Bakara Sûresi177. Ayet
← Sure okumasına dönKelime Kelime (51 kelime)
| # | Arapça | Kök | Okunuş | Türkçe | İngilizce |
|---|---|---|---|---|---|
| 1 | ليس | ل ي سLYS | leyse | değildir | It is not |
| 2 | البر | ب ر رBRR | l-birra | iyilik | [the] righteousness |
| 3 | أن | — | en | that | |
| 4 | تولوا | و ل يVLY | tuvellū | çevirmeniz | you turn |
| 5 | وجوهكم | و ج هVCH | vucūhekum | yüzlerinizi | your faces |
| 6 | قبل | ق ب لGBL | ḳibele | tarafına | towards |
| 7 | المشرق | ش ر قŞRG | l-meşriḳi | doğu | the east |
| 8 | والمغرب | غ ر بĞRB | velmeğribi | ve batı | and the west, |
| 9 | ولكن | — | velākinne | fakat | [and] but |
| 10 | البر | ب ر رBRR | l-birra | iyilik | the righteous[ness] |
| 11 | من | — | men | kişinin | (is he) who |
| 12 | آمن | ا م نEMN | āmene | inanmasıdır | believes |
| 13 | بالله | — | billahi | Allah'a | in Allah |
| 14 | واليوم | ي و مYVM | velyevmi | ve gününe | and the Day |
| 15 | الآخر | ا خ رEḢR | l-āḣiri | ahiret | [the] Last, |
| 16 | والملائكة | م ل كMLK | velmelāiketi | ve meleklere | and the Angels, |
| 17 | والكتاب | ك ت بKTB | velkitābi | ve Kitaba | and the Book, |
| 18 | والنبيين | ن ب اNBE | ve nnebiyyīne | ve peygamberlere | and the Prophets, |
| 19 | وآتى | ا ت يETY | ve ātā | ve vermesidir | and gives |
| 20 | المال | م و لMVL | l-māle | malını | the wealth |
| 21 | على | — | ǎlā | in | |
| 22 | حبه | ح ب بḪBB | Hubbihi | sevdiği | spite of his love (for it) |
| 23 | ذوي | — | ƶevī | (to) those | |
| 24 | القربى | ق ر بGRB | l-ḳurbā | garibe | (of) the near relatives, |
| 25 | واليتامى | ي ت مYTM | velyetāmā | ve yetime | and the orphans, |
| 26 | والمساكين | س ك نSKN | velmesākīne | ve miskine | and the needy, |
| 27 | وابن | ب ن يBNY | vebne | ve -çocuğuna | and (of) |
| 28 | السبيل | س ب لSBL | s-sebīli | sokak / yol | the wayfarer, |
| 29 | والسائلين | س ا لSEL | ve ssāilīne | ve dilenciye | and those who ask, |
| 30 | وفي | — | ve fī | ve | and in |
| 31 | الرقاب | ر ق بRGB | r-riḳābi | ezilene / kölelere | freeing the necks (slaves) |
| 32 | وأقام | ق و مGVM | ve eḳāme | ve doğrulun | and (who) establish |
| 33 | الصلاة | ص ل وṦLV | S-Salāte | SaLâTe/Desteğe | the prayer, |
| 34 | وآتى | ا ت يETY | ve ātā | ve verin | and give |
| 35 | الزكاة | ز ك وZKV | z-zekāte | zekatı | the zakah, |
| 36 | والموفون | و ف يVFY | velmūfūne | ve uygula | and those who fulfill |
| 37 | بعهدهم | ع ه دAHD̃ | biǎhdihim | andlaşmalarını | their covenant |
| 38 | إذا | — | iƶā | -zaman | when |
| 39 | عاهدوا | ع ه دAHD̃ | ǎāhedū | andlaştıkları | "they make it;" |
| 40 | والصابرين | ص ب رṦBR | ve SSābirīne | ve sabrettikleri | and those who are patient |
| 41 | في | — | fī | -nda / içinde | in |
| 42 | البأساء | ب ا سBES | l-be'sā'i | sıkıntı | [the] suffering |
| 43 | والضراء | ض ر رŽRR | ve DDerrā'i | ve hastalık | and [the] hardship, |
| 44 | وحين | ح ي نḪYN | ve Hīne | ve hali | and (the) time |
| 45 | البأس | ب ا سBES | l-be'si | gerginlik / stres | (of) [the] stress. |
| 46 | أولئك | — | ulāike | işte | Those |
| 47 | الذين | — | elleƶīne | kimseler | (are) the ones who |
| 48 | صدقوا | ص د قṦD̃G | Sadeḳū | Sadık / Bağlı | are true |
| 49 | وأولئك | — | ve ulāike | ve işte | and those, |
| 50 | هم | — | humu | onlardır | [they] |
| 51 | المتقون | و ق يVGY | l-mutteḳūne | erdemlenen / muttaki | (are) the righteous. |
Mealler
Arapça (Harekesiz)
ليس البر ان تولوا وجوهكم قبل المشرق والمغرب ولكن البر من ءامن بالله واليوم الءاخر والملئكة والكتب والنبين وءاتى المال على حبه ذوى القربى واليتمى والمسكين وابن السبيل والسائلين وفى الرقاب واقام الصلوة وءاتى الزكوة والموفون بعهدهم اذا عهدوا والصبرين فى الباساء والضراء وحين الباس اولئك الذين صدقوا واولئك هم المتقون
Arapça (Harekeli)
لَّيْسَ الْبِرَّ أَن تُوَلُّوا وُجُوهَكُمْ قِبَلَ الْمَشْرِقِ وَالْمَغْرِبِ وَلَكِنَّ الْبِرَّ مَنْ آمَنَ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ وَالْمَلَائِكَةِ وَالْكِتَابِ وَالنَّبِيِّينَ وَآتَى الْمَالَ عَلَى حُبِّهِ ذَوِي الْقُرْبَى وَالْيَتَامَى وَالْمَسَاكِينَ وَابْنَ السَّبِيلِ وَالسَّائِلِينَ وَفِي الرِّقَابِ وَأَقَامَ الصَّلَاةَ وَآتَى الزَّكَاةَ وَالْمُوفُونَ بِعَهْدِهِمْ إِذَا عَاهَدُوا وَالصَّابِرِينَ فِي الْبَأْسَاءِ وَالضَّرَّاءِ وَحِينَ الْبَأْسِ أُولَئِكَ الَّذِينَ صَدَقُوا وَأُولَئِكَ هُمُ الْمُتَّقُونَ
Transliterasyon
Leysel birre en tuvellû vucûhekum kıbelel maşrıkı vel magrıbi ve lâkinnel birre men âmene billâhi vel yevmil âhırı vel melâiketi vel kitâbi ven nebiyyîn|e|, ve âtel mâle alâ hubbihî zevil kurbâ vel yetâmâ vel mesâkîne vebnes sebîli, ves sâilîne ve fîr rıkâb|i|, ve ekâmes salâte ve âtez zekât|e|, vel mûfûne bi ahdihim izâ âhed|û|, ves sâbirîne fîl be’sâi ved darrâi ve hînel be’s|i| ulâikellezîne sadakû, ve ulâike humul muttekûn|e|.
Transliteration (Eng.)
Laysa albirra an tuwalloo wujoohakum qibalaalmashriqi wa<span class="b">a</span>lmaghribi wal<span class="u">a</span>kinna albirra man <span class="u">a</span>manabi<span class="b">A</span>ll<span class="u">a</span>hi wa<span class="b">a</span>lyawmi al-<span class="u">a</span>khiri wa<span class="b">a</span>lmal<span class="u">a</span>-ikatiwa<span class="b">a</span>lkit<span class="u">a</span>bi wa<span class="b">al</span>nnabiyyeena wa<span class="u">a</span>t<span class="u">a</span>alm<span class="u">a</span>la AAal<span class="u">a</span> <span class="u">h</span>ubbihi <span class="u">th</span>awee alqurb<span class="u">a</span>wa<span class="b">a</span>lyat<span class="u">a</span>m<span class="u">a</span> wa<span class="b">a</span>lmas<span class="u">a</span>keena wa<span class="b">i</span>bnaalssabeeli wa<span class="b">al</span>ss<span class="u">a</span>-ileena wafee a<span class="b">l</span>rriq<span class="u">a</span>biwaaq<span class="u">a</span>ma a<span class="b">l</span><span class="u">ss</span>al<span class="u">a</span>ta wa<span class="u">a</span>t<span class="u">a</span>a<span class="b">l</span>zzak<span class="u">a</span>ta wa<span class="b">a</span>lmoofoona biAAahdihim i<span class="u">tha</span>AA<span class="u">a</span>hadoo wa<span class="b">al</span><span class="u">ssa</span>bireena fee alba/s<span class="u">a</span>-iwa<span class="b">al</span><span class="u">dd</span>arr<span class="u">a</span>-i wa<span class="u">h</span>eena alba/si ol<span class="u">a</span>-ikaalla<span class="u">th</span>eena <span class="u">s</span>adaqoo waol<span class="u">a</span>-ika humualmuttaqoon<span class="b">a</span>
Abdulbaki Gölpınarlı
Yüzlerinizi doğuya, batıya çevirip durmanız, hayır sayılmaz ki. Hayır ve taat sahipleri, Allah'a, son güne, meleklere, kitaba, peygamberlere inanan, Allah sevgisiyle yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, isteyenlere ve esirlere mal veren, namaz kılan, zekât veren, ahdettikleri zaman ahitlerine vefa eden, sıkıntı ve şiddet vakitlerinde sabreden kişilerdir. Onlardır sözleri doğru olanlar, onlardır sakınanlar.
Ali Bulaç
Yüzlerinizi doğuya ve batıya çevirmeniz iyilik değildir. Ama iyilik, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, Kitaba ve peygamberlere iman eden; mala olan sevgisine rağmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, isteyip-dilenene ve kölelere (özgürlükleri için) veren; namazı dosdoğru kılan, zekatı veren ve ahidleştiklerinde ahidlerine vefa gösterenler ile zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda sabredenler(in tutum ve davranışlarıdır). İşte bunlar, doğru olanlardır ve müttaki olanlar da bunlardır.
Bayraktar Bayraklı
İyilik, yüzlerinizi doğu ve batıya çevirmeniz değildir. Asıl iyilik, Allah'a, âhiret gününe, meleklere ve kitaba iman edenin; malını çok sevmesine rağmen onu akrabaya, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, dilenenlere, köle ve esirlere verenin; namazı dosdoğru kılanın; zekâtı verenin; sözleştikleri zaman gereğini yerine getirenin; sıkıntıda, darlıkta, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanda sabır gösterenin eyleminden oluşur. İşte doğru olanlar bunlardır; işte sakınanlar da bunlardır.
Diyanet İşleri
İyilik, yüzlerinizi doğu ve batı tarafına çevirmeniz değildir. Asıl iyilik, o kimsenin yaptığıdır ki, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, kitaplara, peygamberlere inanır. (Allah'ın rızasını gözeterek) yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, dilenenlere ve kölelere sevdiği maldan harcar, namaz kılar, zekat verir. Antlaşma yaptığı zaman sözlerini yerine getirir. Sıkıntı, hastalık ve savaş zamanlarında sabreder. İşte doğru olanlar, bu vasıfları taşıyanlardır. Müttakiler ancak onlardır!
Edip Yüksel
Yüzlerinizi doğu veya batı yönüne çevirmeniz iyilik değil. İyiler o kimseler ki ALLAH'ı, ahiret gününü, melekleri, kitabı ve peygamberleri onaylarlar; akrabalara, yetimlere, muhtaçlara, evsizlere, dilencilere ve köleleri özgürlüğe kavuşturmaya seve seve para yardımında bulunurlar; namazı gözetir, zekatı verir, sözleştikleri vakit sözlerinde dururlar; zorluğa, sıkıntıya ve zulme karşı direnirler. İşte doğru olanlar onlardır, erdemli olanlar da onlardır.
Elmalılı Hamdi Yazır
Yüzlerinizi bazan doğu, bazan batı tarafına çevirmeniz erginlik değildir. Fakat eren o kimselerdir ki, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, kitaba ve bütün peygamberlere iman edip, yakınlığı olanlara, öksüzlere, yoksullara, yolda kalmışa, dilenenlere ve esirleri kurtarmaya seve seve mal verirler. Namazı kılarlar, zekatı verirler. Bir de andlaştıkları zaman sözlerini yerine getirenler, hele sıkıntı ve hastalık durumlarında ve harbin şiddetli zamanında sabır ve kararlılık gösterenler var ya, işte doğru olanlar da bunlardır, korunanlar da bunlardır.
Erhan Aktaş
Yüzünüzü doğuya ve batıya çevirmeniz birr* değildir. Ama birr: Allah’a, Ahiret Günü’ne, meleklere, kitaplara ve nebilere iman etmek; malını sevdiği halde onu yakınlarına, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, yardım isteyenlere, köle ve esirlere vermek; “salâtı ikame etmek, zekât vermek”*, söz verdiği zaman sözünü yerine getirmek, zorlukta, sıkıntıda ve felakete uğrama durumunda sabretmektir. İşte bunlar, sadık olanlardır. Ve işte bunlar, takva* sahibi olanlardır.
Hakkı Yılmaz
Yüzlerinizi doğu ve batı yönüne çevirmeniz “iyi adamlık” değildir. Ama “iyi adamlar”, Allah'a, Âhiret Günü'ne/Son Gün'e, meleklere, Kitap'a, peygamberlere inanan; malını akrabalara, yetimlere, miskinlere, yolcuya ve dilenenlere ve özgürlüğü olmayanlara, Allah'a/mala/vermeye sevgisi olmasına rağmen veren ve salâtı ikame eden [mâlî yönden ve zihinsel açıdan destek olma; toplumu aydınlatma kurumları oluşturan-ayakta tutan], zekâtı/vergiyi veren kimselerdir. Ve de sözleştiklerinde, sözlerini tastamam yerine getiren, sıkıntı, hastalık ve savaş zamanlarında sabreden kimselerdir. İşte onlar, özü-sözü doğru olanlardır. Ve işte onlar, Allah'ın koruması altına girmiş kişilerin ta kendileridir.
Muhammed Esed
Gerçekte erdemlilik, yüzünü doğuya veya batıya çevirmeniz ile ilgili değildir; ama gerçek erdem sahibi, Allah'a, Ahiret Günü'ne, melekler, vahye ve Peygamberlere inanan, servetini -kendisi için ne kadar kıymetli olsa da- akrabasına, yetimlere, ihtiyaç sahiplerine, yolculara, (yardım) isteyenlere ve insanları kölelikten kurtarmaya harcayan; namazında devamlı ve dikkatli olan ve arındırıcı (malî) yükümlülüğünü ifa eden kişidir; ve (gerçek erdem sahipleri) söz verdiklerinde sözünü tutan, felaket, zorluk ve sıkıntı anlarında sabredenlerdir. İşte onlardır sadakatlerini gösterenler ve işte onlardır Allah'a karşı sorumluluklarının bilincinde olanlar.
Mustafa İslamoğlu
Gerçek erdem yüzlerinizi doğuya veya batıya döndürmeniz değildir. Fakat gerçek erdem kişinin Allah'a, ahiret gününe, meleklere, İlahi kelama, peygamberlere inanması, malı -ona sevgi duymasına rağmen- yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, isteyenlere ve özgürlüğü elinden alınanlara vermesi, namazı istikametle kılması, zekatı gönlünden gelerek vermesidir. Onlar söz verdikleri zaman sözlerinde dururlar, şiddetli zorluk ve darlıklara karşı göğüs gererler. İşte bunlardır sözlerine sadık kalanlar... Takvaya ermiş olanlar da bunlardır.
Suat Yıldırım
İyilik (ve hayır), yüzlerinizi doğuya ya da batıya doğru çevirme değildir. Asıl iyilik; Allah'a, âhiret gününe, meleklere, kitaplara ve peygamberlere iman eden, Sevdiği malını Allah'ı hoşnud etmek için Yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalan gariplere, isteyenlere ve boyunduruk altında bulunup hürriyetine kavuşmak isteyen köle ve esirlere veren, Namazı hakkıyla ifa edip zekâtı veren, Sözleştiği zaman sözlerinde duran, Hele hele sıkıntı ve hastalık hallerinde, Savaşın şiddetleri esnasında sabreden kimselerin davranışlarıdır. İşte onlardır imanlarında samimi olanlar ve işte onlardır Allah'ı sayıp günahlardan korunan takvâlılar! [2, 285; 4, 136; 22, 37; 76, 8-9; 3, 92; 41, 7; 13, 20]*
Süleyman Ateş
Yüzlerinizi doğu ve batı tarafına çevirmeniz iyilik değildir. Asıl iyilik, o(kimsenin iyiliği)dir ki, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, Kitaba ve peygamberlere inandı; sevdiği malını yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, dilencilere ve boyunduruk altında bulunan(köle ve esir)lere verdi; namazı kıldı, zekatı verdi. Andlaşma yaptıkları zaman andlaşmalarını yerine getirenler; sıkıntı, hastalık ve savaş zamanlarında sabredenler, işte doğru olanlar onlardır, (Allah'ın azabından) korunanlar da onlardır.
Şaban Piriş
-Yüzlerinizi doğu ve batı yönüne döndürmeniz iyilik değildir. Fakat iyilik Allaha, ahiret gününe, meleklere, kitaba ve peygamberlere iman eden, malını sevgisine rağmen; akrabaya, yetimlere, yoksullara, yolculara, dilencilere, kölelere ve esirlere veren, namazı dosdoğru kılan, zekatı veren, sözleştikleri zaman sözlerini yerine getiren, sıkıntıda, hastalıkta ve savaşta sabredenlerin durumudur. İşte sadıklar ve muttakiler onlardır.
Yaşar Nuri Öztürk
Yüzlerinizi doğu ve batı yönüne çevirmeniz zafer ve mutluluğa ermek değildir. Zafer ve mutluluğa ermek o kişinin hakkıdır ki, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, kitaplara, peygamberlere inanır, akrabaya, yetimlere, çaresizlere, yolda kalmışa, yoksullara, özgürlüğüne kavuşmak gayretinde olanlara malı seve seve verir, namazı kılar, zekatı öder. Böyleleri söz verdiklerinde ahitlerine vefalıdırlar; bolluk ve bereket zamanı kadar, zorluk, sıkıntı ve şiddet zamanında da sabırlıdırlar. İşte bunlardır özüyle sözü bir olanlar. Ve işte bunlardır korunan takva sahipleri.
Edip-Layth-Martha
Piety is not to turn your faces towards the east and the west, but piety is one who acknowledges God and the Last day, and the controllers, and the book, and the prophets, and he gives money out of love to the near relatives, and the orphans, and the needy and the wayfarer, and those who ask, and to free the slaves, and he observes the Contact prayer, and contributes towards betterment; and those who keep their pledges when they make a pledge, and those who are patient in the face of good and bad and during persecution. These are the ones who have been truthful, and they are the righteous.
Muhammad Asad
True piety does not consist in turning your faces towards the east or the west* - but truly pious is he who believes in God, and the Last Day; and the angels, and revelation,* and the prophets; and spends his substance - however much he himself may cherish - it - upon his near of kin, and the orphans, and the needy, and the wayfarer,* and the beggars, and for the freeing of human beings from bondage;* and is constant in prayer, and renders the purifying dues; and [truly pious are] they who keep their promises whenever they promise, and are patient in misfortune and hardship and in time of peril: it is they that have proved themselves true, and it is they, they who are conscious of God.
Rashad Khalifa
Righteousness is not turning your faces towards the east or the west. Righteous are those who believe in GOD, the Last Day, the angels, the scripture, and the prophets; and they give the money, cheerfully, to the relatives, the orphans, the needy, the traveling alien, the beggars, and to free the slaves; and they observe the Contact Prayers (Salat) and give the obligatory charity (Zakat); and they keep their word whenever they make a promise; and they steadfastly persevere in the face of persecution, hardship, and war. These are the truthful; these are the righteous.,
The Monotheist Group
Piety is not to turn your faces towards the east and the west, but pious is one who believes in God and the Last Day, and the angels, and the Book, and the prophets, and who gives money out of love to the relatives, and the orphans, and the needy, and the wayfarer, and those who ask, and to free the slaves; and who upholds the contact prayer, and who contributes towards purification; and those who keep their pledges when they make a pledge, and those who are patient in the face of adversity and hardship and when in despair. These are the ones who have been truthful, and these are the righteous.