Talak Sûresi3. Ayet

← Sure okumasına dön

Kelime Kelime (21 kelime)

#ArapçaKökOkunuşTürkçeİngilizce
1ويرزقهر ز قRZGve yerzuḳhuve onu rızıklandırırAnd He will provide for him
2منminfrom
3حيثح ي ثḪYS̃Hayṧuyerdenwhere
4لاnot
5يحتسبح س بḪSByeHtesibuummadığıhe thinks.
6ومنve menve kimAnd whoever
7يتوكلو ك لVKLyetevekkeldayanırsaputs his trust
8علىǎlāupon
9اللهllahiAllah'aAllah,
10فهوfehuveOthen He
11حسبهح س بḪSBHasbuhuona yeter(is) sufficient for him.
12إنinneşüphesizIndeed,
13اللهllaheAllahAllah
14بالغب ل غBLĞbāliğuyerine getirendir(will) accomplish
15أمرها م رEMRemrihibuyruğunuHis purpose.
16قدḳadelbetteIndeed,
17جعلج ع لCALceǎlekoymuşturhas set
18اللهllahuAllahAllah
19لكلك ل لKLLlikulliiçinfor every
20شيءش ي اŞYEşey'inherşeything
21قدراق د رGD̃Rḳadranbir ölçüa measure.

Mealler

Arapça (Harekesiz)

ويرزقه من حيث لا يحتسب ومن يتوكل على الله فهو حسبه ان الله بلغ امره قد جعل الله لكل شىء قدرا

Arapça (Harekeli)

وَيَرْزُقْهُ مِنْ حَيْثُ لَا يَحْتَسِبُ وَمَن يَتَوَكَّلْ عَلَى اللَّهِ فَهُوَ حَسْبُهُ إِنَّ اللَّهَ بَالِغُ أَمْرِهِ قَدْ جَعَلَ اللَّهُ لِكُلِّ شَيْءٍ قَدْرًا

Transliterasyon

Ve yerzukhu min haysu lâ yahtesib|u|, ve men yetevekkel alâllâhi fe huve hasbuh|u|, innallâhe bâligu emrih|î|, kad cealallâhu li kulli şey’in kadrâ(kadren).

Transliteration (Eng.)

Wayarzuqhu min <span class="u">h</span>aythu l<span class="u">a</span> ya<span class="u">h</span>tasibuwaman yatawakkal AAal<span class="u">a</span> All<span class="u">a</span>hi fahuwa <span class="u">h</span>asbuhuinna All<span class="u">a</span>ha b<span class="u">a</span>lighu amrihi qad jaAAala All<span class="u">a</span>hulikulli shay-in qadr<span class="u">a</span><span class="b">n</span>

Abdulbaki Gölpınarlı

Ve onu, hesaplamadığı yerden rızıklandırır ve kim Allah'a dayanırsa o, yeter ona; şüphe yok ki Allah, yapacağı işi yerine getirir, gerçekten de Allah, her şeye bir ölçü, bir miktar tâyîn etmiştir.

Ali Bulaç

Ve onu hesaba katmadığı bir yönden rızıklandırır. Kim de Allah'a tevekkül ederse, O, ona yeter. Elbette Allah, Kendi emrini yerine getirip-gerçekleştirendir. Allah, herşey için bir ölçü kılmıştır.

Bayraktar Bayraklı

Allah, onu hiç beklemediği yerden rızıklandırır. Kim Allah'a dayanıp güvenirse, O, kendine yeter. Şüphesiz Allah, dilediği şeyi sonuca ulaştırır. Allah her şey için bir ölçü belirlemiştir.

Diyanet İşleri

Ve ona beklemediği yerden rızık verir. Kim Allah'a güvenirse O, ona yeter. Şüphesiz Allah, emrini yerine getirendir. Allah her şey için bir ölçü koymuştur.*

Edip Yüksel

Ve beklemediği yerden ona rızık verir. Kim ALLAH'a güvenirse O, ona yeter. ALLAH buyruğunu yerine getirendir. ALLAH her şey için bir ölçü koymuştur.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ve onu ummadığı yerden rızıklandırır. Kim Allah'a güvenirse O, ona yeter. Allah, emrini yerine getirendir. Allah her şey için bir ölçü koymuştur.

Erhan Aktaş

Ve Allah, ona ummadığı yerden rızık verir. Kim Allah’a tevekkül* ederse, O, ona yeter. Kuşkusuz Allah, buyruğunu yerine getirir. Allah, her şey için bir ölçü belirlemiştir.

Hakkı Yılmaz

(2,3)Artık sürelerinin sonuna vardıklarında onları örfe uygun/ herkesçe kabul gören bir şekilde tutun yahut örfe uygun/herkesçe kabul gören bir şekilde onlardan ayrılın. Ve sizden adalet sahibi iki kişiyi şâhit tutun. Şâhitliği de Allah için ayakta tutun. İşte bu, Allah'a ve son güne inanan kimseye öğütlenendir. Ve kim Allah'ın koruması altına girerse, Allah ona bir çıkış yolu sağlar ve onu hesaba katmadığı bir yönden rızıklandırır. Kim de Allah'a işin sonucunu havale ederse, O ona yeter. Şüphesiz Allah, Kendi emrini yerine getirip gerçekleştirendir. Allah, kesinlikle her şey için bir ölçü koymuştur, belirlemiştir.

Muhammed Esed

ve ona bütün beklentilerin ötesinde bir rızık verir: Allah'a güvenen herkese O (tek başına) yeter. Gerçek şu ki, Allah, irade ettiği işi sonucuna ulaştırır: (ve) Allah her şey için bir (vade ve) ölçü belirlemiştir.

Mustafa İslamoğlu

ve hiç beklemediği yerden onu rızıklandırır; ve her kim Allah'a güvenirse, artık O ona yeter: Şüphesiz Allah emrini gayesine erdirendir; doğrusu Allah her bir şey için bir ölçü/kader koymuştur.

Suat Yıldırım

2, 3. Bekleme sürelerinin (üç âdet süresinin) sonuna yaklaştıkları zaman, onları ya güzelce evinizde alıkoyun, evliliği devam ettirin, yahut güzellikle ayrılın ve bu boşanmaya sizden iki âdil kimseyi şahit tutun ve şahitliği de Allah için dürüst yapın. İşte sizden Allah'a ve âhirete iman edenlere verilen talimat, yapılan tavsiye budur. Kim Allah'a karşı gelmekten sakınırsa, Allah ona sıkıntıdan çıkış kapıları açar. Onu hiç ummadığı yerlerden rızıklandırır. Allah'a dayanıp güvenene Allah kâfidir. Allah buyruğunu elbette yerine getirir. Gerçekten Allah her şey için bir ölçü, her iş için bir vâde belirlemiştir. [2, 240; 33, 49]*

Süleyman Ateş

Ve onu ummadığı yerden rızıklandırır. Kim Allah'a dayanırsa O, ona yeter. Allah, buyruğunu yerine getirendir. Allah herşey için bir ölçü koymuştur.

Şaban Piriş

Ve Ona hiç beklemediği bir yerden rızık verir. Kim Allaha teslim olursa o kendisine yeter. Şüphesiz Allah, emrini yerine getirendir. Allah, her şey için bir ölçü koymuştur.

Yaşar Nuri Öztürk

Ve onu hiç beklemediği yönden rızıklandırır. Kim Allah'a dayanıp güvenirse O, ona yeter. Hiç kuşkusuz Allah emrini yerine getirecektir. Allah herşey için bir ölçü / bir kader belirlemiştir.

Edip-Layth-Martha

He will provide for him whence he never expected. Anyone who puts his trust in God, then He suffices him. God's commands will be done. God has decreed for everything its fate.

Muhammad Asad

and provides for him in a manner beyond all expectation;* and for everyone who places his trust in God He [alone] is enough. Verily, God always attains to His purpose: [and] indeed, unto everything has God appointed its [term and] measure.

Rashad Khalifa

And will provide for him whence he never expected. Anyone who trusts in GOD, He suffices him. GOD's commands are done. GOD has decreed for everything its fate.,

The Monotheist Group

And He will provide for him whence he never expected. Anyone who puts his trust in God, then He suffices him. The commands of God will be done. God has decreed for everything its fate.