İbrahim Sûresi22. Ayet
← Sure okumasına dönKelime Kelime (44 kelime)
| # | Arapça | Kök | Okunuş | Türkçe | İngilizce |
|---|---|---|---|---|---|
| 1 | وقال | ق و لGVL | ve ḳāle | şöyle dedi | And will say |
| 2 | الشيطان | ش ط نŞŦN | ş-şeyTānu | şeytan | the Shaitaan, |
| 3 | لما | — | lemmā | ne zaman ki | when |
| 4 | قضي | ق ض يGŽY | ḳuDiye | bitirildi | has been decided |
| 5 | الأمر | ا م رEMR | l-emru | iş | the matter, |
| 6 | إن | — | inne | şüphesiz | """Indeed," |
| 7 | الله | — | llahe | Allah | Allah |
| 8 | وعدكم | و ع دVAD̃ | veǎdekum | size va'detti | promised you |
| 9 | وعد | و ع دVAD̃ | veǎ'de | va'di | a promise |
| 10 | الحق | ح ق قḪGG | l-Haḳḳi | gerçek | (of) truth. |
| 11 | ووعدتكم | و ع دVAD̃ | ve veǎdtukum | ve ben de size va'dettim | And I promised you, |
| 12 | فأخلفتكم | خ ل فḢLF | feeḣleftukum | ama ben sözümden caydım | but I betrayed you. |
| 13 | وما | — | vemā | ve yoktur | But not |
| 14 | كان | ك و نKVN | kāne | I had | |
| 15 | لي | — | liye | benim | I had |
| 16 | عليكم | — | ǎleykum | size karşı | over you |
| 17 | من | — | min | hiç | any |
| 18 | سلطان | س ل طSLŦ | sulTānin | bir güc(üm) | authority |
| 19 | إلا | — | illā | başka | except |
| 20 | أن | — | en | that | |
| 21 | دعوتكم | د ع وD̃AV | deǎvtukum | sizi davet etmekten | I invited you, |
| 22 | فاستجبتم | ج و بCVB | festecebtum | siz de da'vetime koştunuz | and you responded |
| 23 | لي | — | lī | benim | to me. |
| 24 | فلا | — | felā | o halde | So (do) not |
| 25 | تلوموني | ل و مLVM | telūmūnī | beni kınamayın | blame me, |
| 26 | ولوموا | ل و مLVM | velūmū | fakat kınayın | but blame |
| 27 | أنفسكم | ن ف سNFS | enfusekum | kendi kendinizi | yourselves. |
| 28 | ما | — | mā | ne | Not |
| 29 | أنا | — | enā | ben | (can) I |
| 30 | بمصرخكم | ص ر خṦRḢ | bimuSriḣikum | sizi kurtarabilirim | (be) your helper |
| 31 | وما | — | ve mā | ne de | and not |
| 32 | أنتم | — | entum | siz | you (can) |
| 33 | بمصرخي | ص ر خṦRḢ | bimuSriḣiyye | beni kurtarabilirsiniz | (be) my helper. |
| 34 | إني | — | innī | şüphesiz ben | Indeed, I |
| 35 | كفرت | ك ف رKFR | kefertu | reddetmiştim | deny |
| 36 | بما | — | bimā | [of what] | |
| 37 | أشركتمون | ش ر كŞRK | eşraktumūni | beni ortak koşmanızı | your association of me (with Allah) |
| 38 | من | — | min | before. | |
| 39 | قبل | ق ب لGBL | ḳablu | önceden | before. |
| 40 | إن | — | inne | doğrusu | Indeed, |
| 41 | الظالمين | ظ ل مƵLM | Z-Zālimīne | zalimler | the wrongdoers, |
| 42 | لهم | — | lehum | (onlar) için vardır | for them |
| 43 | عذاب | ع ذ بAZ̃B | ǎƶābun | bir azab | (is) a punishment |
| 44 | أليم | ا ل مELM | elīmun | acıklı | "painful.""" |
Mealler
Arapça (Harekesiz)
وقال الشيطن لما قضى الامر ان الله وعدكم وعد الحق ووعدتكم فاخلفتكم وما كان لى عليكم من سلطن الا ان دعوتكم فاستجبتم لى فلا تلومونى ولوموا انفسكم ما انا بمصرخكم وما انتم بمصرخى انى كفرت بما اشركتمون من قبل ان الظلمين لهم عذاب اليم
Arapça (Harekeli)
وَقَالَ الشَّيْطَانُ لَمَّا قُضِيَ الْأَمْرُ إِنَّ اللَّهَ وَعَدَكُمْ وَعْدَ الْحَقِّ وَوَعَدتُّكُمْ فَأَخْلَفْتُكُمْ وَمَا كَانَ لِيَ عَلَيْكُم مِّن سُلْطَانٍ إِلَّا أَن دَعَوْتُكُمْ فَاسْتَجَبْتُمْ لِي فَلَا تَلُومُونِي وَلُومُوا أَنفُسَكُم مَّا أَنَا بِمُصْرِخِكُمْ وَمَا أَنتُم بِمُصْرِخِيَّ إِنِّي كَفَرْتُ بِمَا أَشْرَكْتُمُونِ مِن قَبْلُ إِنَّ الظَّالِمِينَ لَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ
Transliterasyon
Ve kâleş şeytânu lemmâ kudıyel emru innallâhe veadekum va’del hakkı ve veadtukum fe ahleftukum, ve mâ kâne liye aleykum min sultânin illâ en deavtukum festecebtum lî, fe lâ telûmûnî ve lûmû enfusekum, mâ ene bi musrihikum ve mâ entum bi musrıhıyy|e|, innî kefertu bi mâ eşrektumûni min kabl|u|, innaz zâlimîne lehum azâbun elîm(elîmun).
Transliteration (Eng.)
Waq<span class="u">a</span>la a<span class="b">l</span>shshay<span class="u">ta</span>nulamm<span class="u">a</span> qu<span class="u">d</span>iya al-amru inna All<span class="u">a</span>ha waAAadakumwaAAda al<span class="u">h</span>aqqi wawaAAadtukum faakhlaftukum wam<span class="u">a</span> k<span class="u">a</span>naliya AAalaykum min sul<span class="u">ta</span>nin ill<span class="u">a</span> an daAAawtukum fa<span class="b">i</span>stajabtumlee fal<span class="u">a</span> taloomoonee waloomoo anfusakum m<span class="u">a</span> an<span class="u">a</span>bimu<span class="u">s</span>rikhikum wam<span class="u">a</span> antum bimu<span class="u">s</span>rikhiyya inneekafartu bim<span class="u">a</span> ashraktumooni min qablu inna a<span class="b">l</span><span class="i"><span class="u">thth</span></span><span class="u">a</span>limeenalahum AAa<span class="u">tha</span>bun aleem<span class="b">un</span>
Abdulbaki Gölpınarlı
İş olup bitince Şeytan der ki: Şüphe yok ki Allah, gerçek olarak vaitte bulundu size. Ben de size vaat ettim ama vaadimde durmadım ve zâten de size karşı bir gücüm, kuvvetim yoktu, ancak sizi dâvet ettim, siz de icâbet ettiniz bana; beni kınamayın, kendinizi kınayın. Artık ne benim size bir yardımım dokunabilir, ne sizin bana bir yardımınız dokunabilir. Zâten daha önceden de beni ona eş tutmanızı tanımamıştım ben. Şüphe yok ki zulmedenlere elemli bir azap var.
Ali Bulaç
İş hükme bağlanıp-bitince, şeytan der ki: "Doğrusu, Allah, size gerçek olan va'di va'detti, ben de size vaadde bulundum, fakat size yalan söyledim. Benim size karşı zorlayıcı bir gücüm yoktu, yalnızca sizi çağırdım, siz de bana icabet ettiniz. Öyleyse beni kınamayın, siz kendinizi kınayın. Ben sizi kurtaracak değilim, siz de beni kurtaracak değilsiniz. Doğrusu daha önce beni ortak koşmanızı da tanımamıştım. Gerçek şu ki, zalimlere acı bir azap vardır."
Bayraktar Bayraklı
Allah'ın hükmü yerine getirilince Şeytan şöyle diyecektir: “Şüphesiz Allah size gerçek olanı vaad etti, ben de size vaad ettim; ama size yalancı çıktım. Zaten benim size karşı bir gücüm yoktu. Ben sadece sizi çağırdım, siz de benim çağrıma hemen koştunuz. O halde beni kınamayınız, kendinizi kınayınız. Ne ben sizi kurtarabilirim ne de siz beni kurtarabilirsiniz! Şüphesiz daha önce ben, beni ortak koşmanızı inkâr ettim/kabul etmedim.” Şüphesiz zâlimler için elem verici bir azap vardır.
Diyanet İşleri
(Hesapları görülüp) iş bitirilince, şeytan diyecek ki: "Şüphesiz Allah size gerçek olanı vadetti, ben de size vadettim ama, size yalancı çıktım. Zaten benim size karşı bir gücüm yoktu. Ben, sadece sizi (inkara) çağırdım, siz de benim davetime hemen koştunuz. O halde beni yermeyin, kendinizi yerin. Ne ben sizi kurtarabilirim, ne de siz beni kurtarabilirsiniz! Kuşkusuz daha önce ben, beni (Allah'a) ortak koşmanızı reddettim." Şüphesiz zalimler için elem verici bir azap vardır.
Edip Yüksel
Karar yayımlandıktan sonra sapkın onlara şöyle dedi: "ALLAH size gerçeği söz verdi, ben ise size söz verdim ve sözümden caydım. Benim sizin üzerinize herhangi bir gücüm yoktu; ben sizi çağırdım, siz de bana katıldınız. Bundan dolayı beni kınamayın, yalnızca kendinizi kınayın. Ne siz beni kurtarabilirsiniz ne de ben sizi kurtarabilirim. Beni ortak koşmanızı zaten önce de inkâr etmiştim. Zalimler için acı bir azap vardır."
Elmalılı Hamdi Yazır
İş bitince şeytan onlara şöyle diyecek: "Şüphesiz ki Allah size gerçek olanı vaad etti, ben de size vaad ettim, ama sonra caydım! Zaten benim size karşı bir gücüm yoktu. Ancak ben sizi (küfür ve isyana) çağırdım, siz de geldiniz. O halde beni kınamayın, kendi kendinizi kınayın! Ne ben sizi kurtarabilirim, ne de siz beni kurtarabilirsiniz! Ben, önceden beni Allah'a ortak koşmanızı da kabul etmemiştim." Doğrusu zalimler için acı bir azab vardır!
Erhan Aktaş
Ne zaman ki hüküm gerçekleşti, şeytan onlara: “Şüphesiz ki Allah’ın vaktiyle yaptığı uyarıların hepsi gerçekleşti. Benim verdiğim sözler ise boş çıktı. Zaten benim size karşı zorlayıcı bir gücüm* yoktu. Ben size sadece çağrıda bulundum siz de kendiliğinizden çağrıma uydunuz. O halde beni değil, kendinizi kınayın. Ne ben sizi kurtarabilirim ne de siz beni kurtarabilirsiniz. Gerçekten ben, daha önce beni Allah’a ortak koşmanızı da kabul etmemiştim.” dedi. Zalimlerin hakkı acı bir azaptır.
Hakkı Yılmaz
Ve iş bitince şeytan [İblis/düşünce yetisi] onlara, “Şüphesiz ki Allah size gerçek vaadi vaat etti, ben de size vaat ettim, hemen de caydım. Zaten benim size karşı zorlayıcı bir gücüm yoktu. Ancak ben sizi çağırdım siz de bana karşılık verdiniz. O nedenle beni kınamayın, kendi kendinizi kınayın! Ben sizi kurtaramam, siz de benim kurtarıcım değilsiniz! Şüphesiz ben, önceden beni Allah'a ortak koşmanızı da kabul etmemiştim” dedi. –Şüphesiz şirk koşarak yanlış; kendi zararlarına iş yapanlar, kendileri için acı bir azap olanlardır!
Muhammed Esed
Ve her şey olup bittikten, hüküm yerine geldikten sonra Şeytan: "Gerçek şu ki, Allah size gerçekleşmesi kaçınılmaz bir söz vermişti! Bense (her fırsatta) size birtakım sözler verdim ama sizi hep yüzüstü bıraktım. Yine de benim sizin üzerinizde gerçekte bir nüfûzum yoktu: Sizi sadece çağırıyordum; siz de (bu çağrıya) icabet ediyordunuz. Bunun içindir ki, beni suçlamayın, yalnızca kendinizi suçlayın. Ne ben sizin imdadınıza yetişecek durumdayım; ne de siz benim imdadıma yetişebilecek kimselersiniz; çünkü, bakın ben, sizin vaktiyle beni (Allah'a) ortak koşmanızda bir doğruluk payı olduğunu her zaman reddetmişimdir". Doğrusu, tüm zalimleri çok can yakıcı bir azap beklemektedir.
Mustafa İslamoğlu
Ve hüküm kesinleşip iş bitince Şeytan dedi ki: "İşte hakikat: Allah size gerçekleşmesi kesin olan bir söz vermişti, ben de size söz vermiştim: fakat size verdiğim sözü tutmadım. Zira benim sizin üzerinizde yaptırım gücüm bulunmamaktaydı. Ne var ki sizi sadece davet ediyordum, siz de benim davetime yumuluyordunuz. Dolayısıyla beni suçlamayın, asıl kendinizi suçlayın! Ne ben sizin imdadınıza yetişecek durumdayım, ne de siz benim imdadıma. İşin gerçeği ben, sizin daha önce beni Allah'a ortak koşma girişimlerinizi de zaten (baştan beri) benimsememiştim! Elbette zalimleri, can yakıcı bir azap beklemektedir.
Suat Yıldırım
Hesaplar görülüp iş tamamlanınca Şeytan onlara şöyle diyecek: “Allah size doğru vaadde bulundu. Ben de size bir şeyler vaad ettim, ama sözümden caydım. Doğrusu, benim size istediğimi yaptıracak bir gücüm yoktu. Sadece ben sizi dâvet ettim, siz de çağrımı kabul ettiniz. O halde beni ayıplamayın, kendi kendinizi kınayın. Ne ben sizi kurtarabilirim, ne de siz beni kurtarabilirsiniz. Ben, sizin daha önce beni Allah'a şerik yapmanızı da reddetmiştim. ” Elbette, böyle zalimlerin hakkı gayet acı bir azaptır. [4, 120; 59, 16]*
Süleyman Ateş
İş bitirildikten sonra şeytan (onlara) şöyle dedi: "Allah size gerçek va'detti, ben de size va'dettim ama ben sözümden caydım! Benim sizi zorlayacak bir gücüm yoktu. Sadece sizi (küfür ve isyana) davet ettim. Siz de benim da'vetime koştunuz. O halde beni kınamayın, kendi kendinizi kınayın! Ne ben sizi kurtarabilirim, ne de siz beni kurtarabilirsiniz! Ben, önceden beni (Allah'a) ortak koşmanızı da tanımamıştım zaten. Doğrusu zalimler için acı bir azab vardır!"
Şaban Piriş
İş olup bitince, şeytan: - Allah, size gerçeği vaadetmişti. Ben de size vaadettim, sonra caydım; sizi zorlayacak bir gücüm yoktu; sadece çağırdım, siz de geldiniz. Öyleyse, beni değil kendinizi kınayın. Artık ben sizi kurtaramam, siz de beni kurtaramazsınız. Beni ortak koşmanızı daha önce kabul etmemiştim; doğrusu zalimlere can yakan bir azap vardır, der.*
Yaşar Nuri Öztürk
İş bitirilince şeytan onlara şöyle dedi: "Allah size hak bir vaatle vaatte bulundu, ben ise vaat ettim ama vaadimden caydım. Benim sizin üzerinizde bir sultam yoktu. Sizi davet ettim, siz de bana uydunuz. Hepsi bu. Şimdi beni kınamayı bırakın da öz benliklerinizi kınayın. Ne ben sizi kurtarabilirim ne de siz beni kurtarabilirsiniz. Aslında ben sizin, daha önceden beni şirk aracı yapmanıza karşı çıkmıştım. Zalimler için acıklı bir azap öngörülmüştür"
Edip-Layth-Martha
The devil said when the matter was complete: "God had promised you the promise of truth, and I promised you and broke my promise. I had no power over you except that I invited you and you responded to me. So do not blame me, but blame yourselves; I cannot help you nor can you help me. I reject that you have set me as a partner before this; the wicked will have a painful retribution."
Muhammad Asad
And when everything will have been decided, Satan will say: "Behold, God promised you something that was bound to come true!* I, too, held out [all manner of] promises to you -but I deceived you. Yet I had no power at all over you: I but called you-and you responded unto me. Hence, blame not me, but blame yourselves.* It is not for me to respond to your cries, nor for you to respond to mine:* for, behold, I have [always] refused to admit that there was any truth in your erstwhile belief that I had a share in God's divinity."* Verily, for all evildoers* there is grievous suffering in store.
Rashad Khalifa
And the devil will say, after the judgment had been issued, "GOD has promised you the truthful promise, and I promised you, but I broke my promise. I had no power over you; I simply invited you, and you accepted my invitation. Therefore, do not blame me, and blame only yourselves. My complaining cannot help you, nor can your complaining help me. I have disbelieved in your idolizing me. The transgressors have incurred a painful retribution.",
The Monotheist Group
Andthe devil said when the matter was complete: "God had promised you the promise of truth, and I promised you and broke my promise. And I had no power over you except that I invited you and you responded to me. So do not blame me, but blame yourselves; I cannot help you nor can you help me. I reject that you have set me up as a partner before this; the wicked will have a painful retribution."