Kehf Sûresi82. Ayet
← Sure okumasına dönKelime Kelime (35 kelime)
| # | Arapça | Kök | Okunuş | Türkçe | İngilizce |
|---|---|---|---|---|---|
| 1 | وأما | — | ve emmā | ise | And as for |
| 2 | الجدار | ج د رCD̃R | l-cidāru | duvar | the wall, |
| 3 | فكان | ك و نKVN | fekāne | idi | it was |
| 4 | لغلامين | غ ل مĞLM | liğulāmeyni | çocuğun | for two orphan boys, |
| 5 | يتيمين | ي ت مYTM | yetīmeyni | iki yetim | for two orphan boys, |
| 6 | في | — | fī | in | |
| 7 | المدينة | م د نMD̃N | l-medīneti | şehirde | the town, |
| 8 | وكان | ك و نKVN | ve kāne | ve vardı | and was |
| 9 | تحته | ت ح تTḪT | teHtehu | altında | underneath it |
| 10 | كنز | ك ن زKNZ | kenzun | bir hazine | a treasure |
| 11 | لهما | — | lehumā | onlara ait | for them |
| 12 | وكان | ك و نKVN | ve kāne | ve idi | and was |
| 13 | أبوهما | ا ب وEBV | ebūhumā | babaları da | their father |
| 14 | صالحا | ص ل حṦLḪ | SāliHen | iyi bir kimse | righteous. |
| 15 | فأراد | ر و دRVD̃ | feerāde | istedi ki | So intended |
| 16 | ربك | ر ب بRBB | rabbuke | Rabbin | your Lord |
| 17 | أن | — | en | that | |
| 18 | يبلغا | ب ل غBLĞ | yebluğā | onlar (büyüyüp) ersinler | they reach |
| 19 | أشدهما | ش د دŞD̃D̃ | eşuddehumā | güçlü çağlarına | their maturity, |
| 20 | ويستخرجا | خ ر جḢRC | ve yesteḣricā | ve çıkarsınlar | and bring forth |
| 21 | كنزهما | ك ن زKNZ | kenzehumā | hazinelerini | their treasure |
| 22 | رحمة | ر ح مRḪM | raHmeten | bir rahmet olarak | (as) a mercy |
| 23 | من | — | min | from | |
| 24 | ربك | ر ب بRBB | rabbike | Rabbinden | your Lord. |
| 25 | وما | — | ve mā | And not | |
| 26 | فعلته | ف ع لFAL | feǎltuhu | bunları yapmadım | I did it |
| 27 | عن | — | ǎn | on | |
| 28 | أمري | ا م رEMR | emrī | ben kendiliğimden | my (own) accord. |
| 29 | ذلك | — | ƶālike | işte budur | That |
| 30 | تأويل | ا و لEVL | te'vīlu | içyüzü | (is the) interpretation |
| 31 | ما | — | mā | şeylerin | (of) what |
| 32 | لم | — | lem | not | |
| 33 | تسطع | ط و عŦVA | tesTiǎ' | senin güç yetiremediğin | you were able |
| 34 | عليه | — | ǎleyhi | hakkında | on it |
| 35 | صبرا | ص ب رṦBR | Sabran | sabırla | "(to have) patience.""" |
Mealler
Arapça (Harekesiz)
واما الجدار فكان لغلمين يتيمين فى المدينة وكان تحته كنز لهما وكان ابوهما صلحا فاراد ربك ان يبلغا اشدهما ويستخرجا كنزهما رحمة من ربك وما فعلته عن امرى ذلك تاويل ما لم تسطع عليه صبرا
Arapça (Harekeli)
وَأَمَّا الْجِدَارُ فَكَانَ لِغُلَامَيْنِ يَتِيمَيْنِ فِي الْمَدِينَةِ وَكَانَ تَحْتَهُ كَنزٌ لَّهُمَا وَكَانَ أَبُوهُمَا صَالِحًا فَأَرَادَ رَبُّكَ أَن يَبْلُغَا أَشُدَّهُمَا وَيَسْتَخْرِجَا كَنزَهُمَا رَحْمَةً مِّن رَّبِّكَ وَمَا فَعَلْتُهُ عَنْ أَمْرِي ذَلِكَ تَأْوِيلُ مَا لَمْ تَسْطِع عَّلَيْهِ صَبْرًا
Transliterasyon
Ve emmel cidâru fe kâne li gulâmeyni yetîmeyni fîl medîneti ve kâne tahtehu kenzun lehumâ ve kâne ebûhumâ sâlihâ(sâlihan), fe erâde rabbuke en yeblugâ eşuddehumâ ve yestahricâ kenzehumâ rahmeten min rabbik|e| ve mâ fealtuhu an emrî, zâlike te’vîlu mâ lem testı’ aleyhi sabrâ(sabren).
Transliteration (Eng.)
Waamm<span class="u">a</span> aljid<span class="u">a</span>ru fak<span class="u">a</span>nalighul<span class="u">a</span>mayni yateemayni fee almadeenati wak<span class="u">a</span>na ta<span class="u">h</span>tahukanzun lahum<span class="u">a</span> wak<span class="u">a</span>na aboohum<span class="u">a</span> <span class="u">sa</span>li<span class="u">h</span>anfaar<span class="u">a</span>da rabbuka an yablugh<span class="u">a</span> ashuddahum<span class="u">a</span>wayastakhrij<span class="u">a</span> kanzahum<span class="u">a</span> ra<span class="u">h</span>matan min rabbikawam<span class="u">a</span> faAAaltuhu AAan amree <span class="u">tha</span>lika ta/weelu m<span class="u">a</span>lam tas<span class="u">t</span>iAA AAalayhi <span class="u">s</span>abr<span class="u">a</span><span class="b">n</span>
Abdulbaki Gölpınarlı
Duvarsa, şehirdeki iki yetim çocuğundu ve altında, onlara âit bir defîne vardı, babaları da temiz bir adamdı. Rabbin, onların ergenlik çağına gelmelerini ve defînelerini çıkarıp elde etmelerini diledi. Bunları kendiliğimden yapmadım. İşte sabredemediğin şeylerin iç yüzü.
Ali Bulaç
"Duvar ise, şehirde iki öksüz çocuğundu, altında onlara ait bir define vardı; babaları salih biriydi. Rabbin diledi ki, onlar erginlik çağına erişsinler ve kendi definelerini çıkarsınlar; (bu,) Rabbinden bir rahmettir. Bunları ben, kendi işim (özel görüşüm) olarak yapmadım. İşte, senin sabır göstermeye güç yetiremediğin şeylerin yorumu."
Bayraktar Bayraklı
“Duvara gelince o da, şehirdeki iki yetim çocuğa aitti. Duvarın altında onlara ait bir hazine vardı. Babaları da iyi bir kimse idi. Rabbin onların ergenlik çağına ulaşıp da hazinelerini çıkarmalarını, kendi katından bir rahmet olarak istedi. Ben, bunları kendiliğimden yapmadım. İşte bu anlattıklarım senin sabredemediğin şeylerin yorumudur.”
Diyanet İşleri
"Duvara gelince, şehirde iki yetim çocuğun idi; altında da onlara ait bir hazine vardı; babaları ise iyi bir kimse idi. Rabbin istedi ki, o iki çocuk güçlü çağlarına erişsinler ve Rabbinden bir rahmet olarak hazinelerini çıkarsınlar. Ben bunu da kendiliğimden yapmadım. İşte, hakkında sabredemediğin şeylerin iç yüzü budur."
Edip Yüksel
"Duvar ise kentteki iki öksüze aitti. Duvarın altında onlara ait bir hazine vardı. Babaları da erdemli birisiydi. Rabbin diledi ki onlar büyüyüp tam güçlerine kavuştuktan sonra Rabbinden bir rahmet olarak hazinelerini ortaya çıkarsınlar. Bunları kendi irademle yapmadım. İşte bunlar, dayanamadığın şeylerin açıklamasıdır."
Elmalılı Hamdi Yazır
"Duvar ise, o şehirde iki yetim oğlana ait idi. Duvarın altında onların bir hazinesi vardı. Babaları da iyi bir kimse idi. Onun için Rabbin istedi ki o iki çocuk erginlik çağlarına ersinler ve Rabbinden bir rahmet olarak hazinelerini çıkarsınlar. Ve ben bunların hiçbirini kendiliğimden yapmadım. İşte senin sabredemediğin şeylerin içyüzleri budur."
Erhan Aktaş
“Duvar ise o şehirde iki yetim delikanlıya aitti. Ve onun altında, onlara ait bir servet vardı. Babaları iyi bir kimseydi. İşte onun için Rabb’in, onların erginlik dönemine erişmesini ve – Rabb’lerinden bir rahmet olarak- serveti çıkarmalarını istedi. Ve ben onu kendiliğimden bir iş olarak yapmadım. İşte senin sabretmeye güç yetiremediğin şeylerin açıklaması budur.”
Hakkı Yılmaz
(78-82)Âlim ve rahmete mazhar kul: “İşte bu, aramızın ayrılmasıdır. Şimdi sana o, üzerine sabretmeye güç yetiremediğin şeylerin birinci anlamlarını haber vereyim: “Gemi olayına gelince; o, denizde çalışan birtakım miskinlerindi. İşte o nedenle ben onu kusurlu hâle getirmek istedim. Ötelerinde de bütün güzel, sağlam gemileri gasp edip alan bir kral vardı. Delikanlıya da gelince; onun anne-babası mü’min kimselerdi. İşte o nedenle biz, onun, anne-babasını azdırmasından ve küfre; Allah'ın ilâhlığını ve rabliğini bilerek reddetmeye sürüklemesinden korktuk. Sonra da ‘Rableri onun yerine kendilerine temizlikçe daha hayırlı ve merhamet bakımından daha yakınını versin’ istedik. Duvara da gelince; o, şehirdeki iki yetim oğlanındı ve onun altında onlar için bir define vardı. Babaları da iyi bir zat idi. İşte onun için, –Rabbinden bir rahmet olmak üzere– Rabbin onların erginlik çağına ermelerini, definelerini çıkarmalarını diledi. Ve ben onu [duvar doğrultma işini] kendi görüşümle yapmadım. İşte senin, üzerine sabretmeye takat getiremediğin şeylerin ilk plândaki anlamı!”
Muhammed Esed
Ve duvara gelince; duvar o kasabada yaşayan iki yetim oğlan çocuğuna aitti ve altında (hukuken) onların olan bir hazine (gömülüydü). Onların babası dürüst ve erdemli biriydi; bunun içindir ki, Rabbin onların erginlik çağına eriştiklerinde o hazineyi Rabbinden bir bağış olarak kazıp çıkarmalarını irade etti. (Dolayısıyla,) ben (bütün) bunları kendiliğimden yapmadım: Senin sabır göstermediğin (olayların) iç yüzünün gerçek anlamı işte budur."
Mustafa İslamoğlu
"Ve duvara gelince: Duvar o şehirde yaşayan iki yetime aitti ve altında da onlara ait bir hazine gömülüydü. O ikisinin erdemli bir babası vardı; senin Rabbin ise, onlar erişkin birer insan olunca hazinelerini çıkarmalarını-Rabbinden bir rahmet olarak- diledi. "Yani, (bütün bunları) ben kendi kararımla yapmadım. Senin (sonuna kadar) sabretmeyi başaramadığın olayların iç yüzüyle ilgili gerçek yorum işte budur."
Suat Yıldırım
Gelelim duvara: O duvar şehirdeki iki yetim çocuğa aitti. Duvarın altında onlara ait bir define gömülü idi. Babaları, salih, iyi bir insandı. Rabbin onların reşit olacakları çağa gelip, definelerini o zaman çıkarmalarını irade buyurdu. Bütün bunlar Rabbinden birer lütuf ve rahmet olup, ben hiçbirini kendi görüşümle yapmış değilim. İşte hakkında sabırsızlık gösterdiğin meselelerin içyüzü bunlardan ibarettir. ” [47, 13; 43, 31]
Süleyman Ateş
Duvar ise şehirde iki yetim çocuğun idi. Altında onlara ait bir hazine vardı. Babaları da iyi bir kimse idi. Rabbin istedi ki onlar (büyüyüp) güçlü çağlarına ersinler ve Rabbinden bir rahmet olarak hazinelerini çıkarsınlar. Bunları, ben kendiliğimden yapmadım. İşte senin sabredemediğin şeylerin içyüzü budur.
Şaban Piriş
Duvar ise, şehirdeki iki yetim gence aitti. Altında da onlara ait bir hazine vardı. Babaları temiz ve iyi bir insandı. Rabbin, onların olgunluk çağına ulaşmasını ve Rabbinden bir rahmet olarak hazinelerini çıkarmalarını istedi. Ben, bunları kendiliğimden yapmadım. İşte bu sabredemediğin işlerin gerçek yüzüdür.
Yaşar Nuri Öztürk
"Ve duvar. Duvar, o kentte yaşayan iki yetim oğlanındı. Altında, oğlanlara ait bir define vardı. Oğlanların babası da hayır ve barış seven bir kimse olarak yaşamıştı. Rabbin istedi ki, o çocuklar erginliklerine ulaşsınlar da Rabbinden bir rahmet olarak definelerini çıkarsınlar. Ben bunları kendi buyruğumun sonucu olarak yapmadım. İşte senin sabretmeye güç yetiremediğin şeylerin içyüzü budur."
Edip-Layth-Martha
"As for the wall, it belonged to two orphaned boys in the city, and underneath it was a treasure for them, and their father was a good man, so your Lord wanted that they would reach their maturity and take out their treasure as a mercy from your Lord. None of what I did was of my own accord. That is the meaning of what you could not have patience for."
Muhammad Asad
"And as for that wall, it belonged to two orphan boys [living] in the town, and beneath it was [buried] a treasure belonging to them [by right].* Now their father had been a righteous man, and so thy Sustainer willed it that when they come of age they should bring forth their treasure by thy Sustainer's grace. "And I did not do (any of] this of my own accord:* this is the real meaning of all [those events] that thou wert unable to bear with patience."
Rashad Khalifa
"As for the wall, it belonged to two orphan boys in the city. Under it, there was a treasure that belonged to them. Because their father was a righteous man, your Lord wanted them to grow up and attain full strength, then extract their treasure. Such is mercy from your Lord. I did none of that of my own volition. This is the explanation of the things you could not stand." Zul-Qarnain: The One With the Two Horns or Two Generations,
The Monotheist Group
"And as for the wall, it belonged to two orphaned boys in the city, and underneath it was a treasure for them, and their father was a good man, so your Lord wanted that they reach their independence and bring out their treasure as a mercy from your Lord. And none of what I have done was of my own accord. That is the meaning of what you could not have patience for."