Kehf Sûresi19. Ayet

← Sure okumasına dön

Kelime Kelime (38 kelime)

#ArapçaKökOkunuşTürkçeİngilizce
1وكذلكve keƶālikeyine böyleAnd similarly,
2بعثناهمب ع ثBAS̃beǎṧnāhumonları dirilttikWe raised them
3ليتساءلواس ا لSELliyetesā'elūsormaları içinthat they might question
4بينهمب ي نBYNbeynehumkendi aralarındaamong them.
5قالق و لGVLḳālededi kiSaid
6قائلق و لGVLḳāilunkonuşan biria speaker
7منهمminhumiçlerindenamong them,
8كمkemne kadar?"""How long"
9لبثتمل ب ثLBS̃lebiṧtumkaldınız"have you remained?"""
10قالواق و لGVLḳālūdedilerThey said,
11لبثنال ب ثLBS̃lebiṧnākaldık"""We have remained"
12يوماي و مYVMyevmenbir güna day
13أوevya daor
14بعضب ع ضBAŽbeǎ'Debir parçası (kadar)a part
15يومي و مYVMyevmingünün"(of) a day."""
16قالواق و لGVLḳālūdedilerThey said,
17ربكمر ب بRBBrabbukumRabbiniz"""Your Lord"
18أعلمع ل مALMeǎ'lemudaha iyi bilirknows best
19بماbimāne kadarhow long
20لبثتمل ب ثLBS̃lebiṧtumkaldığınızıyou have remained.
21فابعثواب ع ثBAS̃feb'ǎṧūgönderinSo send
22أحدكما ح دEḪD̃eHadekumbirinizione of you
23بورقكمو ر قVRGbiveriḳikumgümüş (para) ilewith this silver coin of yours
24هذهhāƶihişuwith this silver coin of yours
25إلىilāto
26المدينةم د نMD̃Nl-medīnetişehrethe city,
27فلينظرن ظ رNƵRfe lyenZurbaksınand let him see
28أيهاeyyuhāhangiwhich is
29أزكىز ك وZKVezkādaha temiz isethe purest
30طعاماط ع مŦAMTaǎāmenyiyecekfood,
31فليأتكما ت يETYfe lye'tikumsize getirsinand let him bring to you
32برزقر ز قRZGbirizḳinbir azıkprovision
33منهminhuondanfrom it,
34وليتلطفل ط فLŦFvelyeteleTTafve dikkatli davransınand let him be cautious.
35ولاve lāsakınAnd let not be aware
36يشعرنش ع رŞARyuş'ǐrannesezdirmesinAnd let not be aware
37بكمbikumsiziabout you
38أحداا ح دEḪD̃eHadenbirisine"anyone."""

Mealler

Arapça (Harekesiz)

وكذلك بعثنهم ليتساءلوا بينهم قال قائل منهم كم لبثتم قالوا لبثنا يوما او بعض يوم قالوا ربكم اعلم بما لبثتم فابعثوا احدكم بورقكم هذه الى المدينة فلينظر ايها ازكى طعاما فلياتكم برزق منه وليتلطف ولا يشعرن بكم احدا

Arapça (Harekeli)

وَكَذَلِكَ بَعَثْنَاهُمْ لِيَتَسَاءَلُوا بَيْنَهُمْ قَالَ قَائِلٌ مِّنْهُمْ كَمْ لَبِثْتُمْ قَالُوا لَبِثْنَا يَوْمًا أَوْ بَعْضَ يَوْمٍ قَالُوا رَبُّكُمْ أَعْلَمُ بِمَا لَبِثْتُمْ فَابْعَثُوا أَحَدَكُم بِوَرِقِكُمْ هَذِهِ إِلَى الْمَدِينَةِ فَلْيَنظُرْ أَيُّهَا أَزْكَى طَعَامًا فَلْيَأْتِكُم بِرِزْقٍ مِّنْهُ وَلْيَتَلَطَّفْ وَلَا يُشْعِرَنَّ بِكُمْ أَحَدًا

Transliterasyon

Ve kezâlike beasnâhum li yetesâelû beynehum, kâle kâilun minhum kem lebistum, kâlû lebisnâ yevmen ev ba´da yevm(yevmin), kâlû rabbukum a´lemu bi mâ lebistum feb´asû ehadekum bi verıkıkum hâzihî ilel medîneti fel yanzur eyyuhâ ezkâ taâmen fel ye´tikum bi rızkın minhu vel yetelattaf ve lâ yuş´ırenne bikum ehadâ(ehaden).

Transliteration (Eng.)

Waka<span class="u">tha</span>lika baAAathn<span class="u">a</span>humliyatas<span class="u">a</span>aloo baynahum q<span class="u">a</span>la q<span class="u">a</span>-ilun minhumkam labithtum q<span class="u">a</span>loo labithn<span class="u">a</span> yawman aw baAA<span class="u">d</span>ayawmin q<span class="u">a</span>loo rabbukum aAAlamu bim<span class="u">a</span> labithtum fa<span class="b">i</span>bAAathooa<span class="u">h</span>adakum biwariqikum h<span class="u">ath</span>ihi il<span class="u">a</span> almadeenatifalyan<span class="i"><span class="u">th</span></span>ur ayyuh<span class="u">a</span> azk<span class="u">a</span> <span class="u">t</span>aAA<span class="u">a</span>manfalya/tikum birizqin minhu walyatala<span class="u">tt</span>af wal<span class="u">a</span>yushAAiranna bikum a<span class="u">h</span>ad<span class="u">a</span><span class="b">n</span>

Abdulbaki Gölpınarlı

Onları uyuttuğumuz gibi birbirlerine sormaları için öylece de uyandırdık ve içlerinden biri, ne kadar kaldık burada dedi. Bir gün uyumuşuz, yahut günün bir kısmını uykuyla geçirmişiz dediler ve Rabbiniz, daha iyi bilir dediler, ne kadar kaldığınızı, hele şimdi birinizi şu gümüş parayla şehre yollayın da yiyeceklerin hangisi daha temizse bir miktar alsın, bir rızık getirsin size, ancak çok ihtiyatlı davransın ve hiçbir kimse sizi duyup anlamasın.

Ali Bulaç

Böylece, aralarında bir sorgulama yapsınlar diye onları dirilttik (uyandırdık). İçlerinden bir sözcü dedi ki: "Ne kadar kaldınız?" Dediler ki: "Bir gün veya günün bir (kaç saatlik) kısmı kadar kaldık." Dediler ki: "Ne kadar kaldığınızı Rabbiniz daha iyi bilir; şimdi birinizi bu paranızla şehre gönderin de, hangi yiyecek temizse baksın, size ondan bir rızık getirsin; ancak oldukça nazik davransın ve sakın sizi kimseye sezdirmesin."

Bayraktar Bayraklı

Birbirine sorsunlar diye onları böylece uyandırdık. İçlerinden biri, “Ne kadar kaldınız?” dedi. “Bir gün veya bir günden az kaldık” dediler. “Ne kadar kaldığınızı Rabbiniz daha iyi bilir. Birinizi şu para ile şehre gönderin de, yiyeceklerin en iyisine baksın ve size yiyecek getirsin, nazik davransın ve sakın sizi kimseye duyurmasın!”

Diyanet İşleri

Böylece biz, aralarında birbirlerine sormaları için onları uyandırdık: İçlerinden biri: "Ne kadar kaldınız?" dedi. (Kimi) "Bir gün ya da günün bir parçası kadar kaldık" dediler; (kimi de) şöyle dediler: "Rabbiniz, kaldığınız müddeti daha iyi bilir. Şimdi siz, içinizden birini şu gümüş paranızla şehre gönderin de, baksın, (şehrin) hangi yiyeceği daha temiz ise size ondan erzak getirsin; ayrıca, nazik davransın (gizli hareket etsin) ve sakın sizi kimseye sezdirmesin."

Edip Yüksel

Böylece onları uyandırdık ki birbirlerine sorsunlar. Onlardan biri, "Ne kadar kaldınız?" diye sordu. "Birgün, yahut günün bir parçası kadar kaldık" dediler. "Ne kadar kaldığınızı Rabbiniz daha iyi bilir. Birinizi şu para ile şehre gönderelim de en temiz ve leziz yiyecekleri seçip size bir azık getirsin. Dikkatli davranarak kimsenin dikkatini üstüne çekmesin" diye eklediler.

Elmalılı Hamdi Yazır

Onları bir mucize olarak uyuttuğumuz gibi, birbirlerine sorsunlar diye kendilerini uyandırdık da içlerinden bir sözcü şöyle dedi: "Ne kadar durup kaldınız?" (Kimi) "Bir gün ya da günün bir parçası kadar kaldık" dediler. (Kimi de) şöyle dediler: "Ne kadar durduğunuzu, Rabbiniz daha iyi bilir. Şimdi siz birinizi, bu gümüş paranızla şehre gönderin de baksın, hangi yiyecek daha temiz ise, ondan size azık getirsin. Hem çok dikkatli davransın ve sizi kimseye sezdirmesin."

Erhan Aktaş

Ve böylece birbirlerine sorsunlar diye onları canlandırdık. Onlardan biri şu soruyu sordu: “Ne kadar kaldınız?” “Bir gün veya günün bir bölümü kadar.” dediler. Kimisi de: “Ne kadar kaldığınızı Rabb’iniz daha iyi bilir.” dediler. Sizden birisini, gümüş paranızla şehre gönderin. Hangi yiyeceği seviyorsanız ondan yiyecek getirsin. Ve sizi kimseye sezdirmemeye dikkat etsin.

Hakkı Yılmaz

(19,20)Ve böylece kendi aralarında soruşturma yapsınlar diye yazıt ashâbını gönderdik. Onlardan bir sözcü: “Ne kadar durup kaldınız?” dedi. Diğerleri: “Bir gün ya da günün bir parçası kadar kaldık” dediler. Yazıt ashâbından diğerleri: “Ne kadar durduğunuzu, Rabbiniz daha iyi bilir. Şimdi siz birinizi, bu gümüş paranızla şehre gönderin de baksın, hangi yiyecek daha temiz ise, ondan size yiyecek getirsin. Ve çok nazik davransın ve sizi kimseye sezdirmesin. Şüphesiz şehir halkı, sizin üzerinize galip gelirlerse sizi taşlayarak öldürürler veya sizi kendi dinlerine/yaşam tarzlarına döndürürler. O zaman da siz, sonsuz olarak asla kurtuluşa eremezsiniz.”

Muhammed Esed

Derken (günü gelince) onları uykudan kaldırdık; ve (olup biteni) birbirlerine sormaya başladılar. İçlerinden biri: "(Burada) bu şekilde ne kadar kaldınız?" diye sordu. Ötekiler: "Ya bir gün ya da günün bir kısmı kadar" dediler. (İçlerinden daha derin bir sezgiyle donanmış olanlar:) "Ne kadar kaldığımızı en iyi Rabbimiz bilir" dediler ve (şöyle eklediler:) "Şimdi içinizden birini şu gümüş paralarla şehre gönderin de, baksın yiyeceklerden en temizi hangisi ise size ondan azık olarak alıp getirsin. Ama çok dikkatli davransın, sakın kimseye sizden bahsetmesin:

Mustafa İslamoğlu

İşte durum böyleyken, onları hayata döndürdük; nihayet kendi aralarında (ne olup bittiğini) sormaya başladılar. İçlerinden birinin "Bu şekilde ne kadar kaldınız?" diye sorması üzerine, diğerleri "Bir gün ya da günün bir parçası kadar" diye cevap verdiler. (O anda söze giren) daha başkaları ise şöyle dedi: "Ne kadar kaldığınızı çok iyi bilen sadece Rabbinizdir. Şimdi (bunu bırakın) da, içinizden birini şu gümüş paralarla şehre gönderin; bir bakıversin, yiyeceklerden en temiz ve uygunu hangisiyse, size rızık olarak onu getirsin; fakat çok hassas davransın ve sakın sizin varlığınızı kimseye sezdirmesin!

Suat Yıldırım

19, 20. İşte, onları nasıl uyuttuysak öylece de uyandırdık. Derken aralarında konuşmaya başladılar. Birisi: “Ne kadar uykuda kaldınız? ” diye sorunca bazıları: “Bir gün, belki bir günden de az! ” diye cevap verdiler. Diğerleri de: “Uykuda ne kadar kaldığınızı tam tamına ancak Rabbiniz bilir. ” dediler. “Siz onu bırakın da, açlığımızı gidermeye bakalım. Şu akçeyi verip içinizden birini şehre gönderin de baksın hangi yiyecek daha hoş ve helâl ise ondan size azık tedarik etsin. ”“Bir de gayet nazik ve tedbirli davransın, varlığınızı ve bulunduğunuz yeri sakın hiç kimseye hissettirmesin. ”“Çünkü onlar sizi ellerine geçirirlerse ya taşa tutar, ya da kendi dinlerine döndürürler, bu takdirde de ebediyyen felah bulamazsınız. ”

Süleyman Ateş

Yine böyle onları dirilttik ki, kendi aralarında (birbirlerine) sorsunlar: İçlerinden biri: "Ne kadar kaldınız?" dedi. "Bir gün, ya da günün bir parçası (kadar kaldık)." dediler. (Fakat işin içyüzünü iyice bilmediklerinden herşeyi en iyi bilenin Allah olduğunu ifade ettiler): "Ne kadar kaldığınızı Rabbiniz daha iyi bilir, dediler, birinizi şu gümüş (para) ile şehre gönderin, baksın, hangi yiyecek daha temiz (ve nefis) ise ondan size bir azık getirsin; fakat çok dikkatli davransın, sakın sizi birisine sezdirmesin."

Şaban Piriş

Böylece, birbirlerine sorsunlar diye onları tekrar uyandırdık. Onlardan biri şöyle dedi: “Ne kadar kaldınız?”-Bir gün veya daha az.” dediler. Ne kadar kaldığınızı en iyi Rabbiniz bilir. Şimdi, içinizden birine para verip şehre gönderin de baksın hangi yiyecek daha temiz ise ondan size azık getirsin. Çok dikkatli olun, sizi kimse hissetmesin.” dediler.

Yaşar Nuri Öztürk

İşte böyle! Onları dirilttik ki, birbirlerine sorup dursunlar. İçlerinden biri şöyle konuştu: "Ne kadar durdunuz?" Dediler: "Bir gün yahut günün bir parçası kadar." Dediler: "Ne kadar kaldığınızı Rabbiniz daha iyi bilir. Siz şimdi birinizi şu gümüş para ile kente gönderin de baksın; kentin hangi yiyeceği daha temizse ondan size bir rızık getirsin. Ama nazik ve kurnaz davransın ki, sizi kimseye farkettirmesin."

Edip-Layth-Martha

Thus We roused them so they would ask themselves. A speaker from amongst them said, "How long have you stayed?" They said, "We stayed a day or part of a day." He said, "Your Lord is surely aware how long you stayed, so send one of you with these money of yours to the city, and let him see which is the tastiest food, and let him come with a provision of it. Let him be courteous and let no one take notice of you."

Muhammad Asad

And so, [in the course of time,] We awakened them;* and they began to ask one another [as to what had happened to them].* One of them asked: "How long have you remained thus?" [The others] answered: "We have remained thus a day, or part of a day."* Said they [who were endowed with deeper insight]: "Your Sustainer knows best how long you have thus remained.* Let, then, one of you go with these silver coins to the town, and let him find out what food is purest there, and bring you thereof [some] provisions. But let him behave with great care and by no means make anyone aware of you:

Rashad Khalifa

When we resurrected them, they asked each other, "How long have you been here?" "We have been here one day or part of the day," they answered. "Your Lord knows best how long we stayed here, so let us send one of us with this money to the city. Let him fetch the cleanest food, and buy some for us. Let him keep a low profile, and attract no attention.,

The Monotheist Group

And it was thus that We delivered them so they would ask themselves. A speaker from among them said: "How long have you stayed?" They said: "We stayed a day or part of a day." He said: "Your Lord is surely aware how long you stayed, so send one of you with these stamped coins of yours to the city, and let him see which is the tastiest food, and let him come with a provision of it. And let him be careful and let no one notice you."