Bakara Sûresi61. Ayet
← Sure okumasına dönKelime Kelime (60 kelime)
| # | Arapça | Kök | Okunuş | Türkçe | İngilizce |
|---|---|---|---|---|---|
| 1 | وإذ | — | ve iƶ | hani | And when |
| 2 | قلتم | ق و لGVL | ḳultum | siz demiştiniz ki | you said, |
| 3 | يا | يY | yā | EY/HEY/AH | """O!" |
| 4 | موسى | م و س MVS | mūsā | Musa | Musa |
| 5 | لن | — | len | asla | Never (will) |
| 6 | نصبر | ص ب رṦBR | neSbira | biz dayanamayız | we endure |
| 7 | على | — | ǎlā | [on] | |
| 8 | طعام | ط ع مŦAM | Taǎāmin | yemeğe | food |
| 9 | واحد | و ح دVḪD̃ | vāHidin | bir | (of) one (kind), |
| 10 | فادع | د ع وD̃AV | fed'ǔ | du'a et | so pray |
| 11 | لنا | — | lenā | bizim için | for us |
| 12 | ربك | ر ب بRBB | rabbeke | Rabbine | (to) your Lord |
| 13 | يخرج | خ ر جḢRC | yuḣric | çıkarsın | to bring forth |
| 14 | لنا | — | lenā | bize | for us |
| 15 | مما | — | mimmā | şeylerden | out of what |
| 16 | تنبت | ن ب تNBT | tunbitu | bitirdiği | grows |
| 17 | الأرض | ا ر ضERŽ | l-erDu | yerin | the earth, |
| 18 | من | — | min | -nden | of |
| 19 | بقلها | ب ق لBGL | beḳlihā | sebzesi- | its herbs, |
| 20 | وقثائها | ق ث اGS̃E | veḳiṧṧāihā | ve acurundan | [and] its cucumbers, |
| 21 | وفومها | ف و مFVM | vefūmihā | ve sarımsağından | [and] its garlic, |
| 22 | وعدسها | ع د سAD̃S | veǎdesihā | ve mercimeğinden | [and] its lentils, |
| 23 | وبصلها | ب ص لBṦL | ve beSalihā | ve soğanından | "and its onions.""" |
| 24 | قال | ق و لGVL | ḳāle | dedi ki | He said, |
| 25 | أتستبدلون | ب د لBD̃L | etestebdilūne | değiştirmek mi istiyorsunuz? | """Would you exchange" |
| 26 | الذي | — | lleƶī | olanı | that which |
| 27 | هو | — | huve | o | [it] |
| 28 | أدنى | د ن وD̃NV | ednā | daha aşağı | (is) inferior |
| 29 | بالذي | — | billeƶī' | olanla | for that which |
| 30 | هو | — | huve | o | [it] |
| 31 | خير | خ ي رḢYR | ḣayrun | iyi | (is) better? |
| 32 | اهبطوا | ه ب طHBŦ | hbiTū | inin | Go down |
| 33 | مصرا | م ص رMṦR | miSran | bir şehre | (to) a city, |
| 34 | فإن | — | feinne | şüphesiz | so indeed |
| 35 | لكم | — | lekum | sizin için vardır | for you |
| 36 | ما | — | mā | şeyler | (is) what |
| 37 | سألتم | س ا لSEL | seeltum | istediğiniz | "you have asked (for).""" |
| 38 | وضربت | ض ر بŽRB | ve Duribet | ve vuruldu | And were struck |
| 39 | عليهم | — | ǎleyhimu | üzerlerine | on them |
| 40 | الذلة | ذ ل لZ̃LL | ƶ-ƶilletu | alçaklık | the humiliation |
| 41 | والمسكنة | س ك نSKN | velmeskenetu | ve yoksulluk (damgası) | and the misery |
| 42 | وباءوا | ب و اBVE | ve bā'ū | ve uğradılar | and they drew on themselves |
| 43 | بغضب | غ ض بĞŽB | biğaDebin | bir gazaba | wrath |
| 44 | من | — | mine | -tan | of |
| 45 | الله | — | llahi | Allah- | Allah |
| 46 | ذلك | — | ƶālike | işte bu | That (was) |
| 47 | بأنهم | — | biennehum | şüphesiz öyle | because they |
| 48 | كانوا | ك و نKVN | kānū | oldu | used to |
| 49 | يكفرون | ك ف رKFR | yekfurūne | (çünkü) inkar ediyorlar | disbelieve |
| 50 | بآيات | ا ي يEYY | biāyāti | ayetlerini | in (the) Signs |
| 51 | الله | — | llahi | Allah'ın | (of) Allah |
| 52 | ويقتلون | ق ت لGTL | ve yeḳtulūne | ve öldürüyorlardı | and kill |
| 53 | النبيين | ن ب اNBE | n-nebiyyīne | peygamberleri | the Prophets |
| 54 | بغير | غ ي رĞYR | biğayri | etmediği halde | without (any) |
| 55 | الحق | ح ق قḪGG | l-Haḳḳi | hak | [the] right. |
| 56 | ذلك | — | ƶālike | işte bu | That |
| 57 | بما | — | bimā | sebebiyledir | (was) because |
| 58 | عصوا | ع ص يAṦY | ǎSav | isyan etmeleri | they disobeyed |
| 59 | وكانوا | ك و نKVN | ve kānū | ve oldukları | and they were |
| 60 | يعتدون | ع د وAD̃V | yeǎ'tedūne | sınırı aşmış | transgressing. |
Mealler
Arapça (Harekesiz)
واذ قلتم يموسى لن نصبر على طعام وحد فادع لنا ربك يخرج لنا مما تنبت الارض من بقلها وقثائها وفومها وعدسها وبصلها قال اتستبدلون الذى هو ادنى بالذى هو خير اهبطوا مصرا فان لكم ما سالتم وضربت عليهم الذلة والمسكنة وباءو بغضب من الله ذلك بانهم كانوا يكفرون بايت الله ويقتلون النبين بغير الحق ذلك بما عصوا وكانوا يعتدون
Arapça (Harekeli)
وَإِذْ قُلْتُمْ يَا مُوسَى لَن نَّصْبِرَ عَلَى طَعَامٍ وَاحِدٍ فَادْعُ لَنَا رَبَّكَ يُخْرِجْ لَنَا مِمَّا تُنبِتُ الْأَرْضُ مِن بَقْلِهَا وَقِثَّائِهَا وَفُومِهَا وَعَدَسِهَا وَبَصَلِهَا قَالَ أَتَسْتَبْدِلُونَ الَّذِي هُوَ أَدْنَى بِالَّذِي هُوَ خَيْرٌ اهْبِطُوا مِصْرًا فَإِنَّ لَكُم مَّا سَأَلْتُمْ وَضُرِبَتْ عَلَيْهِمُ الذِّلَّةُ وَالْمَسْكَنَةُ وَبَاءُوا بِغَضَبٍ مِّنَ اللَّهِ ذَلِكَ بِأَنَّهُمْ كَانُوا يَكْفُرُونَ بِآيَاتِ اللَّهِ وَيَقْتُلُونَ النَّبِيِّينَ بِغَيْرِ الْحَقِّ ذَلِكَ بِمَا عَصَوا وَّكَانُوا يَعْتَدُونَ
Transliterasyon
Ve iz kultum yâ mûsâ len nasbira alâ taâmin vâhidin fed’u lenâ rabbeke yuhric lenâ mimmâ tunbitulardu min baklihâ ve kıssâiha ve fûmihâ ve adesihâ ve basalihâ, kâle e testebdilûnellezî huve ednâ billezî huve hayr(hayrun), ihbitû mısran fe inne lekum mâ seeltum ve duribet aleyhimuz zilletu vel meskenetu ve bâu bi gadabin minallâh|i|, zâlike bi ennehum kânû yekfurûne bi âyâtillâhi ve yaktulûnen nebiyyîne bi gayril hak(hakkı), zâlike bi mâ asav ve kânû ya’tedûn|e|.
Transliteration (Eng.)
Wa-i<span class="u">th</span> qultum y<span class="u">a</span> moos<span class="u">a</span>lan na<span class="u">s</span>bira AAal<span class="u">a</span> <span class="u">t</span>aAA<span class="u">a</span>min w<span class="u">ah</span>idinfa<span class="b">o</span>dAAu lan<span class="u">a</span> rabbaka yukhrij lan<span class="u">a</span> mimm<span class="u">a</span>tunbitu al-ar<span class="u">d</span>u min baqlih<span class="u">a</span> waqithth<span class="u">a</span>-ih<span class="u">a</span>wafoomih<span class="u">a</span> waAAadasih<span class="u">a</span> waba<span class="u">s</span>alih<span class="u">a</span> q<span class="u">a</span>laatastabdiloona alla<span class="u">th</span>ee huwa adn<span class="u">a</span> bi<span class="b">a</span>lla<span class="u">th</span>eehuwa khayrun ihbi<span class="u">t</span>oo mi<span class="u">s</span>ran fa-inna lakum m<span class="u">a</span>saaltum wa<span class="u">d</span>uribat AAalayhimu a<span class="b">l</span><span class="u">thth</span>illatu wa<span class="b">a</span>lmaskanatuwab<span class="u">a</span>oo bigha<span class="u">d</span>abin mina All<span class="u">a</span>hi <span class="u">tha</span>likabi-annahum k<span class="u">a</span>noo yakfuroona bi-<span class="u">a</span>y<span class="u">a</span>ti All<span class="u">a</span>hiwayaqtuloona a<span class="b">l</span>nnabiyyeena bighayri al<span class="u">h</span>aqqi <span class="u">tha</span>likabim<span class="u">a</span> AAa<span class="u">s</span>aw wak<span class="u">a</span>noo yaAAtadoon<span class="b">a</span>
Abdulbaki Gölpınarlı
Bir zaman demiştiniz ki: Yâ Mûsâ, biz bir türlü yemeğe dayanamayız. Rabbinden bizim için iste de bize yerin yetiştirdiği şeylerden versin. Yerden yeşillik, kabak, sarımsak, mercimek, soğan bitirsin. Mûsâ demişti ki: Daha hayırlı olanı, ondan daha aşağılık bir şeyle değiştirmek mi istiyorsunuz? Mısır'a inin, orada dilediğiniz şey var. Üzerlerine aşağılık ve yoksulluk çullanmıştı, Allah'ın da gazabına uğradılar. Evet, öyle de oldu; çünkü Allah'ın delillerine inanmamışlardı, haksız yere peygamberleri öldürüyorlardı. Evet, öyle de oldu; çünkü isyana boğulmuşlardı, çünkü aşırı gidiyorlardı.
Ali Bulaç
Siz (ise şöyle) demiştiniz: "Ey Musa, biz bir çeşit yemeğe katlanmayacağız, Rabbine yalvar da, bize yerin bitirdiklerinden bakla, acur, sarmısak, mercimek ve soğan çıkarsın." (O zaman Musa:) "Hayırlı olanı, şu değersiz şeyle mi değiştirmek istiyorsunuz? (Öyleyse) Mısır'a inin, çünkü (orada) kendiniz için istediğiniz vardır" demişti. Onların üzerine horluk ve yoksulluk (damgası) vuruldu ve Allah'tan bir gazaba uğradılar. Bu, kuşkusuz, Allah'ın ayetlerini tanımazlıkları ve peygamberleri haksız yere öldürmelerindendi. (Yine) bu, isyan etmelerinden ve sınırı çiğnemelerindendi.
Bayraktar Bayraklı
Siz, “Ey Mûsâ, hep aynı şeyi yemeye katlanamayız. Bizim için Rabbine dua et de, bize yerin bitirdiği şeylerden sebze, salatalık, sarımsak, mercimek ve soğan çıkarsın” demiştiniz. Mûsâ da, “Daha iyi olanı daha değersiz olanla değişmek mi istiyorsunuz? İnin şehre, orada istediğiniz var” dedi. Horluk ve yoksulluğa maruz kaldılar ve Allah'ın gazabına uğradılar. Bu musibet, Allah'ın âyetlerini inkâr etmeleri, peygamberlerini haksız yere öldürmeleri ve isyan edip aşırı gitmeleri sebebiyle geldi.
Diyanet İşleri
Hani siz (verilen nimetlere karşılık): Ey Musa! Bir tek yemekle yetinemeyiz; bizim için Rabbine dua et de yerin bitirdiği şeylerden; sebzesinden, hıyarından, sarımsağından, mercimeğinden, soğanından bize çıkarsın, dediniz. Musa ise: Daha iyiyi daha kötü ile değiştirmek mi istiyorsunuz? O halde şehre inin. Zira istedikleriniz sizin için orada var, dedi. İşte (bu hadiseden sonra) üzerlerine aşağılık ve yoksulluk damgası vuruldu. Allah'ın gazabına uğradılar. Bu musibetler (onların başına), Allah'ın ayetlerini inkâra devam etmeleri, haksız olarak peygamberleri öldürmeleri sebebiyle geldi. Bunların hepsi, sadece isyanları ve taşkınlıkları sebebiyledir.*
Edip Yüksel
Fakat siz, "Musa! Artık tek bir çeşit yiyeceğe dayanamayacağız. Rabbini bizim için çağır da bize fasulye, kabak, sarımsak, mercimek, soğan gibi toprağın bitirdiğinden yetiştirsin" demiştiniz de, "İyi olanı daha düşük olanla mı (özgürlüğü kölelikle mi) değiştirmek istiyorsunuz? İsterseniz Mısır'a geri dönün, orada aradığınızı bulabilirsiniz!" demişti. Böylece alçaklık ve yoksulluğa mahkûm edildiler ve ALLAH'ın gazabına uğradılar. Çünkü onlar ALLAH'ın ayetlerine karşı sürekli nankörce davranıyorlar, peygamberleri haksız yere öldürüyorlardı. Çünkü onlar, karşı gelip taşkınlıkta bulunuyorlardı.*
Elmalılı Hamdi Yazır
Hani bir zamanlar, "Ey Musa, biz tek çeşit yemeğe asla katlanamayacağız, yeter artık bizim için Rabbine dua et de bize yerin yetiştirdiği şeylerden; sebzesinden, kabağından, sarmısağından, mercimeğinden ve soğanından çıkarsın." dediniz. O da size "O üstün olanı daha aşağı olanla değiştirmek mi istiyorsunuz? Bir kasabaya konaklayın o vakit istediğiniz elbette olacaktır." dedi. Üzerlerine zillet ve meskenet damgası vuruldu ve nihayet Allah'dan bir gazaba uğradılar. Evet öyle oldu, çünkü Allah'ın âyetlerini inkâr ediyorlar ve haksız yere peygamberleri öldürüyorlardı. Evet öyle oldu, çünkü isyana dalıyorlar ve aşırı gidiyorlardı.
Erhan Aktaş
Hani! Musa’ya: “Ey Musa, biz, bir tek çeşit yiyecekle yetinemeyiz. Rabb’inden bizim için yerden çıkan ürünlerden; sebzesinden, acurundan, sarımsağından, mercimeğinden, soğanından çıkarmasını iste.” demiştiniz. Musa da: “Daha değerli olanı* daha değersiz olanla* değiştirmek mi istiyorsunuz? O halde şehire inin; sizin istedikleriniz orada var.” dedi. Böylece, onların üzerine alçaklık ve yoksulluk damgası vuruldu. Ve Allah’ın gazabına uğradılar. Bu, Allah’ın ayetlerini inkâr etmelerinden, nebilerini haksız yere öldürmelerindendi. Bütün bunlar, onların asileşip haddi aşmalarındandır.
Hakkı Yılmaz
Ve hani bir zamanlar siz, “Ey Mûsâ! Biz, tek yemeğe asla dayanamayız, artık bizim için Rabbine dua et de bize yerin yetiştirdiği şeylerden; sebzesinden, acurundan, sarmısağından, mercimeğinden ve soğanından çıkarsın” demiştiniz. Mûsâ da size, “O, üstün olanı daha aşağı olanla değiştirmek mi istiyorsunuz? Bir kasabaya/ Mısır'a inin, o vakit istediğiniz şeyler sizin olacaktır” demişti. Ve üzerlerine aşağılık ve meskenet damgalandı ve sonunda Allah'tan bir gazaba uğradılar. İşte bu, küfretmiş; Allah'ın âyetlerini bilerek reddetmiş olmaları ve peygamberleri haksız yere öldürmüş olmaları nedeniyledir. İşte bu, isyan etmeleri ve aşırı gitmeleri nedeniyledir.(Sonraki 2:63)
Muhammed Esed
Ve bir zamanlar yine size: "Ey Musa, doğrusu biz bir çeşit yiyecekle yetinemeyiz, öyleyse Rabbine dua et de bize topraktan yetişen ürünler, sebze, salatalık, sarımsak, mercimek, soğan (gibi ürünler) çıkarsın" demiştiniz. (Musa): "Daha hayırlı (ve onurlu) olan durumu daha aşağılık olanla mı değiştirmek istiyorsunuz? O halde, utanç içinde Mısır'a dönün; orada istediğiniz şeylere kavuşabilirsiniz!" demişti. Böylece, onlara yoksulluk, düşkünlük damgası vuruldu ve Allah'ın gazabına uğradılar. Bütün bunlar, Allah'ın mesajının gerçeğini inkar etmedeki ısrarlı ve haksız şekilde Peygamberleri öldürmeleri yüzündendir: Bütün bunlar, (Allah'a) isyan etmeleri ve hakkın sınırlarını ihlal etmedeki ısrarlarından dolayıdır.
Mustafa İslamoğlu
Yine bir zaman da demiştiniz ki: "Ey Musa! Biz tek çeşit yiyecekten bıktık: Rabbine yalvar da, bize yeryüzünün değişik ürünlerinden; sebzesinden, acurundan, sarımsağından, mercimeğinden, soğanından versin! (Musa) şöyle cevaplamıştı: Hayırlı olanı, daha değersiz ve aşağı olanla mı değişmek istiyorsunuz? Öyleyse dönün Mısır'a, istediklerinizin tümü orada sizi bekliyor! İşte böylece onlara alçaklık ve yoksulluk mührü vuruldu ve Allah'ın gazabına uğradılar. İşte bu, onların Allah'ın mesajını inkar etmeleri ve Peygamberlerini haksız yere öldürmeleri yüzünden oldu. Bütün bunların asıl nedeni ise, isyankarlıkları ve taşkınlık yapmalarıydı.
Suat Yıldırım
Bir vakit şöyle dediniz: “Mûsa! Biz bir çeşit yemeğe imkânı yok katlanamayız. O halde bizim için Rabbine yalvar da yerin bitirdiği sebzesinden, kabağından, sarımsağından, mercimeğinden, soğanından çıkarsın. ” Mûsa da: “Ne o! dedi. Siz, daha üstün olanı vererek daha düşük olanı mı almak istiyorsunuz? Pekâla, şehre inin, işte istediklerinizi orada bulursunuz. ” Üzerlerine aşağılık ve yoksulluk damgası basıldı ve neticede Allah'tan bir gazaba uğradılar. Evet öyle oldu! Çünkü onlar Allah'ın âyetlerini inkâr ediyor ve haksız yere peygamberleri öldürüyorlardı. Öyle oldu; çünkü onlar isyan ediyor ve haddi aşıyorlardı.*
Süleyman Ateş
Hani siz demiştiniz ki: "Ey Musa, biz bir yemeğe dayanamayız, bizim için Rabbine du'a et de bize yerin bitirdiği sebzesinden, acurundan, sarımsağından, mercimeğinden, soğanından çıkarsın." (Musa): "İyi olanı, daha aşağı olanla mı değiştirmek istiyorsunuz? Bir şehre inin, orada size istediğiniz var," demişti. Üzerlerine alçaklık ve yoksulluk damgası vuruldu; Allah'ın gazabına uğradılar. Öyle oldu, çünkü onlar, Allah'ın ayetlerini inkar ediyorlar ve haksız yere peygamberleri öldürüyorlardı. İsyanadaldıkları, sınırı aştıkları için bunu hak ettiler.
Şaban Piriş
Sizin de:-Ey Musa, biz bir çeşit yemeğe dayanamayız bizim için Rabbine dua et de, bize yerde biten sebze, salatalık, sarımsak, mercimek ve soğan çıkarsın, dediğiniz zaman, Musa:-Hayırlı olanı, daha aşağı olanlarla değiştirmek mi istiyorsunuz? Şehre inin, orada istediğiniz var, demişti. ve onlara alçaklık ve yoksulluk damgası vuruldu. Allahın gazabına uğradılar. Bu, onların Allahın ayetlerini tanımamalarından, Peygamberlerini haksız yere öldürmelerinden dolayı idi. Bu, isyan etmelerinden ve sınırı aşmalarından dolayı idi.
Yaşar Nuri Öztürk
Siz şöyle demiştiniz: "Ey Musa, biz bir tek yemeğe asla dayanamayız, bizim için Rabbine dua et de bize yerin bitirdiklerinden, baklasından, acurundan, sarmısağından, mercimeğinden, soğanından çıkarıversin." Musa şöyle demişti: "Siz daha aşağı bir nimete daha üstün bir nimeti mi değişmek istiyorsunuz? İnin bir kasabaya; istediğiniz sizin olacaktır." Ve üzerlerine zillet, eziklik ve yoksulluk damgası vuruldu, Allah'tan bir gazaba çarpıldılar. Bu böyle oldu, çünkü onlar Allah'ın ayetlerini inkar ediyor ve haksız yere peygamberleri öldürüyorlardı. İsyan ettikleri için böyle oldu. Sınır tanımıyor, azgınlık yapıyorlardı.
Edip-Layth-Martha
You said, "O Moses, we will not be patient to one type of food, so call for us your Lord that He may bring forth what the earth grows of its beans, cucumbers, garlic, lentils, and onions." He said, "Would you trade what is lowly with what is good?" Descend to Egypt, there you will find what you want. They were thus stricken with humiliation and disgrace, and they remained under God's wrath for they were not appreciating God's signs, and killing the prophets with no justification. This is for what they have disobeyed and transgressed.*
Muhammad Asad
And [remember] when you said: "O Moses, indeed we cannot endure but one kind of food; pray, then, to thy Sustainer that He bring forth for us aught of what grows from the earth - of its herbs, its cucumbers, its garlic, its lentils, its onions." Said [Moses]: "Would you take a lesser thing in exchange for what is [so much] better?* Go back in shame to Egypt , and then you can have what you are asking for!"* And so, ignominy and humiliation overshadowed them, and they earned the burden of God's condemnation: all this, because they persisted in denying the truth of God's messages and in slaying the prophets against all right: all this, because they rebelled [against God], and persisted in transgressing the bounds of what is right.*
Rashad Khalifa
Recall that you said, "O Moses, we can no longer tolerate one kind of food. Call upon your Lord to produce for us such earthly crops as beans, cucumbers, garlic, lentils, and onions." He said, "Do you wish to substitute that which is inferior for that which is good? Go down to Egypt, where you can find what you asked for." They have incurred condemnation, humiliation, and disgrace, and brought upon themselves wrath from GOD. This is because they rejected GOD's revelations, and killed the prophets unjustly. This is because they disobeyed and transgressed.,
The Monotheist Group
And you said: "O Moses, we will not be patient to one type of food, so call for us your Lord that He may bring forth what the earth grows of its beans, cucumbers, garlic, lentils, and onions." He said: "Would you trade that which is lowly with that which is good?" Descend Egypt, you will have in it what you have asked for. And they were stricken with humiliation and disgrace, and they remained under the wrath of God for they were disbelieving in the revelations of God, and killing the prophets without right; this is for what they have disobeyed and transgressed.