Bakara Sûresi36. Ayet

← Sure okumasına dön

Kelime Kelime (19 kelime)

#ArapçaKökOkunuşTürkçeİngilizce
1فأزلهماز ل لZLLfeezellehumāonlar(ın ayağın)ı kaydırdıThen made [both of] them slip
2الشيطانش ط نŞŦNş-şeyTānuşeytanthe Shaitaan
3عنهاǎnhāoradanfrom it,
4فأخرجهماخ ر جḢRCfe eḣracehumāçıkardıand he got [both of] them out
5مماmimmāyerdenfrom what
6كاناك و نKVNkānābulunduklarıthey [both] were
7فيهfīhiiçindein [it].
8وقلناق و لGVLve ḳulnāve dedik kiAnd We said,
9اهبطواه ب طHBŦhbiTūinin"""Go down (all of you),"
10بعضكمب ع ضBAŽbeǎ'Dukumkiminizsome of you
11لبعضب ع ضBAŽlibeǎ'Dinkiminizeto others
12عدوع د وAD̃Vǎduvvundüşman olarak"(as) enemy;"
13ولكمvelekumsizin için vardırand for you
14في-ndein
15الأرضا ر ضERŽl-erDiyeryüzü-the earth
16مستقرق ر رGRRmusteḳarrunkalmak(is) a dwelling place
17ومتاعم ت عMTAve metāǔnve nimetand a provision
18إلىilāfor
19حينح ي نḪYNHīninbir süre"a period."""

Mealler

Arapça (Harekesiz)

فازلهما الشيطن عنها فاخرجهما مما كانا فيه وقلنا اهبطوا بعضكم لبعض عدو ولكم فى الارض مستقر ومتع الى حين

Arapça (Harekeli)

فَأَزَلَّهُمَا الشَّيْطَانُ عَنْهَا فَأَخْرَجَهُمَا مِمَّا كَانَا فِيهِ وَقُلْنَا اهْبِطُوا بَعْضُكُمْ لِبَعْضٍ عَدُوٌّ وَلَكُمْ فِي الْأَرْضِ مُسْتَقَرٌّ وَمَتَاعٌ إِلَى حِينٍ

Transliterasyon

Fe ezellehumâş şeytânu anhâ fe ahrecehumâ mimmâ kânâ fîh|i|, ve kulnâhbitû ba’dukum li ba’din aduvv(aduvvun), ve lekum fîl ardı mustekarrun ve metâun ilâ hîn(hînin).

Transliteration (Eng.)

Faazallahum<span class="u">a</span> a<span class="b">l</span>shshay<span class="u">ta</span>nuAAanh<span class="u">a</span> faakhrajahum<span class="u">a</span> mimm<span class="u">a</span> k<span class="u">a</span>n<span class="u">a</span>feehi waquln<span class="u">a</span> ihbi<span class="u">t</span>oo baAA<span class="u">d</span>ukum libaAA<span class="u">d</span>inAAaduwwun walakum fee al-ar<span class="u">d</span>i mustaqarrun wamat<span class="u">a</span>AAunil<span class="u">a</span> <span class="u">h</span>een<span class="b">in</span>

Abdulbaki Gölpınarlı

Şeytansa oradan onların ayaklarını kaydırdı, onları bulundukları makamdan çıkarıverdi. Dedik ki: Bâzınız, bâzınıza düşman olarak inin buradan. Bir zamana kadar yeryüzünde oturmanız, oradan rızıklanmanız mukadder.

Ali Bulaç

Fakat şeytan, oradan ikisinin ayağını kaydırdı ve böylece onları içinde bulundukları (durum)dan çıkardı. Biz de: "Kiminiz kiminize düşman olarak inin, sizin için yeryüzünde belli bir vakte kadar bir yerleşim ve meta vardır" dedik.

Bayraktar Bayraklı

Bunun üzerine şeytan, onları bulundukları yerden kaydırıp çıkardı. Biz de, “Birbirinize düşman olarak oradan ininiz ve yeryüzünde belli bir zamana kadar ikamet edip yaşayacaksınız” dedik.

Diyanet İşleri

Şeytan onların ayaklarını kaydırıp haddi tecavüz ettirdi ve içinde bulundukları (cennetten) onları çıkardı. Bunun üzerine: Bir kısmınız diğerine düşman olarak ininiz, sizin için yeryüzünde barınak ve belli bir zamana dek yaşamak vardır, dedik.

Edip Yüksel

Sapkın, onları oradan kaydırıp bulundukları yerden çıkarttı. Nihayet, "Birbirinize düşman olarak aşağı inin. Yeryüzünde belli bir süre kalıp yaşayacaksınız" dedik.*

Elmalılı Hamdi Yazır

Bunun üzerine şeytan onları(n ayağını) oradan kaydırdı, içinde bulundukları (cennet yurdu)ndan çıkardı. Biz de: "Birbirinize düşman olarak inin, orada belirli bir vakte kadar sizin için bir karar yeri ve bir nasib vardır." dedik.

Erhan Aktaş

Fakat şeytan onları, oradan kaydırdı. Böylece ikisini de içinde bulundukları durumdan çıkardı. Biz de: “Birbirinize düşman olarak inin.* Yeryüzü, belli bir süreye kadar size barınak ve geçinme yeri olacak.” dedik.

Hakkı Yılmaz

Bunun üzerine şeytân; İblis/düşünce yetisi onları oradan kaydırdı, içinde bulundukları ortamdan çıkardı. Ve Biz, “Birbirinize düşman olarak inin, orada belirli bir vakte kadar sizin için bir karar yeri ve bir yararlanma vardır” dedik.

Muhammed Esed

Ama Şeytan orada ikisini de yoldan çıkardı ve böylece sahip oldukları konumu yitirmelerine sebep oldu. Bu yüzden Biz: "İnin, (bundan böyle) kiminiz kiminize düşman olarak yaşayın ve yeryüzünü bir müddet için mesken edinip orada geçiminizi sağlayın!" dedik.

Mustafa İslamoğlu

Fakat Şeytan onların ayaklarını kaydırdı, böylece sahip oldukları müstesna konumdan uzaklaştırdı. Ve Biz dedik ki: "Birbirinize düşman olarak çıkıp gidin! Zira yeryüzünde, geçici bir hayat alanı ve tadımlık bir haz sizi bekliyor!"

Suat Yıldırım

Derken Şeytan onların ayaklarını kaydırarak içinde bulundukları nimet yurdundan çıkardı. Biz de: “Haydi, dedik, birbirinize düşman olarak yeryüzüne inin! Siz orada belirli bir süre ikamet edip yararlanacaksınız. ”

Süleyman Ateş

Derken şeytan onlar(ın ayağın)ı oradan kaydırdı, içinde bulundukları (ni'met yurdu)ndan çıkardı. (Biz de) dedik ki: "Birbirinize düşman olarak inin. Sizin, yeryüzünde kalıp bir süre yaşamanız lazımdır."

Şaban Piriş

-Birbirinize düşman olarak inin, yeryüzünde bir müddet için yerleşip geçineceksiniz, dedik.

Yaşar Nuri Öztürk

Bunun üzerine şeytan onların ayaklarını kaydırdı da onları içinde bulundukları yerden çıkardı. Biz de şöyle buyurduk: "Bir kısmınız bir kısmınıza düşman olarak aşağıya inin. Belli bir süreye kadar yeryüzünde sizin için bir bekleme yeri, bir nimet / bir yararlanma imkanı olacaktır.

Edip-Layth-Martha

So, the devil tricked both and he brought both of them out from what they were in, and We said, "Descend, you are all enemies of one another. In the land shall be stability for you and luxury for a while."*

Muhammad Asad

But Satan caused them both to stumble therein, and thus brought about the loss of their erstwhile state.* And so We said: "Down with you, [and be henceforth] enemies unto one another; and on earth you shall have your abode and your livelihood for a while !"*

Rashad Khalifa

But the devil duped them, and caused their eviction therefrom. We said, "Go down as enemies of one another. On Earth shall be your habitation and provision for awhile.",

The Monotheist Group

So, the devil caused them to slip from it, and he brought them out from what they were in, and We said: "Descend; for you are enemies to one another; and on the earth you will have residence and provisions until the appointed time."