Maide Sûresi41. Ayet
← Sure okumasına dönKelime Kelime (68 kelime)
| # | Arapça | Kök | Okunuş | Türkçe | İngilizce |
|---|---|---|---|---|---|
| 1 | يا | يY | yā | EY/HEY/AH | """O!" |
| 2 | أيها | أ ي هEYH | eyyuhā | SİZ! | You |
| 3 | الرسول | ر س لRSL | r-rasūlu | Elçi | Messenger! |
| 4 | لا | — | lā | Let not | |
| 5 | يحزنك | ح ز نḪZN | yeHzunke | seni üzmesin | grieve you |
| 6 | الذين | — | elleƶīne | kimseler | those who |
| 7 | يسارعون | س ر عSRA | yusāriǔne | yarış eden(ler) | hasten |
| 8 | في | — | fī | in (to) | |
| 9 | الكفر | ك ف رKFR | l-kufri | küfürde | [the] disbelief - |
| 10 | من | — | mine | of | |
| 11 | الذين | — | elleƶīne | onlar ki | those who |
| 12 | قالوا | ق و لGVL | ḳālū | derler | said, |
| 13 | آمنا | ا م نEMN | āmennā | inandık | """We believe""" |
| 14 | بأفواههم | ف و هFVH | biefvāhihim | ağızlariyle | with their mouths |
| 15 | ولم | — | velem | and not | |
| 16 | تؤمن | ا م نEMN | tu'min | inanmamış iken | believe |
| 17 | قلوبهم | ق ل بGLB | ḳulūbuhum | kalbleri | their hearts, |
| 18 | ومن | — | ve mine | ve arasında | and from |
| 19 | الذين | — | elleƶīne | olanlar | those who |
| 20 | هادوا | ه و دHVD̃ | hādū | yahudi(ler) | (are) Jews. |
| 21 | سماعون | س م عSMA | semmāǔne | kulak verirler | They (are) listeners |
| 22 | للكذب | ك ذ بKZ̃B | lilkeƶibi | yalana | to falsehood, |
| 23 | سماعون | س م عSMA | semmāǔne | kulak verirler | (and) listeners |
| 24 | لقوم | ق و مGVM | liḳavmin | bir kavme | for people, |
| 25 | آخرين | ا خ رEḢR | āḣarīne | başka | other, |
| 26 | لم | — | lem | (who have) not | |
| 27 | يأتوك | ا ت يETY | ye'tūke | sana gelmemiş olan | come to you. |
| 28 | يحرفون | ح ر فḪRF | yuHarrifūne | onlar kaydırırlar | They distort |
| 29 | الكلم | ك ل مKLM | l-kelime | kelimeleri | the words |
| 30 | من | — | min | from | |
| 31 | بعد | ب ع دBAD̃ | beǎ'di | bazısının | after |
| 32 | مواضعه | و ض عVŽA | mevāDiǐhi | yerlerinden | their context, |
| 33 | يقولون | ق و لGVL | yeḳūlūne | derler | saying, |
| 34 | إن | — | in | eğer | """If" |
| 35 | أوتيتم | ا ت يETY | ūtītum | size verilirse | you are given |
| 36 | هذا | — | hāƶā | bu | this |
| 37 | فخذوه | ا خ ذ EḢZ̃ | feḣuƶūhu | alın | [so] take it |
| 38 | وإن | — | vein | ve eğer | but if |
| 39 | لم | — | lem | not | |
| 40 | تؤتوه | ا ت يETY | tu'tevhu | verilmezse | you are given it |
| 41 | فاحذروا | ح ذ رḪZ̃R | feHƶerū | sakının | "then beware.""" |
| 42 | ومن | — | ve men | ve birini | And (for) whom |
| 43 | يرد | ر و دRVD̃ | yuridi | isterse | intends |
| 44 | الله | — | llahu | Allah | Allah |
| 45 | فتنته | ف ت نFTN | fitnetehu | şaşırtmak | his trial, |
| 46 | فلن | — | felen | then never | |
| 47 | تملك | م ل كMLK | temlike | sen yapamazsın | will you have power |
| 48 | له | — | lehu | onun için | for him |
| 49 | من | — | mine | karşı | against |
| 50 | الله | — | llahi | Allah'a | Allah |
| 51 | شيئا | ش ي اŞYE | şey'en | hiçbir şey | anything. |
| 52 | أولئك | — | ulāike | işte onlar | Those |
| 53 | الذين | — | elleƶīne | o kimseler ki | (are) the ones |
| 54 | لم | — | lem | never | |
| 55 | يرد | ر و دRVD̃ | yuridi | istememiştir | will intend |
| 56 | الله | — | llahu | Allah | Allah |
| 57 | أن | — | en | that | |
| 58 | يطهر | ط ه رŦHR | yuTahhira | temizlemesini | He purifies |
| 59 | قلوبهم | ق ل بGLB | ḳulūbehum | kalblerini | their hearts. |
| 60 | لهم | — | lehum | onlar için vardır | For them |
| 61 | في | — | fī | in | |
| 62 | الدنيا | د ن وD̃NV | d-dunyā | dünyada | the world |
| 63 | خزي | خ ز يḢZY | ḣizyun | rezillik | (is) disgrace |
| 64 | ولهم | ل ه مLHM | ve lehum | ve Onların | And for them |
| 65 | في | — | fī | in | |
| 66 | الآخرة | ا خ رEḢR | l-āḣirati | ahirette de | the Hereafter |
| 67 | عذاب | ع ذ بAZ̃B | ǎƶābun | bir azab | (is) a punishment |
| 68 | عظيم | ع ظ مAƵM | ǎZīmun | büyük | great. |
Mealler
Arapça (Harekesiz)
يايها الرسول لا يحزنك الذين يسرعون فى الكفر من الذين قالوا ءامنا بافوههم ولم تومن قلوبهم ومن الذين هادوا سمعون للكذب سمعون لقوم ءاخرين لم ياتوك يحرفون الكلم من بعد مواضعه يقولون ان اوتيتم هذا فخذوه وان لم توتوه فاحذروا ومن يرد الله فتنته فلن تملك له من الله شيا اولئك الذين لم يرد الله ان يطهر قلوبهم لهم فى الدنيا خزى ولهم فى الءاخرة عذاب عظيم
Arapça (Harekeli)
يَا أَيُّهَا الرَّسُولُ لَا يَحْزُنكَ الَّذِينَ يُسَارِعُونَ فِي الْكُفْرِ مِنَ الَّذِينَ قَالُوا آمَنَّا بِأَفْوَاهِهِمْ وَلَمْ تُؤْمِن قُلُوبُهُمْ وَمِنَ الَّذِينَ هَادُوا سَمَّاعُونَ لِلْكَذِبِ سَمَّاعُونَ لِقَوْمٍ آخَرِينَ لَمْ يَأْتُوكَ يُحَرِّفُونَ الْكَلِمَ مِن بَعْدِ مَوَاضِعِهِ يَقُولُونَ إِنْ أُوتِيتُمْ هَذَا فَخُذُوهُ وَإِن لَّمْ تُؤْتَوْهُ فَاحْذَرُوا وَمَن يُرِدِ اللَّهُ فِتْنَتَهُ فَلَن تَمْلِكَ لَهُ مِنَ اللَّهِ شَيْئًا أُولَئِكَ الَّذِينَ لَمْ يُرِدِ اللَّهُ أَن يُطَهِّرَ قُلُوبَهُمْ لَهُمْ فِي الدُّنْيَا خِزْيٌ وَلَهُمْ فِي الْآخِرَةِ عَذَابٌ عَظِيمٌ
Transliterasyon
Yâ eyyuher resûlu lâ yahzunkellezîne yusâriûne fîl kufri minellezîne kâlû âmennâ bi efvâhihim ve lem tu’min kulûbuhum, ve minellezîne hâdû semmâûne lil kezibi semmâûne li kavmin âharîne lem ye’tuk|e| yuharrifûnel kelime min ba’di mevâdııh|î|, yekûlûne in utîtum hâzâ fe huzûhu ve in lem tu’tevhu fahzerû ve men yuridillâhu fitnetehu fe len temlike lehu minallâhi şey’â(şey’en) ulâikellezîne lem yuridillâhu en yutahhire kulûbehum lehum fîd dunyâ hızyun ve lehum fîl âhıreti azâbun azîm(azîmun).
Transliteration (Eng.)
Y<span class="u">a</span> ayyuh<span class="u">a</span> a<span class="b">l</span>rrasoolu l<span class="u">a</span>ya<span class="u">h</span>zunka alla<span class="u">th</span>eena yus<span class="u">a</span>riAAoona fee alkufrimina alla<span class="u">th</span>eena q<span class="u">a</span>loo <span class="u">a</span>mann<span class="u">a</span> bi-afw<span class="u">a</span>hihimwalam tu/min quloobuhum wamina alla<span class="u">th</span>eena h<span class="u">a</span>doosamm<span class="u">a</span>AAoona lilka<span class="u">th</span>ibi samm<span class="u">a</span>AAoona liqawmin <span class="u">a</span>khareenalam ya/tooka yu<span class="u">h</span>arrifoona alkalima min baAAdi maw<span class="u">ad</span>iAAihiyaqooloona in ooteetum h<span class="u">atha</span> fakhu<span class="u">th</span>oohu wa-in lamtu/tawhu fa<span class="b">i</span><span class="u">hth</span>aroo waman yuridi All<span class="u">a</span>hufitnatahu falan tamlika lahu mina All<span class="u">a</span>hi shay-an ol<span class="u">a</span>-ikaalla<span class="u">th</span>eena lam yuridi All<span class="u">a</span>hu an yu<span class="u">t</span>ahhiraquloobahum lahum fee a<span class="b">l</span>dduny<span class="u">a</span> khizyun walahum feeal-<span class="u">a</span>khirati AAa<span class="u">tha</span>bun AAa<span class="i"><span class="u">th</span></span>eem<span class="b">un</span>
Abdulbaki Gölpınarlı
Ey Peygamber, ağızlarıyla inandık diyen, fakat yürekleriyle inanmayanlardan ve Yahûdilerden, boyuna kâfirliğe koşuşanlar, seni mahzun etmesin. Onlar, sözleri, yalan söylemek için boyuna dinleyip dururlar, senin yanına gelmemiş olan bir başka kavim için dinlerler boyuna. Onlar, sözlerin bâzısının yerlerini değiştirirler de size şu tarzda fetva verilirse derler, kabul edin, verilmezse çekinin kabul etmekten ve Allah, kime azâb etmek isterse sen, Allah'ın isteğine karşı o adama hiçbir şey yapamazsın. Onlar, öyle kişilerdir ki Allah, yüreklerini temizlemeyi murâd etmemiştir. Onlar içindir dünya da horluk ve onlar içindir âhirette pek büyük bir azap.
Ali Bulaç
Ey peygamber, kalpleri inanmadığı halde ağızlarıyla "İnandık" diyenlerle Yahudilerden küfür içinde çaba harcayanlar seni üzmesin. Onlar, yalana kulak tutanlar, sana gelmeyen diğer topluluk adına kulak tutanlar (haber toplayanlar)dır. Onlar, kelimeleri yerlerine konulduktan sonra saptırırlar, "Size bu verilirse onu alın, o verilmezse ondan kaçının" derler. Allah, kimin fitne(ye düşme)sini isterse, artık onun için sen Allah'tan hiçbir şeye malik olamazsın. İşte onlar, Allah'ın kalplerini arıtmak istemedikleridir. Dünyada onlar için bir aşağılanma, ahirette onlar için büyük bir azap vardır.
Bayraktar Bayraklı
Ey peygamber! Kalpleri inanmamış olduğu halde ağızlarıyla “inandık” diyenlerden ve Yahudilerden inkârda yarışırcasına koşanlar seni üzmesin. Onlar daima yalana ve sana gelmeyenlere kulak verirler. Kelimeleri yerlerinden değiştirirler. “Eğer size şu verilirse hemen alınız, o verilmezse sakınınız” derler. Allah bir kimseyi fitneye düşürmek isterse, Allah'a karşı, onun lehine hiçbir şey yapamazsın. Onlar, Allah'ın, kalplerini temizlemek istemediği kimselerdir. Onlar için dünyada rezillik, âhirette de büyük bir azap vardır.
Diyanet İşleri
Ey Resul! Kalpleri iman etmediği halde ağızlarıyle "inandık" diyen kimselerden ve yahudilerden küfür içinde koşuşanlar(ın hali) seni üzmesin. Onlar durmadan yalana kulak verirler, ve sana gelmeyen (bazı) kimselere kulak verirler; kelimeleri yerlerinden kaydırıp değiştirirler. "Eğer size şu verilirse hemen alın, o verilmezse sakının!" derler. Allah bir kimseyi şaşkınlığa (fitneye) düşürmek isterse, sen Allah'a karşı, onun lehine hiçbir şey yapamazsın. Onlar, Allah'ın kalplerini temizlemek istemediği kimselerdir. Onlar için dünyada rezillik vardır ve ahirette onlara mahsus büyük bir azap vardır.*
Edip Yüksel
Ey elçi, ağızlarıyla "Onayladık" dedikleri halde kalpleriyle onaylamayanların inkârcılıktaki gayretleri seni üzmesin. Yahudilerin bir grubu var ki yalana kulak veriyor, seninle hiç karşılaşmamış bir topluluğu dinliyor. Kelimelerin anlamını kaydırıp: "Size bu verilirse alın, bu verilmezse sakının" diyorlar. ALLAH birini sınamak isterse ALLAH'a karşı kimse ona yardım edemez. İşte onlar, ALLAH'ın kalplerini temizlemeyi dilemediği kişiler. Onlar için dünyada aşağılanma ve ahirette de büyük bir azap var.
Elmalılı Hamdi Yazır
Ey peygamber, ağızlarıyla "inandık" deyip, kalbleriyle inanmamış olanlardan ve yahudilerden küfürde yarış edenler seni üzmesin. Onlar yalana kulak verirler, sana gelmeyen diğer bir topluluğa kulak verirler, kelimeleri yerlerinden değiştirirler, "eğer size bu verilirse alın, bu verilmezse sakının" derler. Allah birini şaşırtmak isterse, sen onun için Allah'a karşı hiçbir şey yapamazsın. Onlar öyle kimselerdir ki, Allah, onların kalblerini temizlemek istememiştir. Onlar için dünyada rezillik var ve yine onlar için ahirette de büyük bir azab vardır.
Erhan Aktaş
Ey R asul! Küfre koşuşanlar seni üzmesin. O kimseler ki ağızlarıyla inandık dedikleri halde, kalben inanmadılar. Ve bir de yalan uydurmak amacıyla kasıtlı dinleyen Yahudiler. Sana gelmeyen başka bir toplum adına casusluk yapmak için dinlerler. Sözleri bağlamlarından kopararak değiştiriyorlar: “Eğer bu size verilirse onu alın, eğer bu verilmezse sakının.” diyorlar. Allah, kimin fitneye düşmesini isterse, onun için Allah’a karşı elinden hiçbir şey gelmez. İşte onlar, Allah’ın kalplerini arındırmak istemediği kimselerdir.* Onlar için dünyada aşağılanma, ahirette de b üyük bir azap vardır.
Hakkı Yılmaz
Ey Elçi! Kalpleri iman etmediği hâlde ağızlarıyla “İnandık” diyen kimseler ve Yahudileşmişlerden, durmadan yalana kulak veren ve sana gelmeyen kimseler için dinleyen/ casusluk eden, küfür; Allah'ın ilâhlığını ve rabliğini bilerek reddediş içinde koşuşan şu kimseler seni üzmesin. Onlar, kelimeyi yerlerinden kaydırıp değiştirirler. “Eğer size şu verilirse hemen alın, o verilmezse sakının!” derler. Allah, bir kimseyi dinden çıkma ateşine düşürmek isterse, sen Allah'a karşı, onun lehine hiçbir şey yapamazsın. Onlar, Allah'ın kalplerini temizlemek istemediği kimselerdir. Onlar için dünyada rezillik vardır ve âhirette onlara çok büyük bir azap vardır.
Muhammed Esed
EY PEYGAMBER! Hakikati inkarda birbirleriyle yarışanlardan dolayı üzülme: şu, ağızlarıyla "Biz inanıyoruz!" diyen, halbuki kalben inanmayanlardan ve her türlü yalanı can kulağıyla dinleyen ve (aydınlanmak için) sana gelmek yerine başka insanlara kulak veren Yahudilerden. Onlar, (vahyedilen) sözleri asıl bağlamlarından kopararak anlamlarını çarpıtırlar ve "Eğer size şöyle şöyle (bir öğreti) verilirse onu kabul edin; ama verilmezse uzak durun!" derler. (Onlara bakıp üzülme,) çünkü Allah, bir kişinin kötülüğe meyletmesini dilemişse Allah'ın onun hakkındaki iradesine hiçbir şekilde mani olamazsın. İşte onlar kalplerini Allah'ın temizlemek istemedikleridir. Onları bu dünyada zillet, öteki dünyada da korkunç bir azap bekler;
Mustafa İslamoğlu
Ey Peygamber! Yürekten iman etmedikleri halde ağızlarıyla "iman ettik" diyen kimseler arasından inkarda birbirleriyle yarışanlar seni üzmesin; Yahudileşenler arasından yalanı can kulağıyla dinleyen ve sana başvurmak yerine başka insanların laflarına kulak kesilenler de.. Onlar, sözleri asıl bağlamlarından kopararak manalarını çarpıtırlar, "Eğer size şu tür bir öğreti verilirse hemen alın; yok verilmezse sakın yaklaşmayın!" derler. Allah birini fitneye sokmayı dilemişse, Allah'ın onun hakkındaki iradesine hiçbir şekilde engel olamazsın. İşte onlar, Allah'ın kalplerini temizlemek istemediği kimselerdir; onları dünyada zillet, ahirette korkunç bir azap bekler.
Suat Yıldırım
Ey Peygamber! Kalpleri iman etmediği halde ağızlarıyla “iman ettik. ” diyen münafıklarla, Yahudilerden kâfirlikte yarışanlar seni üzmesin. Zira onlar yalancılık etmek için dinlerler. Senin yanında olmayan bir grup hesabına casusluk için dinlerler. Kelimeleri konuldukları yerlerden çıkarıp tahrif ederler. “Size şu fetva verilirse onu kabul edin, o verilmezse onu kabul etmekten geri durun” derler. Allah birini şaşırtmak isterse, sen onun lehinde Allah'a karşı hiçbir şey yapamazsın. Onlar öyle kimselerdir ki Allah onların kalplerini arındırmak istememiştir. Onların hakkı dünyada rüsvaylık olduğu gibi, âhirette de müthiş bir cezadır. [2, 75; 4, 46] {KM, İşaya 29, 13. Matta 15, 8; Markos 7, 6}*
Süleyman Ateş
Ey Elçi, ağızlariyle "inandık" dedikleri halde kalbleri inanmamış olanlar arasında küfürde yarış edenler seni üzmesin. yahudiler arasında da yalana kulak veren, sana gelmemiş olan bir kavme kulak verenler vardır. Onlar kelimeleri yerlerinden kaydırırlar: "Eğer size bu verilirse alın, bu verilmezse sakının!" derler. Allah birini şaşırtmak isterse, sen onun için Allah'a karşı hiçbir şey yapamazsın. Onlar, Allah'ın, kalblerini temizlemek istemediği kimselerdir. Onlar için dünyada rezillik var ve yine onlar için ahirette de büyük bir azab vardır.
Şaban Piriş
- Ey peygamber, kalpleri inanmamışken, ağızlarıyla “iman ettik” diyenler, Yahudilerden yalana kulak verenlerden ve sana gelmeyen başka bir toplum hesabına casusluk yapanlardan küfre koşturanlar seni üzmesin. Kelimeleri asıl anlamlarından saptıranlar da:- Bu fetva size verilirse alın, verilmezse kaçının, derler. Allahın fitneye düşmesini dilediği kimse için Allaha karşı senin elinden bir şey gelmez. İşte onlar, Allahın kalplerini arındırmak istemediği kimselerdir. Onlara dünyada rezillik, ahirette de onlara büyük bir azap vardır.
Yaşar Nuri Öztürk
Ey resul! Kalpleri inanmamış olduğu halde ağızlarıyla "inandık" diyenlerin küfürde yarışırcasına koşanları seni üzmesin. Yahudilerden bazıları yalancılık etmek için dinlerler; huzuruna çıkmamış olan başka bir topluluk için dinlerler. Yerlerine oturmuş kelimeleri, yapılarını bozup değiştirirler. "Size şu verilirse alın, eğer o verilmezse çekinin." derler. Allah birini fitneye çarptırmak isterse sen onun için Allah karşısında hiçbir şey yapamazsın. Bunlar o kişilerdir ki, Allah kalplerini temizlemek istemiyor. Dünyada bir rezillik vardır onlar için; ahirette de büyük bir azap var onlara.
Edip-Layth-Martha
O messenger, do not be saddened by those who compete with each other in rejection from among those who said, "We acknowledge" with their mouths while their hearts did not acknowledge. From among the Jews, there are those who listen to lies; they listen to people who never came to you; they distort the words from their context, and they say, "If you are given this, then take it; but if you are given anything different, then beware!" Whomever God wants to test, you will not possess anything for him against God. These are the ones whose hearts God did not want to cleanse; in this world, they will have humiliation, and in the Hereafter, they will have a great retribution.
Muhammad Asad
O APOSTLE! Be not grieved by those who vie with one another in denying the truth: such as those* who say with their mouths, "We believe," the while their hearts do not believe; and such of the Jewish faith as eagerly listen to any falsehood, eagerly listen to other people without having come to thee [for enlightenment].* They distort the meaning of the [revealed] words, taking them out of their context, saying [to themselves], "If such-and-such [teaching] is vouchsafed unto you, accept it; but if it is not vouchsafed unto you, be on your guard!"* [Be not grieved by them-] for if God wills anyone to be tempted to evil, thou canst in no wise prevail with God in his behalf.* It is they whose hearts God is not willing to cleanse. Theirs shall be ignominy in this world, and awesome suffering in the life to come-
Rashad Khalifa
O you messenger, do not be saddened by those who hasten to disbelieve among those who say, "We believe," with their mouths, while their hearts do not believe. Among the Jews, some listened to lies. They listened to people who never met you, and who distorted the words out of context, then said, "If you are given this, accept it, but if you are given anything different, beware." Whomever GOD wills to divert, you can do nothing to help him against GOD. GOD does not wish to cleanse their hearts. They have incurred humiliation in this world, and in the Hereafter, they will suffer a terrible retribution.,
The Monotheist Group
O messenger, do not be saddened by those who increase in disbelief from among those who said: "We believe" with their mouths while their hearts did not believe. And from among those who are Jewish, there are those who listened to lies; they listened to people who never came to you; they distort the words from their context, and they say: "If you are given this, then take it, but if you are given anything different, then beware!" And whoever God wants to test, then you will not possess anything for him against God. These are the ones whose hearts God did not want to cleanse; in this world they will have humiliation, and in the Hereafter they will have a great retribution.