Yunus Sûresi74. Ayet

← Sure okumasına dön

Kelime Kelime (22 kelime)

#ArapçaKökOkunuşTürkçeİngilizce
1ثمṧummesonraThen
2بعثناب ع ثBAS̃beǎṧnāgönderdikWe sent
3منminafter him
4بعدهب ع دBAD̃beǎ'dihionun ardındanafter him
5رسلار س لRSLrusulenpeygamberleriMessengers
6إلىilāto
7قومهمق و مGVMḳavmihimkavimlerinetheir people,
8فجاءوهمج ي اCYEfe cā'ūhumgetirdilerand they came to them
9بالبيناتب ي نBYNbil-beyyinātiaçık belgelerwith clear proofs.
10فماfemāancakBut not
11كانواك و نKVNkānūonlarthey were
12ليؤمنواا م نEMNliyu'minūinanmadılarto believe
13بماbimāşeylerewhat
14كذبواك ذ بKZ̃Bkeƶƶebūyalanladıklarıthey had denied
15بهbihionu[it]
16منminbefore.
17قبلق ب لGBLḳabludaha öncebefore.
18كذلكkeƶālikeişte böyleThus
19نطبعط ب عŦBAneTbeǔmühürlerizWe seal
20علىǎlāüzerini[on]
21قلوبق ل بGLBḳulūbikalplerithe hearts
22المعتدينع د وAD̃Vl-muǎ'tedīneaşırı gidenlerin(of) the transgressors.

Mealler

Arapça (Harekesiz)

ثم بعثنا من بعده رسلا الى قومهم فجاءوهم بالبينت فما كانوا ليومنوا بما كذبوا به من قبل كذلك نطبع على قلوب المعتدين

Arapça (Harekeli)

ثُمَّ بَعَثْنَا مِن بَعْدِهِ رُسُلًا إِلَى قَوْمِهِمْ فَجَاءُوهُم بِالْبَيِّنَاتِ فَمَا كَانُوا لِيُؤْمِنُوا بِمَا كَذَّبُوا بِهِ مِن قَبْلُ كَذَلِكَ نَطْبَعُ عَلَى قُلُوبِ الْمُعْتَدِينَ

Transliterasyon

Summe beasnâ min ba’dihî rusulen ilâ kavmihim fe câûhum bil beyyinâti fe mâ kânû li yu’minû bimâ kezzebû bihî min kabl|u|, kezâlike natbeu alâ kulûbil mugtedîn|e|.

Transliteration (Eng.)

Thumma baAAathn<span class="u">a</span> min baAAdihi rusulanil<span class="u">a</span> qawmihim faj<span class="u">a</span>oohum bi<span class="b">a</span>lbayyin<span class="u">a</span>tifam<span class="u">a</span> k<span class="u">a</span>noo liyu/minoo bim<span class="u">a</span> ka<span class="u">thth</span>aboobihi min qablu ka<span class="u">tha</span>lika na<span class="u">t</span>baAAu AAal<span class="u">a</span>quloobi almuAAtadeen<span class="b">a</span>

Abdulbaki Gölpınarlı

Ondan sonra da insan topluluklarına peygamberler gönderdik, apaçık delillerle geldikleri halde önceden yalanladıkları şeylere bir türlü inanmadılar. İşte biz, haddini aşanların gönüllerini böyle mühürleriz.

Ali Bulaç

Sonra onun ardından kendi kavimlerine (başka) elçiler gönderdik; onlara apaçık belgeler getirmişlerdi. Ama daha önce onu yalanlamaları nedeniyle inanmadılar. İşte Biz, haddi aşanların kalplerini böyle mühürleriz.

Bayraktar Bayraklı

Sonra Nûh'un ardından birçok peygamberi kendi toplumlarına gönderdik. Onlara mucizeler getirdiler. Fakat onlar daha önce yalanladıkları şeye inanacak değillerdi. İşte, haddi aşanların kalplerini biz böyle mühürleriz.

Diyanet İşleri

Sonra onun arkasından birçok peygamberi kendi toplumlarına gönderdik. Onlara mucizeler getirdiler. Fakat onlar daha önce yalanladıkları şeye inanacak değillerdi. İşte haddi aşanların kalplerini biz böyle mühürleriz.

Edip Yüksel

Sonra onun ardından, elçiler gönderdik, halklarına apaçık deliller getirdiler. Geçmişte yalanlamış bulundukları gerçekleri onaylayacak değillerdi. Azgınların kalplerini böyle damgalarız.

Elmalılı Hamdi Yazır

Sonra onun arkasından birçok peygamberleri kavimlerine gönderdik. Onlara açık mucizelerle geldiler. Fakat onlar bir defa yalan dediklerine sonuna kadar bir türlü inanmadılar. İşte biz, haddi aşanların kalblerini böyle mühürleriz.

Erhan Aktaş

Sonra onun arkasından, rasulleri halklarına gönderdik. Onlar, halklarına kanıt içeren açık belgelerle geldiler. Daha önce yalanladıkları şeylere inanmak istemediler. Haddi aşanların kalplerini mühürleriz.

Hakkı Yılmaz

Sonra onun ardından kendi toplumlarına elçiler gönderdik de onlar, onlara apaçık belgeler getirdiler. Ama daha önce onu yalanlamaları nedeniyle inanmadılar. İşte Biz, sınırı aşanların kalplerini böyle damgalarız/mühürleriz.

Muhammed Esed

VE SONRA, o'nun ardından -her birini kendi toplumlarına olmak üzere- (başka) elçiler gönderdik; öyle ki o'nlar da hakkın apaçık delillerini ortaya koydular; fakat onlar bir kere yalanlamış bulundukları şeye (sonradan) bir türlü inanmak istemediler: haddi aşanların kalplerini Biz işte böyle mühürleriz.

Mustafa İslamoğlu

Sonra onun izinden, her birini kendi toplumlarına olmak üzere (daha başka) elçiler de gönderdik. Ve onlar hakikatin apaçık belgeleriyle geldiler; fakat berikiler bir kez yalanlamış bulundukları hakikate inanmamakta sonuna kadar direndiler: İşte Biz, haddi aşanların kalplerini böyle mühürleriz!

Suat Yıldırım

Nuh'tan sonra, kendi halklarına resul olarak daha nice peygamberler gönderdik. Onlar kavimlerine âyetler, mûcizeler getirdiler; ama berikiler, önce yalan saydıkları şeye, bir türlü inanmadılar. İşte haddi aşanların kalplerini böyle mühürleriz!

Süleyman Ateş

Sonra onun ardından bir çok elçileri kavimlerine gönderdik; onlara; belgeler getirdiler. (Fakat onlar) önce yalanlamış oldukları şeye bir türlü inanmıyorlardı. İşte haddi aşanların kalblerini böyle mühürleriz.

Şaban Piriş

Ondan sonra da toplumlarına elçiler göndermiştik. (O toplumlara) elçiler belgelerle gelmişlerdi. Daha önce yalanladıkları şeye inanacak değillerdi. İşte, haddi aşanların kalplerini böyle mühürleriz.

Yaşar Nuri Öztürk

Nuh'un ardından birçok resulleri daha toplumlarına gönderdik. Onlara açık-seçik kanıtlar getirdiler. Ama onlar daha önceden yalanladıkları şeye bir türlü inanmadılar. Azgınlığa sapanların kalplerini biz, işte böyle mühürleriz.

Edip-Layth-Martha

Then, We sent messengers after him to their own people, so they came to them with proofs. But they did not want to acknowledge what they had already denied beforehand. It is such that We stamp on the hearts of the transgressors.

Muhammad Asad

AND THEN, after him, We sent forth [other] apostles-each one unto his own people* -and they brought them all evidence of the truth; but they would not believe in anything to which they had once given the lie:* thus it is that We seal the hearts of such as [are wont to] transgress the bounds of what is right.*

Rashad Khalifa

Then we sent after him messengers to their people, and they showed them clear proofs. But they were not to believe in what they had rejected in the past. We thus seal the hearts of the transgressors.,

The Monotheist Group

Then, after him, We sent messengers to their own people, so they came to them with proofs. But they did not want to believe in what they had already denied beforehand. Thus it is We stamp upon the hearts of the transgressors.