Bakara Sûresi119. Ayet
← Sure okumasına dönKelime Kelime (10 kelime)
| # | Arapça | Kök | Okunuş | Türkçe | İngilizce |
|---|---|---|---|---|---|
| 1 | إنا | — | innā | doğrusu biz | Indeed We! |
| 2 | أرسلناك | ر س لRSL | erselnāke | seni gönderdik | [We] have sent you |
| 3 | بالحق | ح ق قḪGG | bil-Haḳḳi | gerçekle | with the truth, |
| 4 | بشيرا | ب ش رBŞR | beşīran | müjdeleyici | (as) a bearer of good news |
| 5 | ونذيرا | ن ذ رNZ̃R | ve neƶīran | ve uyarıcı olarak | and (as) a warner. |
| 6 | ولا | — | ve lā | değilsin | And not |
| 7 | تسأل | س ا لSEL | tuselu | sen sorumlu | you will be asked |
| 8 | عن | — | ǎn | about | |
| 9 | أصحاب | ص ح بṦḪB | eSHābi | halkından | (the) companions |
| 10 | الجحيم | ج ح مCḪM | l-ceHīmi | cehennem | (of) the blazing Fire. |
Mealler
Arapça (Harekesiz)
انا ارسلنك بالحق بشيرا ونذيرا ولا تسل عن اصحب الجحيم
Arapça (Harekeli)
إِنَّا أَرْسَلْنَاكَ بِالْحَقِّ بَشِيرًا وَنَذِيرًا وَلَا تُسْأَلُ عَنْ أَصْحَابِ الْجَحِيمِ
Transliterasyon
İnnâ erselnâke bil hakkı beşîren ve nezîren, ve lâ tus’elu an ashâbil cahîm|i|.
Transliteration (Eng.)
Inn<span class="u">a</span> arsaln<span class="u">a</span>ka bi<span class="b">a</span>l<span class="u">h</span>aqqibasheeran wana<span class="u">th</span>eeran wal<span class="u">a</span> tus-alu Aaan a<span class="u">s</span>-<span class="u">ha</span>bialja<span class="u">h</span>eem<span class="b">i</span>
Abdulbaki Gölpınarlı
Şüphe yok ki biz, seni dosdoğru bir müjdeci ve korkutucu olarak gönderdik, zâten sen, o cehennemliklerden sorumlu da değilsin.
Ali Bulaç
Şüphesiz Biz seni bir müjdeci ve bir uyarıcı olarak, hak (Kur'an) ile gönderdik. Sen cehennemin halkından sorumlu tutulmayacaksın.
Bayraktar Bayraklı
Doğrusu biz seni müjdeleyici ve uyarıcı olarak hak ile gönderdik. Sen cehennemliklerden sorumlu değilsin.
Diyanet İşleri
Doğrusu biz seni Hak (Kur'an) ile müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik. Sen cehenmemliklerden sorumlu değilsin.
Edip Yüksel
Biz seni, gerçekle, müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik. Cehennem halkından sen sorumlu değilsin.
Elmalılı Hamdi Yazır
Şüphe yok ki, Biz seni hak ile rahmetimizin müjdecisi ve azabımızın habercisi olarak gönderdik. Sen, o cehennemliklerden sorumlu değilsin.
Erhan Aktaş
Doğrusu, Biz, seni, Hakk ile müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik. Cehennem ehlinden sorumlu tutulacak değilsin.
Hakkı Yılmaz
Şüphesiz Biz, seni gerçek ile müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik. Sen, cehennem ashâbından sorumlu da tutulmazsın.
Muhammed Esed
Doğrusu Biz seni (ey Peygamber) hakikat ile gönderdik: Bir müjdeleyici ve uyarıcı olarak; yakıcı ateşe mahkum olanlardan sen sorumlu değilsin.
Mustafa İslamoğlu
Gerçekten biz seni, hakikat ile müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik; ateşe yoldaş olanlardan sen sorumlu değilsin.
Suat Yıldırım
Biz seni sırf Kur'ân'la müjdelemen ve uyarman için gerçeğin ta kendisi olarak gönderdik. Yoksa sen cehennemliklerden ötürü sorguya çekilecek değilsin. [3, 20; 88, 22; 50, 45]
Süleyman Ateş
Doğrusu biz seni, gerçekle, müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik. Cehennem halkından sen sorumlu değilsin.
Şaban Piriş
Biz seni hem müjdeci, hem de korkutucu olarak hak ile gönderdik. Cehennem halkından sen sorumlu değilsin.
Yaşar Nuri Öztürk
İnan olsun ki, biz seni hak üzere bir müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik. Sen, cehennem ehlinden sorgu-suale çekilmeyeceksin / cehennem yaranından sen sorumlu değilsin.
Edip-Layth-Martha
We have sent you with the truth as a bearer of good news and as a warner. You will not be questioned about the people of hell.
Muhammad Asad
Verily, We have sent thee [O Prophet] with the truth, as a bearer of glad tidings and a warner: and thou shalt not be held accountable for those who are destined for the blazing fire.
Rashad Khalifa
We have sent you* with the truth as a bearer of good news, as well as a warner. You are not answerable for those who incur Hell.,
The Monotheist Group
We have sent you with the truth as a bearer of good news and a warner. You will not be questioned about the people of Hell.