Nur Sûresi40. Ayet
← Sure okumasına dönKelime Kelime (33 kelime)
| # | Arapça | Kök | Okunuş | Türkçe | İngilizce |
|---|---|---|---|---|---|
| 1 | أو | — | ev | yahut | Or |
| 2 | كظلمات | ظ ل مƵLM | keZulumātin | karanlıklar gibidir | (is) like (the) darkness[es] |
| 3 | في | — | fī | içindeki | in |
| 4 | بحر | ب ح رBḪR | beHrin | bir deniz | a sea |
| 5 | لجي | ل ج جLCC | lucciyyin | derin | deep, |
| 6 | يغشاه | غ ش وĞŞV | yeğşāhu | ki üstünü örten | covers it |
| 7 | موج | م و جMVC | mevcun | bir dalga | a wave, |
| 8 | من | — | min | -nden | on it |
| 9 | فوقه | ف و قFVG | fevḳihi | onun üstü- | on it |
| 10 | موج | م و جMVC | mevcun | bir dalga | a wave, |
| 11 | من | — | min | -nden | on it |
| 12 | فوقه | ف و قFVG | fevḳihi | onun üstü- | on it |
| 13 | سحاب | س ح بSḪB | seHābun | bir bulut | a cloud, |
| 14 | ظلمات | ظ ل مƵLM | Zulumātun | karanlıklar | darkness[es] |
| 15 | بعضها | ب ع ضBAŽ | beǎ'Duhā | onun biri | some of it |
| 16 | فوق | ف و قFVG | fevḳa | üstüne | on |
| 17 | بعض | ب ع ضBAŽ | beǎ'Din | diğerinin | others. |
| 18 | إذا | — | iƶā | ne zaman ki | When |
| 19 | أخرج | خ ر جḢRC | eḣrace | çıkarsa | he puts out |
| 20 | يده | ي د يYD̃Y | yedehu | elini | his hand |
| 21 | لم | — | lem | hardly | |
| 22 | يكد | ك و دKVD̃ | yeked | neredeyse | hardly |
| 23 | يراها | ر ا يREY | yerāhā | onu dahi göremez | he (can) see it. |
| 24 | ومن | — | ve men | bir kimseye | And (for) whom |
| 25 | لم | — | lem | not | |
| 26 | يجعل | ج ع لCAL | yec'ǎli | vermemişse | Allah (has) made |
| 27 | الله | — | llahu | Allah | Allah (has) made |
| 28 | له | — | lehu | ona | for him |
| 29 | نورا | ن و رNVR | nūran | bir nur | a light, |
| 30 | فما | — | femā | artık olmaz | then not |
| 31 | له | — | lehu | onun | for him |
| 32 | من | — | min | hiçbir | (is) any |
| 33 | نور | ن و رNVR | nūrin | nuru | light. |
Mealler
Arapça (Harekesiz)
او كظلمت فى بحر لجى يغشىه موج من فوقه موج من فوقه سحاب ظلمت بعضها فوق بعض اذا اخرج يده لم يكد يرىها ومن لم يجعل الله له نورا فما له من نور
Arapça (Harekeli)
أَوْ كَظُلُمَاتٍ فِي بَحْرٍ لُّجِّيٍّ يَغْشَاهُ مَوْجٌ مِّن فَوْقِهِ مَوْجٌ مِّن فَوْقِهِ سَحَابٌ ظُلُمَاتٌ بَعْضُهَا فَوْقَ بَعْضٍ إِذَا أَخْرَجَ يَدَهُ لَمْ يَكَدْ يَرَاهَا وَمَن لَّمْ يَجْعَلِ اللَّهُ لَهُ نُورًا فَمَا لَهُ مِن نُّورٍ
Transliterasyon
Ev ke zulumâtin fî bahrin lucciyyin yagşâhu mevcun min fevkıhî mevcun min fevkıhî sehâb(sehâbun), zulumâtun ba’duhâ fevka ba’d(ba’dın), izâ ahrace yedehu lem yeked yerâhâ ve men lem yec’alillâhu lehu nûren fe mâ lehu min nûr(nûrin).
Transliteration (Eng.)
Aw ka<span class="i"><span class="u">th</span></span>ulum<span class="u">a</span>tin fee ba<span class="u">h</span>rinlujjiyyin yaghsh<span class="u">a</span>hu mawjun min fawqihi mawjun min fawqihisa<span class="u">ha</span>bun <span class="i"><span class="u">th</span></span>ulum<span class="u">a</span>tun baAA<span class="u">d</span>uh<span class="u">a</span>fawqa baAA<span class="u">d</span>in i<span class="u">tha</span> akhraja yadahu lam yakad yar<span class="u">a</span>h<span class="u">a</span>waman lam yajAAali All<span class="u">a</span>hu lahu nooran fam<span class="u">a</span> lahu minnoor<span class="b">in</span>
Abdulbaki Gölpınarlı
Yahut da derin bir denizi kaplayan karanlıklara benzer; onu bir dalgadır, sarmıştır, üstüne bir dalga daha gelir, daha üste de bulut çökmüştür, karanlıklar, karanlıklar üstüne yığılmıştır, öylesine ki elini çıkarsa onu bile nerdeyse göremez ve Allah, kime nur vermemişse artık bir nur yoktur ona.
Ali Bulaç
Ya da (inkar edenlerin amelleri) engin bir denizdeki karanlıklara benzer; onun üstünü bir dalga kaplar, onun üstünde bir dalga, onun da üstünde bir bulut vardır. Bir kısmı bir kısmı üzerinde olan karanlıklar; elini çıkardığında onu bile neredeyse göremeyecek. Allah kime nur vermemişse, artık onun için nur yoktur.
Bayraktar Bayraklı
Yahut engin bir denizdeki yoğun karanlıklar gibidir. Onu, üst üste dalgalar ve dalgaların üstünde bulutlar örter; karanlıklar üstünde karanlıklar, insan elini dışarı çıkarttığı zaman, neredeyse onu göremez bile. Allah'ın ışık vermediği kimsenin ışığı olmaz.
Diyanet İşleri
Yahut (o kafirlerin duygu, düşünce ve davranışları) engin bir denizdeki yoğun karanlıklar gibidir; (öyle bir deniz) ki, onu dalga üstüne dalga kaplıyor; üstünde de bulut... Birbiri üstüne karanlıklar... İnsan, elini çıkarıp uzatsa, neredeyse onu dahi göremez. Bir kimseye Allah nur vermemişse, artık o kimsenin aydınlıktan nasibi yoktur.*
Edip Yüksel
Yahut, yoğun bir sisle birlikte dalga üstüne dalganın örttüğü engin bir denizin ortasındaki karanlıklara benzer. Üstüste yığılmış karanlıklar… İnsan elini uzattığı zaman nerdeyse onu bile göremez. ALLAH'ın ışıktan yoksun bıraktığı kimsenin hiçbir ışığı olamaz.
Elmalılı Hamdi Yazır
Yahut (o kâfirlerin duygu, düşünce ve davranışları) engin bir denizdeki yoğun karanlıklar gibidir ki, onu dalga üstüne dalga kaplıyor; üstünde de bulut. Bir biri üstüne karanlıklar... İnsan, elini çıkarıp uzatsa, nerdeyse onu dahi göremez. Bir kimseye Allah, nur vermemişse, artık o kimsenin ışık ve aydınlıktan nasibi yoktur.
Erhan Aktaş
Veya derin denizlerdeki karanlığa benzer. Onu, üzerinde bulutlar olan üst üste dalgalar kuşatmıştır. Elini göremeyecek kadar, karanlık üstüne karanlık. Allah’ın aydınlığıyla aydınlanmamış bir kimse için başka aydınlık yoktur.
Hakkı Yılmaz
(39,40)Ve kâfirler; Allah'ın ilâhlığını ve rabliğini bilerek reddetmiş olan şu kişiler; onların amelleri, ıssız çöllerdeki serap gibidir ki susayan onu su zanneder, ona vardığında da orada herhangi bir şey bulamaz. Yanında Allah'ı bulmuştur. Sonra da Allah ise onun hesabını tastamam ödemiştir. Allah, hesabı çok çabuk görür. Yahut çok derin, engin bir denizdeki yoğun karanlıklar gibidir; onu dalga üstüne dalga kaplamakta; üstünde de bulut vardır. Birbiri üstüne karanlıklar... Kime, elini çıkarıp uzatsa, nerdeyse onu dahi göremez. Ve Allah, kime nûr vermemişse, artık o kimse için nûrdan herhangi bir şey yoktur.
Muhammed Esed
Yahut (onların yapıp-ettikleri) engin bir denizin kopkoyu karanlıkları gibidir; (öyle bir deniz ki) üst üste kopan dalgalar ve tepedeki (kara) bulutlar o karanlığı daha da arttırıyor: kat kat, üst üste karanlıklar..! (öyle ki, ) insan, çıkarıp (baksa), neredeyse kendi elini dahi göremez; öyle ya, Allah'ın aydınlatmadığı kimse için ışık (bulma umudu) yoktur!
Mustafa İslamoğlu
Veya (onların yapıp ettikleri) bir okyanusun derin karanlıkları gibidir; onu üst üste dalgalar kuşatmıştır, derken üstüne (bir de) kara bulutlar... Birbiri üstüne binmiş, kopkoyu, zifiri karanlıklar... kişi çıkarıp baksa, neredeyse elini dahi göremeyecek durumda: nitekim bir kimseyi Allah aydınlatmamışsa, onun asla aydınlıktan nasibi olamaz!
Suat Yıldırım
Yahut o kâfirlerin duygu, düşünce ve davranışları derin bir denizdeki yoğun karanlıklara benzer. Öyle bir deniz ki onu, dalga üstüne dalga kaplıyor. . . Üstünde de koyu bulut. Üst üste binmiş karanlıklar. . . İçinde bulunan insan, elini uzatsa nerdeyse kendi elini bile göremiyor. Öyle ya, Allah birine nûr vermezse artık onun hiçbir nûru olamaz. [2, 257; 6, 122]
Süleyman Ateş
Yahut (Onların işleri) engin bir denizdeki karanlıklar gibidir: (Bir deniz) Ki üstünü bir dalga, örtüyor, onun üstünden bir dalga onun üstünden de bir bulut (örtmektedir). Birbiri üstüne yığılmış karanlıklar. (İçinde bulunan kimse) Elini çıkarsa neredeyse onu dahi göremez. Allah bir kimseye nur vermemişse artık onun nuru olmaz.*
Şaban Piriş
Veya engin bir denizdeki karanlıklar gibidir. Onun üstünü bir dalga örter. Onun üstünü de başka bir dalga. Onun da üstünde bir bulut vardır. Karanlıklar üstünde karanlıklar. Elini çıkarsa, neredeyse onu bile göremez. Allahın nur vermediği kimsenin asla bir nuru olamaz.
Yaşar Nuri Öztürk
Onların amelleri, engin denizdeki karanlıklara da benzer. Üst üste dalgaların kapladığı bir deniz. Daha üstünde de bulutlar var. Birbiri üstüne karanlıklar... Elini çıkarsa göremeyecek halde. Allah'ın ışık vermediği kişiye hiçbir ışık bulunamaz.
Edip-Layth-Martha
Or like the darkness out in a deep ocean in the midst of violent waves, with waves upon waves and dark clouds. Darkness upon darkness, if he brings out his own hand, he could barely see it. For whomever God does not make a light, he will have no light.
Muhammad Asad
Or [else, their deeds are]* like the depths of darkness upon an abysmal sea, made yet more dark by wave billowing over wave, with [black] clouds above it all: depths of darkness, layer upon layer,* [so that] when one holds up his hand, he can hardly see it: for he to whom God gives no light, no light whatever has he!
Rashad Khalifa
Another allegory is that of being in total darkness in the midst of a violent ocean, with waves upon waves, in addition to thick fog. Darkness upon darkness - if he looked at his own hand, he could barely see it. Whomever GOD deprives of light, will have no light.,
The Monotheist Group
Or like the darkness out in a deep ocean in the midst of violent waves, with waves upon waves and dark clouds. Darkness upon darkness, if he brings out his own hand, he could barely see it. And for whoever God does not make a light, he will have no light.