa dönüp bize geleceksiniz. Biz de bütün yaptıklarınızı tek tek size haber vereceğiz.

Erhan Aktaş

Sizi karada ve denizde yürüten O’dur. Öyle ki siz gemide iken ve güzel bir rüzgarla akıp giderken, yolcuların da bununla sevindikleri bir sırada, birden şiddetli bir kasırga gelip çatar ve her yönden dalgaların onları sarıp kuşattığı anda, dini Allah’a has kılarak: “Ant olsun, eğer bizi kurtarırsan mutlaka şükredenlerden olacağız.” diye dua ederler.

Hakkı Yılmaz

Allah, size karada ve denizde yolculuk ettirendir. Gemilerde bulunduğunuzda gemiler içindekileri tatlı bir rüzgârla götürür. Yolcular neşelendiklerinde, şiddetli bir fırtına gelip çatar, dalgalar her yerden gelir. Ve onlar, çepeçevre kuşatıldıklarını anlayınca, dini Allah için arındıranlar olarak O'na yalvarırlar: “Bizi bundan kurtarırsan, hiç kuşkusuz, karşılığını ödeyenlerden oluruz.”

Muhammed Esed

Sizi karada ve denizde gezdiren O'dur. Öyle ki, gemilerle denize açıldığınızda, gemilerin elverişli bir rüzgarın önünde yolcuları alıp götürdüğü zaman (olanları düşünün,) gemidekiler sevinç ve güvenlik içinde hissederler kendilerini; derken bir fırtına yakalar gemiyi ve dalgalar her yandan kuşatır onları, öyle ki, (ölümün) kendilerini çepeçevre sardığını düşünürler de (o zaman) dinlerine sıkı sıkı sarılıp yalnızca Allah'a yönelerek: "Bizi bu (felaketten) kurtarırsan, andolsun ki şükreden kimselerden olacağız!" diye yalvarıp yakarırlar O'na.

Mustafa İslamoğlu

Sizi karada ve denizde gezdiren O'dur. Dahası (tutun ki) sizler gemide bulunuyosunuz, tatlı bir rüzgarda onunla yol alıyorsunuz, üstelik tam da bunun sevinciyle mest olmuşsunuz; derken bir fırtına yakalıyor gemiyi ve dalgalar her yandan yolcuları kuşatıyor. Artık onlar dört bir yandan (ölümle) sarıldıklarına kanaat getirmiş vaziyetteler; tüm içtenlikle Allah'a yönelip yalnız O'nun nizamına sığınarak; "Eğer bizi bu beladan kurtarırsan yemin olsun ki şükredenlerden olacağız!" diye yalvarıp yakarıyorlar.

Suat Yıldırım

Sizi karada olsun, denizde olsun gezdirip dolaştıran O'dur. Gemide olduğunuz zamanı düşünün: Gemiler, tatlı bir rüzgârla içindeki yolcuları alıp götürdüğü ve yolcular da bundan ötürü keyiflendikleri bir sırada, birden gemiye şiddetli bir fırtına gelir, dalgalar her taraftan onları sarar ve artık kendilerinin tamamen kuşatılıp bir daha kurtulamayacaklarını zannedince, bütün niyaz ve ibadetlerini yalnız Allah'a yapıp gönülden O'na yalvarırlar: “Ahdimiz olsun ki, eğer bizi bu felâketten kurtarırsan, mutlaka şükreden kullarından olacağız! ” derler. [2, 139] {KM, Mezmurlar 107, 23-30}

Süleyman Ateş

Sizi karada ve denizde yürüten O'dur. Gemide olduğunuz zaman(ı düşünün): Gemiler, içinde bulunanları hoş bir rüzgarla alıp götürdüğü, ve (yolcular) bununla sevindikleri sırada, birden gemiye, şiddetli bir kasırga gelip de, her yerden gelen dalgalar onları sardığı ve artık kendilerinin tamamen kuşatıldıklarını (bir daha kurtulamayacaklarını) sandıkları zaman, dini, yalnız Allah'a halis kılarak O'na şöyle yalvarmağa başlarlar: "Andolsun, eğer bizi bundan kurtarırsan, şükredenlerden olacağız.

Şaban Piriş

Sizi karada ve denizde yürüten Odur. Öyle ki siz bir gemide iken ve güzel bir rüzgar ile akıp giderken insanlar onunla neşelenirler. Şiddetli bir rüzgar çıkıp, her taraftan onları dalgaların sardığı ve çepeçevre kuşatıldıklarını anladıkları zaman dini tamamen Ona has kılanlar olarak:-Eğer bizi bundan kurtarırsan andolsun ki şükredenlerden olacağız, diye Allaha dua ederler.

Yaşar Nuri Öztürk

O yürütüyor sizi karada ve denizde. Diyelim gemidesiniz: Gemiler, içindekileri latif bir rüzgarla götürüyor. İçerdekiler ferah ve sevinç duymaktalar. Birden korkunç bir kasırga geliverdi. Her taraftan dalgalar üzerlerine çullandı. Çepeçevre kuşatıldıklarını düşünüp dini yalnız Allah'a özgüleyerek duaya koyuldular: "Eğer bizi şu durumdan kurtarırsan, yemin olsun sana şükredenlerden olacağız."

Edip-Layth-Martha

He is the One who carries you on land and on the sea. When you are on the ships and We drive them with a good wind which they rejoice with, a strong gust comes to it and the waves come to them from all sides, and they suppose that they are overwhelmed, they implore God devoting the system to Him: "If You save us from this, we will be of the thankful."*

Muhammad Asad

He it is who enables you to travel on land and sea. And [behold what happens] when you go to sea in ships:* [they go to sea in ships,] and they sail on in them in a favourable wind, and they rejoice thereat until there comes upon them a tempest, and waves surge towards them from all sides, so that they believe themselves to be encompassed [by death; and then] they call unto God, [at that moment] sincere in their faith in Him alone, "If Thou wilt but save us from this, we shall most certainly be among the grateful!"

Rashad Khalifa

He is the One who moves you across the land and sea. You get onto the ships, and they sail smoothly in a nice breeze. Then, while rejoicing therein, violent wind blows, and the waves surround them from every side. This is when they implore GOD, sincerely devoting their prayers to Him alone: "If You only save us this time, we will be eternally appreciative.",

The Monotheist Group

He is the One who carries you on land and on the sea. And when you are on the ships and We drive them with a good wind which they rejoice with, a strong gust comes to them and the waves come to them from all sides, and they think that they are finished, they implore God with loyalty and devotion to His system: "If You save us from this, we will be of the thankful."