Meryem Sûresi39. Ayet
← Sure okumasına dönKelime Kelime (12 kelime)
| # | Arapça | Kök | Okunuş | Türkçe | İngilizce |
|---|---|---|---|---|---|
| 1 | وأنذرهم | ن ذ رNZ̃R | ve enƶirhum | onları uyar | And warn them |
| 2 | يوم | ي و مYVM | yevme | gününe (karşı) | (of the) Day |
| 3 | الحسرة | ح س رḪSR | l-Hasrati | hasret | (of) the Regret, |
| 4 | إذ | — | iƶ | o zaman | when |
| 5 | قضي | ق ض يGŽY | ḳuDiye | hükmedilir | has been decided |
| 6 | الأمر | ا م رEMR | l-emru | işe | the matter. |
| 7 | وهم | — | ve hum | onlar | And they |
| 8 | في | — | fī | içinde iken | (are) in |
| 9 | غفلة | غ ف لĞFL | ğafletin | gaflet | heedlessness, |
| 10 | وهم | — | ve hum | ve onlar | and they |
| 11 | لا | — | lā | (do) not | |
| 12 | يؤمنون | ا م نEMN | yu'minūne | iman etmezlerken | believe. |
Mealler
Arapça (Harekesiz)
وانذرهم يوم الحسرة اذ قضى الامر وهم فى غفلة وهم لا يومنون
Arapça (Harekeli)
وَأَنذِرْهُمْ يَوْمَ الْحَسْرَةِ إِذْ قُضِيَ الْأَمْرُ وَهُمْ فِي غَفْلَةٍ وَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ
Transliterasyon
Ve enzirhum yevmel hasreti iz kudıyel emr|u|, ve hum fî gafletin ve hum lâ yu’minûn|e|.
Transliteration (Eng.)
Waan<span class="u">th</span>irhum yawma al<span class="u">h</span>asrati i<span class="u">th</span>qu<span class="u">d</span>iya al-amru wahum fee ghaflatin wahum l<span class="u">a</span>yu/minoon<span class="b">a</span>
Abdulbaki Gölpınarlı
Onları hasret günüyle korkut; iş olup biter o zaman ve onlar, şimdi gaflettedir ve onlar, inanmazlar.
Ali Bulaç
İş(in) hükme bağlanıp biteceği, hasret gününe karşı onları uyar; onlar bir gaflet içindedirler ve onlar inanmıyorlar.
Bayraktar Bayraklı
Sen onları pişmanlık günü hakkında uyar. Çünkü onlar gafletin içine dalmış oldukları halde ve henüz iman etmemişken iş olup bitmiştir.
Diyanet İşleri
(Resulüm!) Sen onları pişmanlık ve üzüntü günü hakkında uyar. Çünkü onlar bir gafletin içine dalmış oldukları halde ve henüz iman etmemişken (bakarsın) iş olup bitmiştir.*
Edip Yüksel
Yargının noktalanacağı Pişmanlık Günü hakkında onları uyar. Onlar hâlâ aymazlık içinde gerçeği onaylamıyorlar.
Elmalılı Hamdi Yazır
(Ey Muhammed!) İnsanların pişmanlık duyacağı ve işin bitmiş olacağı (kıyamet) günü ile onları uyar. Onlar hâlâ gaflet içindedirler, onlar iman etmezler.
Erhan Aktaş
Gaflet* içinde olup, iman etmeyenleri, emrin yerine getirileceği pişmanlık günüyle uyar.
Hakkı Yılmaz
Ve sen onları, kendileri bilgisizlik, duyarsızlık içindeyken ve inanmıyorlarken emrin yerine getirileceği o büyük pişmanlık günüyle uyar!
Muhammed Esed
bunun içindir ki, her şeyin hükme bağlanmış olacağı o onmaz pişmanlıklar Günü('nün gelip çatması konusunda) onları uyar, çünkü onlar hâlâ umursamazlık gösteriyor ve (o Gün'ün geleceğine) inanmıyorlar.
Mustafa İslamoğlu
O halde, her şeyin hükmünün kesinleştiği an olan o derin pişmanlık günü konusunda onları uyar, zira onlar gaflet içindedirler; dahası onlar (dirileceklerine) hala inanmış değiller.
Suat Yıldırım
Sen o hasret ve pişmanlık gününü, o haklarında ilâhî hükmün yerini bulacağı günü anlatarak uyar onları! Ama onlar gaflet içindeler, hâlâ iman etmiyorlar onlar.
Süleyman Ateş
Onları şu hasret gününe karşı uyar ki, o zaman kendileri gaflet içinde inanmamakta ısrar ederlerken iş bitirilmiş olur (yaptıklarına pişman olup hasret çeker dururlar, ama iş işten geçmiştir artık).
Şaban Piriş
-Sen, onları hasret günü ile korkut. Onlar gaflet içinde iman etmezken iş bitirilmiş olur.
Yaşar Nuri Öztürk
Sen onları, o hasret günü ile ilgili olarak uyar. Çünkü onlar gaflet içindeyken, iman da etmemişken iş bitirilmiş olacaktır.
Edip-Layth-Martha
Warn them of the day of remorse. When the matter is decided while they are oblivious, and they do not acknowledge.
Muhammad Asad
hence, warn them of [the coming of] the Day of Regrets, when everything will have been decided-for as yet they are heedless, and they do not believe [in it].
Rashad Khalifa
Warn them about the day of remorse, when judgment will be issued. They are totally oblivious; they do not believe.,
The Monotheist Group
And warn them of the Day of Remorse. When the matter is decided while they are oblivious, and they do not believe.