Yusuf Sûresi110. Ayet
← Sure okumasına dönKelime Kelime (19 kelime)
| # | Arapça | Kök | Okunuş | Türkçe | İngilizce |
|---|---|---|---|---|---|
| 1 | حتى | — | Hattā | hatta | Until |
| 2 | إذا | — | iƶā | ne zaman ki | when |
| 3 | استيأس | ي ا سYES | steyese | umutlarını kestiler | gave up hope |
| 4 | الرسل | ر س لRSL | r-rusulu | elçiler | the Messengers, |
| 5 | وظنوا | ظ ن نƵNN | ve Zennū | ve sandılar | and thought |
| 6 | أنهم | — | ennehum | kendilerinin | that they |
| 7 | قد | — | ḳad | gerçekten | certainly |
| 8 | كذبوا | ك ذ بKZ̃B | kuƶibū | yalanlandıklarını | were denied, |
| 9 | جاءهم | ج ي اCYE | cā'ehum | onlara geldi | then came to them |
| 10 | نصرنا | ن ص رNṦR | neSrunā | yardımımız | Our help, |
| 11 | فنجي | ن ج وNCV | fe nucciye | ve kurtarıldı | and was saved |
| 12 | من | — | men | kimseler | whom |
| 13 | نشاء | ش ي اŞYE | neşā'u | dilediğimiz | We willed. |
| 14 | ولا | — | ve lā | asla | And not |
| 15 | يرد | ر د دRD̃D̃ | yuraddu | geri çevrilmez | (can) be repelled |
| 16 | بأسنا | ب ا سBES | be'sunā | azabımız | Our punishment |
| 17 | عن | — | ǎni | -ndan | from |
| 18 | القوم | ق و مGVM | l-ḳavmi | topluluğu- | the people |
| 19 | المجرمين | ج ر مCRM | l-mucrimīne | suçlular | (who are) criminals. |
Mealler
Arapça (Harekesiz)
حتى اذا استيس الرسل وظنوا انهم قد كذبوا جاءهم نصرنا فنجى من نشاء ولا يرد باسنا عن القوم المجرمين
Arapça (Harekeli)
حَتَّى إِذَا اسْتَيْأَسَ الرُّسُلُ وَظَنُّوا أَنَّهُمْ قَدْ كُذِبُوا جَاءَهُمْ نَصْرُنَا فَنُجِّيَ مَن نَّشَاءُ وَلَا يُرَدُّ بَأْسُنَا عَنِ الْقَوْمِ الْمُجْرِمِينَ
Transliterasyon
Hattâ izestey’eser rusulu ve zannû ennehum kad kuzibû câehum nasrunâ fe nucciye men neşâ’(neşâu), ve lâ yureddu be’sunâ anil kavmil mucrimîn|e|.
Transliteration (Eng.)
<span class="u">H</span>att<span class="u">a</span> i<span class="u">tha</span> istay-asa a<span class="b">l</span>rrusuluwa<span class="i"><span class="u">th</span></span>annoo annahum qad ku<span class="u">th</span>iboo j<span class="u">a</span>ahumna<span class="u">s</span>run<span class="u">a</span> fanujjiya man nash<span class="u">a</span>o wal<span class="u">a</span>yuraddu ba/sun<span class="u">a</span> AAani alqawmi almujrimeen<span class="b">a</span>
Abdulbaki Gölpınarlı
Sonucu peygamberler, tamâmıyla ümitlerini kesip tamamıyla inkâr edileceklerini sandıkları zaman yardımımız gelmiştir de dilediğimizi kurtarmışızdır. Fakat azâbımız, suçlu topluluktan hiçbir sûretle geriye çevrilemez.
Ali Bulaç
Öyle ki elçiler, umutlarını kesip de, artık onların gerçekten yalanladıklarını sandıkları bir sırada onlara yardımımız gelmiştir; Biz kimi dilersek o kurtulmuştur. Suçlu-günahkarlar topluluğundan zorlu azabımız kesin olarak geri çevrilmeyecektir.
Bayraktar Bayraklı
Nihayet peygamberler ümitlerini yitirip de kendilerinin yalancı sanıldıklarını anladıklarında, onlara yardımımız gelir ve dilediğimiz kimse kurtuluşa erdirilir. Suçlular topluluğundan azabımız asla geri çevrilmez.
Diyanet İşleri
Nihayet peygamberler ümitlerini yitirip de kendilerinin yalana çıkarıldıklarını sandıkları sırada onlara yardımımız gelir ve dilediğimiz kimse kurtuluşa erdirilir. (Fakat) suçlular topluluğundan azabımız asla geri çevrilmez.
Edip Yüksel
Ne zaman ki elçiler umutlarını kestiler ve kendilerinin yalancı çıkarıldığını sandılar, işte o zaman onlara zaferimiz geldi. Nitekim, dilediğimiz kurtulur. Azabımız suçlular topluluğundan geri çevrilemez.
Elmalılı Hamdi Yazır
Nihayet peygamberleri (onların iman etmelerinden) ümit kesecek hale gelince ve kendilerinin yalancı durumuna düştüklerini sanınca, onlara yardımımız geldi, yetişti; dilediklerimiz kurtarıldı. Suçlular topluluğundan bizim azabımız geri çevrilemez.
Erhan Aktaş
Ne zaman ki rasuller, yalanlanmalarının bitmeyeceği kanaatine varıp ümitlerini iyice yitirince, onlara yardımımız ulaştı. Sonra da dilediklerimiz kurtarıldı. Azabımız, suçlular topluluğundan geri çevrilmez.
Hakkı Yılmaz
Sonunda elçiler ümit kesecek hâle gelince ve kendilerinin yalanlandıkları kanaatine varınca, kendilerine yardımımız geldi. Sonra da dilediklerimiz kurtarıldı. Ve suçlular topluluğundan Bizim azabımız geri çevrilemez.
Muhammed Esed
(Önceki elçilerimizin hepsi uzun süre zulüm ve baskıya uğramışlardır;) nihayet bu elçiler neredeyse bütün ümitlerini kaybettikleri ve büsbütün yalancılıkla damgalandıklarını gördükleri bir sırada Bizim yardımımız kendilerine ulaşmıştır; ve böylece dilediğimizi kurtarmışızdır (hakkı inkar edenleri ise yok etmişizdir): çünkü azabımız günaha gömülüp gitmiş insanlardan asla geri çevrilemez.
Mustafa İslamoğlu
(Önceki) peygamberler (öylesine zorlandılar ki), en sonunda neredeyse (toplumlarına ilişkin) tüm umutlarını yitirdiler; artık iyiden iyiye yalanla(n)dıklarını düşünmeye başlayınca, yardımımız kendilerine ulaştı; sonuçta dilediğimizi kurtuluşa ulaştırmışızdır; fakat azabımız günaha gömülüp gitmiş bir toplumdan asla geri çevrilmez.
Suat Yıldırım
O müşrikler kendilerine mühlet verilmesine aldanmasınlar. Daha öncekilere de böyle fırsat verilmişti. Ne zaman ki peygamberler, toplumlarının imana gelmelerinden ümitlerini kesecek raddeye gelir ve toplumları da peygamberlerinin kendilerini aldattığı zannına kapılırlar, işte o zaman onlara yardımımız ulaşır, inkârcılar helâk olur, dilediğimiz kimseler kurtulur. Çünkü (uzun vâdede) cezamız, suçlu toplumlardan hiçbir surette geri çevrilmez.
Süleyman Ateş
(Bir süre serbest bırakılmalarına aldanmasınlar. Kendilerinden önce gelenlere de öyle fırsat verilmişti. Fakat) Ne zaman ki, elçiler umutlarını kestiler ve kendilerinin yalana çıkarıldıklarını (kafirlere karşı kendilerine yapılacağı va'dedilen yardımın yapılmayacağını) sandılar, işte o zaman onlara yardımımız geldi ve dilediğimiz kimseler kurtarıldı. Azabımız suçlular topluluğundan asla geri çevrilmez.
Şaban Piriş
Peygamberler ümitsizliğe düşüp, yalanlandıklarını gördükleri bir anda kendilerine yardımımız gelmiştir. Böylece, istediğimizi kurtarırız. Azabımız suçlu milletten geri döndürülemez.
Yaşar Nuri Öztürk
Ne zaman ki resuller ümitsizlğe düşüp yalanlandıkları kanısına vardılar, işte o zaman yardımımız kendilerine ulaştı da dilediklerimiz kurtarıldı. Azabımız, suçlular topluluğundan geri çevrilemez.
Edip-Layth-Martha
Then, when the messengers gave up, and they thought that they have been denied, Our victory came to them. We then save whom We wish, and Our punishment cannot be swayed from the wicked people.
Muhammad Asad
[All the earlier apostles had to suffer persecution for a long time;] but at last* -when those apostles had lost all hope and saw themselves branded as liars* - Our succour attained to them: whereupon everyone whom We Milled [to be saved] was saved [and the deniers of the truth were destroyed]: for, never can Our punishment be averted from people who are lost in sin.
Rashad Khalifa
Just when the messengers despair, and think that they had been rejected, our victory comes to them. We then save whomever we choose, while our retribution for the guilty people is unavoidable.,
The Monotheist Group
Then, when the messengers gave up, and they thought that they have been denied, Our victory came to them. We then save whom We wish, and Our punishment cannot be swayed from the wicked people.