Enfal Sûresi42. Ayet
← Sure okumasına dönKelime Kelime (35 kelime)
| # | Arapça | Kök | Okunuş | Türkçe | İngilizce |
|---|---|---|---|---|---|
| 1 | إذ | — | iƶ | o vakit | When |
| 2 | أنتم | — | entum | siz | you (were) |
| 3 | بالعدوة | ع د وAD̃V | bil-ǔdveti | vadinin | on side of the valley, |
| 4 | الدنيا | د ن وD̃NV | d-dunyā | yakın kenarında idiniz | the nearer |
| 5 | وهم | — | ve hum | ve onlar da | and they |
| 6 | بالعدوة | ع د وAD̃V | bil-ǔdveti | vadinin | (were) on the side, |
| 7 | القصوى | ق ص وGṦV | l-ḳuSvā | uzak kenarında idiler | the farther |
| 8 | والركب | ر ك بRKB | ve rrakbu | ve kervan da | and the caravan |
| 9 | أسفل | س ف لSFL | esfele | daha aşağıda idi | (was) lower |
| 10 | منكم | — | minkum | sizden | than you. |
| 11 | ولو | — | velev | ve eğer | And if |
| 12 | تواعدتم | و ع دVAD̃ | tevāǎdtum | sözleşmiş olsaydınız dahi | you (had) made an appointment |
| 13 | لاختلفتم | خ ل فḢLF | lāḣteleftum | buluşamazdınız | certainly you would have failed |
| 14 | في | — | fī | in | |
| 15 | الميعاد | و ع دVAD̃ | l-mīǎādi | sözleştiğiniz vakitte | the appointment. |
| 16 | ولكن | — | velākin | fakat bu | But |
| 17 | ليقضي | ق ض يGŽY | liyeḳDiye | yerine getirmesi içindir | that might accomplish |
| 18 | الله | — | llahu | Allah'ın | Allah |
| 19 | أمرا | ا م رEMR | emran | bir işi | a matter |
| 20 | كان | ك و نKVN | kāne | (that) was | |
| 21 | مفعولا | ف ع لFAL | mef'ǔlen | yapılması gereken | destined, |
| 22 | ليهلك | ه ل كHLK | liyehlike | helak olsun diye | that (might be) destroyed |
| 23 | من | — | men | kimse | (those) who |
| 24 | هلك | ه ل كHLK | heleke | helak olan | (were to be) destroyed |
| 25 | عن | — | ǎn | on | |
| 26 | بينة | ب ي نBYN | beyyinetin | açık delille | a clear evidence |
| 27 | ويحيى | ح ي يḪYY | ve yeHyā | ve yaşasın diye | and (might) live |
| 28 | من | — | men | kimse (de) | (those) who |
| 29 | حي | ح ي يḪYY | Hayye | yaşayan | (were to) live |
| 30 | عن | — | ǎn | on | |
| 31 | بينة | ب ي نBYN | beyyinetin | açık delille | a clear evidence. |
| 32 | وإن | — | ve inne | çünkü | And indeed, |
| 33 | الله | — | llahe | Allah | Allah |
| 34 | لسميع | س م عSMA | lesemīǔn | işitendir | (is) All-Hearing, |
| 35 | عليم | ع ل مALM | ǎlīmun | bilendir | All-Knowing. |
Mealler
Arapça (Harekesiz)
اذ انتم بالعدوة الدنيا وهم بالعدوة القصوى والركب اسفل منكم ولو تواعدتم لاختلفتم فى الميعد ولكن ليقضى الله امرا كان مفعولا ليهلك من هلك عن بينة ويحيى من حى عن بينة وان الله لسميع عليم
Arapça (Harekeli)
إِذْ أَنتُم بِالْعُدْوَةِ الدُّنْيَا وَهُم بِالْعُدْوَةِ الْقُصْوَى وَالرَّكْبُ أَسْفَلَ مِنكُمْ وَلَوْ تَوَاعَدتُّمْ لَاخْتَلَفْتُمْ فِي الْمِيعَادِ وَلَكِن لِّيَقْضِيَ اللَّهُ أَمْرًا كَانَ مَفْعُولًا لِّيَهْلِكَ مَنْ هَلَكَ عَن بَيِّنَةٍ وَيَحْيَى مَنْ حَيَّ عَن بَيِّنَةٍ وَإِنَّ اللَّهَ لَسَمِيعٌ عَلِيمٌ
Transliterasyon
İz entum bil udvetid dunyâ ve hum bil udvetil kusvâ verrekbu esfele minkum, ve lev tevâadtum lahteleftum fîl mîâdi ve lâkin li yakdiyallâhu emren kâne mef´ûlen li yehlike men heleke an beyyinetin ve yahyâ men hayye an beyyineh(beyyinetin), ve innallâhe le semî´un alîm(alîmun).
Transliteration (Eng.)
I<span class="u">th</span> antum bi<span class="b">a</span>lAAudwati a<span class="b">l</span>dduny<span class="u">a</span>wahum bi<span class="b">a</span>lAAudwati alqu<span class="u">s</span>w<span class="u">a</span> wa<span class="b">al</span>rrakbuasfala minkum walaw taw<span class="u">a</span>AAadtum la<span class="b">i</span>khtalaftum feealmeeAA<span class="u">a</span>di wal<span class="u">a</span>kin liyaq<span class="u">d</span>iya All<span class="u">a</span>huamran k<span class="u">a</span>na mafAAoolan liyahlika man halaka AAan bayyinatinwaya<span class="u">h</span>y<span class="u">a</span> man <span class="u">h</span>ayya AAan bayyinatin wa-innaAll<span class="u">a</span>ha lasameeAAun AAaleem<span class="b">un</span>
Abdulbaki Gölpınarlı
Hani siz vâdinin yakın bir yerindeydiniz, onlar uzak bir kıyısında, kervansa sizden daha aşağı tarafta ve eğer muayyen yerlerde buluşmak üzere sözleşseydiniz gene ihtilâfa düşerdiniz. Fakat helâk olanın, apaçık bir delil görerek helâk olması, diri kalanın da gene apaçık bir delil görerek diri kalması için Allah, olacak bir işi yerine getirmek üzere bunu böyle yaptı ve şüphe yok ki Allah, mutlaka her şeyi duyar, bilir.
Ali Bulaç
Hani siz vadinin yakın kenarında, onlar uzak yamacındaydılar; kervan ise sizden daha aşağıdaydı. Eğer sözleşseydiniz, kaçınılmaz olarak sözleşme yeri (veya konusu) hakkında anlaşmazlığa düşerdiniz; ancak Allah, olacağı olan işi gerçekleştirmek için (böyle yaptı). Böylece, helak olacak kişi apaçık bir delilden sonra helak olsun, diri kalacak kişi apaçık bir delilden sonra hayatta kalsın. Şüphesiz Allah, gerçekten işitendir, bilendir.
Bayraktar Bayraklı
Hatırlayınız ki, Bedir Savaşı'nda siz vadinin yakın yamacında Medine tarafında idiniz; onlar da uzak yamacında Mekke tarafında idiler. Kervan sizden daha aşağıda, deniz sahilinde idi. Eğer savaş için sözleşmiş olsaydınız, sözleştiğiniz vakit hususunda ihtilâfa düşerdiniz. Fakat Allah gerekli olan emri yerine getirmesi, helâk olanın açık bir delille gözüyle gördükten sonra helâk olması, yaşayanın da açık bir delille yaşaması için böyle yaptı. Çünkü Allah hakkıyla işitendir; bilendir.
Diyanet İşleri
Hatırlayın ki, (Bedir savaşında) siz vadinin yakın kenarında (Medine tarafında) idiniz, onlar da uzak kenarında (Mekke tarafında) idiler. Kervan da sizden daha aşağıda (deniz sahilinde) idi. Eğer (savaş için) sözleşmiş olsaydınız, sözleştiğiniz vakit hususunda ihtilafa düşerdiniz. Fakat Allah, gerekli olan emri yerine getirmesi, helak olanın açık bir delille (gözüyle gördükten sonra) helak olması, yaşayanın da açık bir delille yaşaması için (böyle yaptı). Çünkü Allah hakkıyla işitendir, bilendir.
Edip Yüksel
Hani siz vadinin beri yamacında, onlar da vadinin öte yamacında mevzilenmişti. Kervan da sizden daha aşağıda idi. Bu karşılaşmayı siz kararlaştırsaydınız karşılaşma konusunda anlaşmazlığa düşecektiniz. Oysa ALLAH, yapılması önceden planlanmış bir işi gerçekleştirmekte idi. Böylece, yok edilen, apaçık bir delille yok edilsin, yaşayan da apaçık bir delille yaşatılsın. ALLAH İşitendir, Bilendir.
Elmalılı Hamdi Yazır
O vakit siz vadinin yakın bir yamacında idiniz, onlarsa uzak yamacında idiler. Kervan da sizden daha aşağıda idi. Öyle ki, şayet onlarla sözleşmiş olsaydınız, öyle bir buluşma yeri için mutlaka anlaşmazlık çıkarırdınız. Fakat olması gereken (zafer)in olması için Allah böyle takdir etti. Tâ ki, helak olan apaçık bir delil gördükten sonra helak olsun, sağ kalanlar da yine apaçık bir delilden sonra yaşasın. Kesindir ki Allah, işitendir, bilendir.
Erhan Aktaş
Sizin, vadinin bir ucunda, onların da öteki ucunda ve kervanın da sizden aşağıda olduğu o gün, eğer bilinen bir yerde buluşmak hususunda sözleşmiş olsaydınız dahi, anlaşmazlığa düşerdiniz. Ama Allah, gerçekleştirilmesi gereken bir işi yaptı; yok olan, apaçık bir kanıtla yok olsun, yaşayan da apaçık bir kanıtla yaşasın diye. Allah, Her Şeyi Duyan’dır, Her Şeyi Bilen’dir.
Hakkı Yılmaz
Hani siz, vâdinin yakın bir yamacında idiniz, onlar da uzak yamacında idiler. Kervan da sizden daha aşağıda idi. Şâyet onlarla sözleşmiş olsaydınız da, buluşma yerinde kesinlikle anlaşmazlık çıkarırdınız. Fakat olması gereken işi Allah'ın gerçekleştirmesi için; değişime/yıkıma uğrayan apaçık bir delil gördükten sonra yıkıma uğrasın, sağ kalanlar da yine apaçık bir delilden sonra yaşasın diye... Şüphesiz Allah, en iyi işitendir, en iyi bilendir.
Muhammed Esed
Sizin (Bedir) vadisinin bir ucunda, onların da tâ öteki ucunda ve kervanın sizden aşağılarda olduğu o gün(ü hatırlayın). Ve (düşünün ki,) eğer bir savaşın patlak vereceğini bilseydiniz, muhakkak ki, böyle bir meydan okumayı göğüslemekten kaçınırdınız: Ama (her şeye rağmen) Allah, yapılması(nı irade buyurduğu) işi gerçekleştirsin de yok olup gidecek olan, hakkın açık tecellisiyle yok olup gitsin, kalıp yaşayacak olan da (yine) hakkın açık tecellisiyle yaşasın diye (savaş böylece olup bitiverdi). Allah her şeyi işiten, her şeyi bilendir.
Mustafa İslamoğlu
O zaman siz vadinin yakın ucunda, onlar da uzak ucundaydı; kervansa sizden hayli aşağıdaydı. Eğer sözleşmiş olsaydınız dahi, sözleştiğiniz zamanı bu kadar isabetli tutturamazdınız. Fakat Allah olması mukadder bir işi gerçekleştirmek için (böyle) yaptı kı; helak olan hakkın açık bir müdahelesiyle helak olsun, hayatta kalan da (yine) hakkın açık bir müdahalesiyle hayatta kalsın: Zira Allah her şeyi işitendir, her şeyi bilendir.
Suat Yıldırım
Hani Bedir savaşı günü ey Müslümanlar, Siz vadinin yakın kenarında idiniz, onlar da uzak tarafında idiler! Kervan ise sizden daha aşağıda (deniz sahilinde) idi. Eğer sözleşmiş olsaydınız dahi, sözleştiğiniz vakitte öyle buluşamazdınız. Fakat Allah, takdir ettiği bir işi yerine getirmek için, sizi böyle buluşturdu ki helâk olan, bir delile göre helâk olsun, yaşayan da bir delile göre yaşasın. Çünkü Allah her şeyi hakkıyla işitir ve bilir. [6, 122]
Süleyman Ateş
O gün siz, vadinin yakın kenarında idiniz, onlar da uzak kenarında idiler. Kervan da sizden daha aşağıda idi. Eğer sözleşmiş olsaydınız dahi, sözleştiğiniz vakitte öyle buluşamazdınız. Fakat Allah, yapılması gereken bir işi yerine getirmek için (sizi böyle buluşturdu) ki helak olan, açık delille helak olsun; yaşayan da açık delille yaşasın. Çünkü Allah, işitendir, bilendir.
Şaban Piriş
Siz vadiye en yakın, onlar da en uzak yamaçta idiler; kervan ise sizden daha aşağıdaydı. (Savaş için) sözleşseydiniz bile vakti tayinde ihtilaf ederdiniz. Fakat Allah, helak olan apaçık bir belge ile helak olsun; yaşayan da apaçık bir belge ile hayat bulsun diye olacak işi yaptı. Şüphesiz Allah, işiten ve bilendir.
Yaşar Nuri Öztürk
O vakit siz, vadinin beri yamacında idiniz, onlarsa öte yamacında idiler. Kervan sizden daha aşağıda idi. Sözleşmiş olsaydınız, buluşma yer ve saatinde ayrılığa düşerdiniz. Ama Allah, olması kararlaştırılan işi yerine getirmek istiyordu. Ta ki, ölen beyyine üzerine ölsün, yaşayan da beyyine üzerine yaşasın. Allah elbette ki çok iyi işitir, çok iyi bilir.
Edip-Layth-Martha
When you were on the near side, and they were on the far side, then the supply line became directly beneath you. Had you planned for this meeting, you would have disagreed on its timing, but God was to enforce a command that was already done. So that He would destroy those to be destroyed with proof, and to let those who will live be alive with proof. God is Hearer, Knowledgeable.
Muhammad Asad
[Remember that day] when you were at the near end of the valley [of Badr], and they were at its farthest end, while the caravan was below you.* And if you had known that a battle was to take place, you would indeed have refused to accept the challenge:* but [the battle was brought about none the less,] so that God might accomplish a thing [which He willed] to be done,* [and] that he who would perish might perish in clear evidence of the truth, and that he who would remain alive might live in clear evidence of the truth.* And, behold, God is indeed all-hearing, all-knowing.
Rashad Khalifa
Recall that you were on this side of the valley, while they were on the other side. Then their caravan had to move to lower ground. Had you planned it this way, you could not have done it. But GOD was to carry out a predetermined matter, whereby those destined to be annihilated were annihilated for an obvious reason, and those destined to be saved were saved for an obvious reason. GOD is Hearer, Omniscient.,
The Monotheist Group
When you were on the near side, and they were on the far side, then the supply line became directly beneath you. And if you had planned for this meeting, you would have disagreed on its timing, but God was to enforce a command that was already done. So that He would destroy those to be destroyed with proof, and to let those who will live be alive with proof; and God is Hearer, Knowledgeable.