Fetih Sûresi26. Ayet
← Sure okumasına dönKelime Kelime (28 kelime)
| # | Arapça | Kök | Okunuş | Türkçe | İngilizce |
|---|---|---|---|---|---|
| 1 | إذ | — | iƶ | o zaman | When |
| 2 | جعل | ج ع لCAL | ceǎle | koymuşlardı | had put |
| 3 | الذين | — | elleƶīne | kimseler | those who |
| 4 | كفروا | ك ف رKFR | keferū | inkar eden(ler) | disbelieved |
| 5 | في | — | fī | in | |
| 6 | قلوبهم | ق ل بGLB | ḳulūbihimu | kalblerine | their hearts |
| 7 | الحمية | ح م يḪMY | l-Hamiyyete | öfke ve gayreti | disdain - |
| 8 | حمية | ح م يḪMY | Hamiyyete | öfke ve gayretini | (the) disdain |
| 9 | الجاهلية | ج ه لCHL | l-cāhiliyyeti | cahiliyye (çağının) | (of the time of) ignorance. |
| 10 | فأنزل | ن ز لNZL | feenzele | ve indirdi | Then Allah sent down |
| 11 | الله | — | llahu | Allah | Then Allah sent down |
| 12 | سكينته | س ك نSKN | sekīnetehu | huzur ve güvenini | His tranquility |
| 13 | على | — | ǎlā | üzerine | upon |
| 14 | رسوله | ر س لRSL | rasūlihi | Elçisi | His Messenger |
| 15 | وعلى | — | ve ǎlā | ve üzerine | and upon |
| 16 | المؤمنين | ا م نEMN | l-mu'minīne | mü'minlere | the believers |
| 17 | وألزمهم | ل ز مLZM | ve elzemehum | ve onları bağladı | and made them adhere |
| 18 | كلمة | ك ل مKLM | kelimete | kelimesine | (to the) word |
| 19 | التقوى | و ق يVGY | t-teḳvā | takva | (of) righteousness, |
| 20 | وكانوا | ك و نKVN | ve kānū | zaten onlar idiler | and they were |
| 21 | أحق | ح ق قḪGG | eHaḳḳa | daha layık | more deserving |
| 22 | بها | — | bihā | buna | of it |
| 23 | وأهلها | ا ه لEHL | ve ehlehā | ve ehil | and worthy of it. |
| 24 | وكان | ك و نKVN | ve kāne | ve | And is |
| 25 | الله | — | llahu | Allah | Allah |
| 26 | بكل | ك ل لKLL | bikulli | her | of every |
| 27 | شيء | ش ي اŞYE | şey'in | şeyi | thing |
| 28 | عليما | ع ل مALM | ǎlīmen | bilendir | All-Knower. |
Mealler
Arapça (Harekesiz)
اذ جعل الذين كفروا فى قلوبهم الحمية حمية الجهلية فانزل الله سكينته على رسوله وعلى المومنين والزمهم كلمة التقوى وكانوا احق بها واهلها وكان الله بكل شىء عليما
Arapça (Harekeli)
إِذْ جَعَلَ الَّذِينَ كَفَرُوا فِي قُلُوبِهِمُ الْحَمِيَّةَ حَمِيَّةَ الْجَاهِلِيَّةِ فَأَنزَلَ اللَّهُ سَكِينَتَهُ عَلَى رَسُولِهِ وَعَلَى الْمُؤْمِنِينَ وَأَلْزَمَهُمْ كَلِمَةَ التَّقْوَى وَكَانُوا أَحَقَّ بِهَا وَأَهْلَهَا وَكَانَ اللَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمًا
Transliterasyon
İz cealellezîne keferû fî kulûbihimul hamiyyete hamiyyetel câhiliyyeti fe enzelallâhu sekînetehu alâ resûlihî ve alel mû’minîne ve elzemehum kelimetet takvâ ve kânû e hakka bihâ ve ehlehâ ve kânallâhu bi kulli şey’in alîmâ(alîmen).
Transliteration (Eng.)
I<span class="u">th</span> jaAAala alla<span class="u">th</span>eena kafaroofee quloobihimu al<span class="u">h</span>amiyyata <span class="u">h</span>amiyyata alj<span class="u">a</span>hiliyyatifaanzala All<span class="u">a</span>hu sakeenatahu AAal<span class="u">a</span> rasoolihi waAAal<span class="u">a</span>almu/mineena waalzamahum kalimata a<span class="b">l</span>ttaqw<span class="u">a</span> wak<span class="u">a</span>nooa<span class="u">h</span>aqqa bih<span class="u">a</span> waahlah<span class="u">a</span> wak<span class="u">a</span>na All<span class="u">a</span>hubikulli shay-in AAaleem<span class="u">a</span><span class="b">n</span>
Abdulbaki Gölpınarlı
O sırada, kâfir olanların yüreklerinde coşup kabaran gayret ve kızgınlık, câhiliyet devrine âit bir gayret ve kızgınlıktı; derken Allah, Peygamberine ve inananlara sükûn ve huzur verdi ve onlara, çekinme sözünü gerekli kıldı ve bu, Tanrının birliğini bildiren söze de zâten onlar, daha lâyıktı ve o sözün ehliydi onlar ve Allah, her şeyi bilir.
Ali Bulaç
Hani o inkar edenler, kendi kalplerinde, 'öfkeli soy koruyuculuğu'nu (hamiyeti), cahiliyenin 'öfkeli soy koruyuculuğunu' kılıp-kışkırttıkları zaman, hemen Allah; elçisinin ve mü'minlerin üzerine '(kalbi teskin eden) güven ve yatışma duygusunu' indirdi ve onları "takva sözü" üzerinde 'kararlılıkla ayakta tuttu." Zaten onlar da, buna layık ve ehil idiler. Allah, herşeyi hakkıyla bilendir.
Bayraktar Bayraklı
O zaman inkâr edenler, kalplerine taassubu, Câhiliye taassubunu yerleştirmişlerdi. Allah da, Peygamberine ve müminlere huzuru ve güvenini indirmişti; onlara takvâ sözünü aşılamıştı. Zaten onlar buna lâyık kimselerdi. Allah her şeyi bilendir.
Diyanet İşleri
O zaman inkâr edenler, kalplerine taassubu, cahiliye taassubunu yerleştirmişlerdi. Allah da elçisine ve müminlere sükunet ve güvenini indirdi, onların takva sözünü tutmalarını sağladı. Zaten onlar buna layık ve ehil kimselerdi. Allah her şeyi bilendir.*
Edip Yüksel
İnkar edenler, gönüllerindeki öfke ve bağnazlığı, cahiliyye döneminin fanatizmini ateşlediklerinde, ALLAH elçisinin ve gerçeği onaylayanların üzerine huzurunu indirmiş ve onların erdemlilik sözünü tutmalarını sağlamıştı. Onlar buna tam yaraşan ve hakeden kimselerdi. ALLAH her şeyi bilendir.
Elmalılı Hamdi Yazır
O zaman inkâr edenler, kalplerine taassubu, câhiliyet taassubunu yerleştirmişlerdi. Allah da elçisine ve müminlere sükûnet ve güvenini indirdi. Onları takva sözü üzerinde durdurdu. Zaten onlar buna pek layık ve ehil kimselerdi. Allah herşeyi bilendir.
Erhan Aktaş
Gerçeği yalanlayan nankörler, küçük görme taassubunu, cahiliye taassubunu kalplerinde taşıyorlardı. Allah da Rasul’ünün ve inananların üzerine dinginlik indirdi. Onları takva sözüne bağlı kıldı. Zaten onlar buna layık ve ehildiler. Allah, Her Şeyi En İyi Bilen’dir.
Hakkı Yılmaz
Hani kâfirler; Allah'ın ilâhlığını ve rabliğini bilerek reddeden o kimseler, cahiliye kalıntısı gurur ve soy asabiyetini, tutuculuğu kendi kalplerinde alevlendirip kışkırttıkları zaman, hemen Allah, Elçisi'nin ve mü’minlerin üzerine kalbi teskin eden güven ve yatışma duygusunu/ morali indirmiş ve o mü’minlerin “takvâ/Allah'ın koruması altına girme” sözüne ilzam etmişti/sadık kalmalarını sağlamıştı. Zaten onlar, buna lâyık ve ehil idiler. Allah, her şeyi en iyi bilendir.
Muhammed Esed
Hakikati inkara şartlanmış olanlar kalplerinde küstahça bir büyüklük duygusu -cahiliyye ürünü bir duygu- taşırken Allah (da) Elçisi'ne ve müminlere iç huzuru (nimetini) ihsan etmiş ve onlara Allah'a karşı sorumluluk duygusu aşılamıştır: çünkü onlar bu (ilahî armağana) en çok layık olanlardı ve onu pekala hak etmişlerdi. Ve Allah her şeyi tam bilendir.
Mustafa İslamoğlu
Hani, inkarda direnenlerin kalbini malum gurur -cahiliyye gurur- doldururken, Allah, Elçisine ve mü'minlere iç huzuru bahşetmiş ve onların sorumlu davranma sözüne sadık kalmalarını sağlamıştı: zira onlar buna fazlasıyla layık ve ehil idiler; ve zaten Allah da her şeyi hakkıyla bilendi.
Suat Yıldırım
Kâfirlerin kalplerine taassubu, Cahiliye taassup ve tarafgirliğini yerleştirdikleri o sırada, Allah da Resulünün ve müminlerin gönüllerine huzur ve güven duygusu verdi. Takvâ kelimesini onlara yoldaş etti. Zaten onlar bu söze pek lâyık ve ehil idiler. Allah her şeyi hakkıyla bilir. *
Süleyman Ateş
O zaman inkar edenler, kalblerine öfke ve gayreti, o cahiliyye (çağının) öfke ve gayretini koymuşlardı, Allah da Elçisine ve mü'minlere huzur ve güvenini indirdi; onları takva kelimesine (sebata ve ahde vefaya) bağladı. Zaten onlar, buna layık ve ehil idiler. Allah, her şeyi bilendir.*
Şaban Piriş
Kafir olan kimselerin kalplerinde bir asabiyet meydana getirdi. Allah, Peygamberine ve müminlerin üzerine huzur indirdi ve onları “takva” sözüne bağlı tuttu. Onlar, zaten bunu gerçekleştirmişler ve ona sahip çıkmışlardı. Allah ise her şeyi bilmekteydi.
Yaşar Nuri Öztürk
İnkar edenler, kalplerine öfkeli taassubu, o cahiliye taassubunu yerleştirmişlerdi. Allah ise huzur ve mutluluğunu resulünün, inananların üstüne indirmişti. Onları, takva kelimesine bağlı tutmuştu. Zaten onlar buna layık ve ehil idiler. Allah herşeyi çok iyi bilmektedir.
Edip-Layth-Martha
Those who rejected had put in their hearts the rage of the days of ignorance, then God sent down tranquility upon His messenger and those who acknowledge, and directed them to uphold the word of righteousness, and they were well entitled to it and worthy of it. God is fully aware of all things.
Muhammad Asad
Whereas they who are bent on denying the truth harboured a stubborn disdain in their hearts - the stubborn disdain [born] of ignorance* God bestowed from on high His [gift of] inner peace upon His Apostle and the believers, and bound them to the spirit of God-consciousness:* for they were most worthy of this [divine gift], and deserved it well. And God has full knowledge of all things.
Rashad Khalifa
While those who disbelieved were enraged, and their hearts were filled with the pride of the days of ignorance, GOD blessed His messenger and the believers with peaceful contentment, and directed them to uphold the word of righteousness. This is what they well deserved. GOD is fully aware of all things.,
The Monotheist Group
Those who rejected had put in their hearts the rage of the days of ignorance. Then, God sent down tranquility upon His messenger and the believers, and directed them to uphold the word of righteousness, and they were well entitled to it and worthy of it. And God is fully aware of all things.