Bakara Sûresi259. Ayet
← Sure okumasına dönKelime Kelime (67 kelime)
| # | Arapça | Kök | Okunuş | Türkçe | İngilizce |
|---|---|---|---|---|---|
| 1 | أو | — | ev | yahut | Or |
| 2 | كالذي | — | kālleƶī | şu kimse gibi ki | like the one who |
| 3 | مر | م ر رMRR | merra | uğramıştı | passed |
| 4 | على | — | ǎlā | by | |
| 5 | قرية | ق ر يGRY | ḳaryetin | bir kasabaya | a township, |
| 6 | وهي | — | ve hiye | o kimse | and it |
| 7 | خاوية | خ و يḢVY | ḣāviyetun | (duvarları) yığılmış | (had) overturned |
| 8 | على | — | ǎlā | üstüne | on |
| 9 | عروشها | ع ر شARŞ | ǔrūşihā | çatıları | its roofs. |
| 10 | قال | ق و لGVL | ḳāle | dedi ki | He said, |
| 11 | أنى | ا ن يENY | ennā | nasıl | """How" |
| 12 | يحيي | ح ي يḪYY | yuHyī | diriltecek | (will) bring to life |
| 13 | هذه | — | hāƶihi | bunu | this (town) |
| 14 | الله | — | llahu | Allah | Allah |
| 15 | بعد | ب ع دBAD̃ | beǎ'de | sonra | after |
| 16 | موتها | م و تMVT | mevtihā | öldükten | "its death?""" |
| 17 | فأماته | م و تMVT | feemātehu | kendisini öldürüp | Then he was made to die |
| 18 | الله | — | llahu | Allah (da) | (by) Allah |
| 19 | مائة | م ا يMEY | miAete | yüz | (for) a hundred |
| 20 | عام | ع و مAVM | ǎāmin | sene | year(s), |
| 21 | ثم | — | ṧumme | sonra | then |
| 22 | بعثه | ب ع ثBAS̃ | beǎṧehu | diriltti | He raised him. |
| 23 | قال | ق و لGVL | ḳāle | dedi | He said, |
| 24 | كم | — | kem | ne kadar | """How long" |
| 25 | لبثت | ل ب ثLBS̃ | lebiṧte | kaldın | "(have) you remained?""" |
| 26 | قال | ق و لGVL | ḳāle | dedi | He said, |
| 27 | لبثت | ل ب ثLBS̃ | lebiṧtu | kaldım | """I remained" |
| 28 | يوما | ي و مYVM | yevmen | bir gün | (for) a day |
| 29 | أو | — | ev | ya da | or |
| 30 | بعض | ب ع ضBAŽ | beǎ'De | birazı (kadar) | a part |
| 31 | يوم | ي و مYVM | yevmin | bir günün | "(of) a day.""" |
| 32 | قال | ق و لGVL | ḳāle | (Allah) dedi | He said, |
| 33 | بل | — | bel | bilakis | """Nay," |
| 34 | لبثت | ل ب ثLBS̃ | lebiṧte | kaldın | you (have) remained |
| 35 | مائة | م ا يMEY | miAete | yüz | one hundred |
| 36 | عام | ع و مAVM | ǎāmin | yıl | year(s). |
| 37 | فانظر | ن ظ رNƵR | fenZur | bak | Then look |
| 38 | إلى | — | ilā | at | |
| 39 | طعامك | ط ع مŦAM | Taǎāmike | yiyeceğine | your food |
| 40 | وشرابك | ش ر بŞRB | ve şerābike | ve içeceğine | and your drink, |
| 41 | لم | — | lem | (they did) not | |
| 42 | يتسنه | س ن هSNH | yetesenneh | bozulmamış | change with time, |
| 43 | وانظر | ن ظ رNƵR | venZur | ve bak | and look |
| 44 | إلى | — | ilā | at | |
| 45 | حمارك | ح م رḪMR | Himārike | eşeğine | your donkey, |
| 46 | ولنجعلك | ج ع لCAL | velinec'ǎleke | seni kılalım diye | and We will make you |
| 47 | آية | ا ي يEYY | āyeten | bir ibret | a sign |
| 48 | للناس | ن و سNVS | linnāsi | insanlar için | for the people. |
| 49 | وانظر | ن ظ رNƵR | venZur | ve bak | And look |
| 50 | إلى | — | ilā | at | |
| 51 | العظام | ع ظ مAƵM | l-ǐZāmi | kemiklere | the bones |
| 52 | كيف | ك ي فKYF | keyfe | nasıl | how |
| 53 | ننشزها | ن ش زNŞZ | nunşizuhā | onları birbiri üstüne koyuyor | We raise them, |
| 54 | ثم | — | ṧumme | sonra | then |
| 55 | نكسوها | ك س وKSV | neksūhā | onlara giydiriyoruz | We cover them |
| 56 | لحما | ل ح مLḪM | leHmen | et | "(with) flesh.""" |
| 57 | فلما | — | felemmā | bu işler | Then when |
| 58 | تبين | ب ي نBYN | tebeyyene | açıkça belli olunca | became clear |
| 59 | له | — | lehu | ona | to him, |
| 60 | قال | ق و لGVL | ḳāle | dedi ki | he said, |
| 61 | أعلم | ع ل مALM | eǎ'lemu | biliyorum ki | """I know" |
| 62 | أن | — | enne | şüphesiz | that |
| 63 | الله | — | llahe | Allah | Allah |
| 64 | على | — | ǎlā | (is) on | |
| 65 | كل | ك ل لKLL | kulli | her | every |
| 66 | شيء | ش ي اŞYE | şey'in | şeye | thing |
| 67 | قدير | ق د رGD̃R | ḳadīrun | kadirdir | "All-Powerful.""" |
Mealler
Arapça (Harekesiz)
او كالذى مر على قرية وهى خاوية على عروشها قال انى يحى هذه الله بعد موتها فاماته الله مائة عام ثم بعثه قال كم لبثت قال لبثت يوما او بعض يوم قال بل لبثت مائة عام فانظر الى طعامك وشرابك لم يتسنه وانظر الى حمارك ولنجعلك ءاية للناس وانظر الى العظام كيف ننشزها ثم نكسوها لحما فلما تبين له قال اعلم ان الله على كل شىء قدير
Arapça (Harekeli)
أَوْ كَالَّذِي مَرَّ عَلَى قَرْيَةٍ وَهِيَ خَاوِيَةٌ عَلَى عُرُوشِهَا قَالَ أَنَّى يُحْيِي هَذِهِ اللَّهُ بَعْدَ مَوْتِهَا فَأَمَاتَهُ اللَّهُ مِائَةَ عَامٍ ثُمَّ بَعَثَهُ قَالَ كَمْ لَبِثْتَ قَالَ لَبِثْتُ يَوْمًا أَوْ بَعْضَ يَوْمٍ قَالَ بَل لَّبِثْتَ مِائَةَ عَامٍ فَانظُرْ إِلَى طَعَامِكَ وَشَرَابِكَ لَمْ يَتَسَنَّهْ وَانظُرْ إِلَى حِمَارِكَ وَلِنَجْعَلَكَ آيَةً لِّلنَّاسِ وَانظُرْ إِلَى الْعِظَامِ كَيْفَ نُنشِزُهَا ثُمَّ نَكْسُوهَا لَحْمًا فَلَمَّا تَبَيَّنَ لَهُ قَالَ أَعْلَمُ أَنَّ اللَّهَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
Transliterasyon
Ev kellezî merra alâ karyetin ve hiye hâviyetun alâ urûşihâ, kâle ennâ yuhyî hâzihillâhu ba’de mevtihâ, fe emâtehullâhu miete âmin summe beaseh|u|, kâle kem lebist|e|, kâle lebistu yevme ev ba’da yevm(yevmin), kâle bel lebiste miete âmin fenzur ilâ taâmike ve şerâbike lem yetesenneh, venzur ilâ hımârike ve li nec’aleke âyeten lin nâsi venzur ilâl izâmi keyfe nunşizuhâ summe neksûhâ lahmâ(lahmen), fe lemmâ tebeyyene lehu, kâle a’lemu ennallâhe alâ kulli şey’in kadîr(kadîrun).
Transliteration (Eng.)
Aw ka<span class="b">a</span>lla<span class="u">th</span>ee marra AAal<span class="u">a</span>qaryatin wahiya kh<span class="u">a</span>wiyatun AAal<span class="u">a</span> AAurooshih<span class="u">a</span>q<span class="u">a</span>la ann<span class="u">a</span> yu<span class="u">h</span>yee h<span class="u">ath</span>ihi All<span class="u">a</span>hubaAAda mawtih<span class="u">a</span> faam<span class="u">a</span>tahu All<span class="u">a</span>hu mi-ata AA<span class="u">a</span>minthumma baAAathahu q<span class="u">a</span>la kam labithta q<span class="u">a</span>la labithtuyawman aw baAA<span class="u">d</span>a yawmin q<span class="u">a</span>la bal labithta mi-ata AA<span class="u">a</span>minfa<span class="b">o</span>n<span class="i"><span class="u">th</span></span>ur il<span class="u">a</span> <span class="u">t</span>aAA<span class="u">a</span>mikawashar<span class="u">a</span>bika lam yatasannah wa<span class="b">o</span>n<span class="i"><span class="u">th</span></span>uril<span class="u">a</span> <span class="u">h</span>im<span class="u">a</span>rika walinajAAalaka <span class="u">a</span>yatan li<span class="b">l</span>nn<span class="u">a</span>siwa<span class="b">o</span>n<span class="i"><span class="u">th</span></span>ur il<span class="u">a</span> alAAi<span class="i"><span class="u">th</span></span><span class="u">a</span>mikayfa nunshizuh<span class="u">a</span> thumma naksooh<span class="u">a</span> la<span class="u">h</span>manfalamm<span class="u">a</span> tabayyana lahu q<span class="u">a</span>la aAAlamu anna All<span class="u">a</span>haAAal<span class="u">a</span> kulli shay-in qadeer<span class="b">un</span>
Abdulbaki Gölpınarlı
Bir de hani yapıları çökmüş, çatıları döşemelerinin üstüne yıkılmış şehre uğrayan, Allah bu şehri, ölümünden sonra nasıl diriltecek ki demişti. Allah, onu tam yüz yıl ölü bir halde bırakmış, sonra diriltmişti de demişti ki: Ne kadar yattın? O da bir gün, yahut günün birkaç saati kadar bir müddet demişti. Allah, tam yüz yıl yata kaldın. Yiyeceğine, içeceğine bak, henüz bozulmamış bile. Eşeğine de bak; bu iş seni, insanlara bir delil göstermek maksadıyla oldu; eşeğin kemiklerini nasıl birleştiriyor, sonra onlara nasıl et giydiriyoruz, hele dikkat et demişti. Bu, ona apaçık belli olunca dedi ki: Bilirim, şüphe yok ki Allah'ın her şeye gücü yeter.
Ali Bulaç
Ya da altı üstüne gelmiş, ıssız duran bir şehre uğrayan gibisini (görmedin mi?) Demişti ki: "Allah, burasını ölümünden sonra nasıl diriltecekmiş?" Bunun üzerine Allah, onu yüz yıl ölü bıraktı, sonra onu diriltti. (Ve ona) Dedi ki: "Ne kadar kaldın?" O: "Bir gün veya bir günden az kaldım" dedi. (Allah ona:) "Hayır, yüz yıl kaldın, böyleyken yiyeceğine ve içeceğine bak, henüz bozulmamış; eşeğine de bir bak; (bunu yapmamız) seni insanlara ibret-belgesi kılmamız içindir. Kemiklere de bir bak nasıl biraraya getiriyoruz, sonra da onlara et giydiriyoruz?" dedi. O, kendisine (bunlar) apaçık belli olduktan sonra dedi ki: "(Artık şimdi) Biliyorum ki gerçekten Allah, herşeye güç yetirendir."
Bayraktar Bayraklı
Yoksa ey insanoğlu, halkının terk ettiği, çatıları yıkılıp harap olmuş bir kasabadan geçen ve “Allah bütün bunları öldükten sonra nasıl diriltebilir?” diyen o kişi ile aynı fikirde misin? Bunun üzerine Allah, onu yüz yıl süre ile ölü bırakmış ve sonra tekrar hayata döndürerek sormuştu: “Bu halde ne kadar kaldın?” O da, “Bir gün veya bir günden biraz daha az bir süre kaldım” diye cevap vermişti. Allah, “Hayır” dedi. “Bu halde bir asır kaldın! Yiyeceğine ve içeceğine bak; geçen yıllar onları bozmamış ve eşeğine bak; biz bütün bunları insanlara bir ders olasın diye yaptık. Bir de şu insanların ve hayvanların kemiklerine bak. Onları nasıl birleştirip et ile örttüğümüzü düşün!” Bütün bunlar ona açıklanınca, “Şimdi öğrendim ki Allah her şeye kâdirdir” dedi.
Diyanet İşleri
Yahut görmedin mi o kimseyi ki, evlerinin duvarları çatıları üzerine çökmüş (alt üst olmuş) bir kasabaya uğradı; "Ölümünden sonra Allah bunları nasıl diriltir acaba!" dedi. Bunun üzerine Allah onu öldürüp yüz sene bıraktı; sonra tekrar diriltti. Ne kadar kaldın? dedi. "Bir gün yahut daha az" dedi. Allah ona: Hayır, yüz sene kaldın. Yiyeceğine ve içeceğine bak, henüz bozulmamıştır. Eşeğine de bak. Seni insanlara bir ibret kılalım diye (yüz sene ölü tuttuk, sonra tekrar dirilttik). Şimdi sen kemiklere bak, onları nasıl düzenliyor, sonra ona nasıl et giydiriyoruz, dedi. Durum kendisince anlaşılınca: Şimdi iyice biliyorum ki, Allah her şeye kadirdir, dedi.*
Edip Yüksel
Yahut şu kimse gibisi de… Altı üstüne gelmiş yıkıntı bir kasabaya uğrar ve "ALLAH bunu ölümünden sonra nasıl diriltebilir" der. Bunun üzerine ALLAH onu yüz sene ölü bıraktıktan sonra diriltti. "Burada ne kadar kaldın" dedi. "Birgün yahut günün bir parçası kadar kaldım" dedi. "Hayır, sen yüz yıl kaldın. Yiyeceğine ve içeceğine bak hâlâ bozulmamış. Eşeğine de bak. Seni halk için bir delil yaptık. Kemiklere dikkat et, onları nasıl üstüste koyuyor, sonra onlara nasıl da et giydiriyoruz." Durum kendisine aydınlanınca, "Artık ALLAH'ın her şeye gücü yettiğini biliyorum" dedi.*
Elmalılı Hamdi Yazır
Yahut o kimse gibisini (görmedin mi) ki, bir şehre uğramıştı, altı üstüne gelmiş, ıpıssız yatıyordu. "Bunu bu ölümünden sonra Allah, nerden diriltecek?" dedi. Bunun üzerine Allah onu yüz sene öldürdü, sonra diriltti, "Ne kadar kaldın?" diye sordu. Oda: "Bir gün, yahut bir günden eksik kaldım." dedi. Allah buyurdu ki: "Hayır, yüz sene kaldın, öyle iken bak yiyeceğine, içeceğine henüz bozulmamış, hele eşeğine bak, hem bunlar, seni insanlara karşı kudretimizin bir işareti kılalım diyedir. Hele o kemiklere bak, onları nasıl birbirinin üzerine kaldırıyoruz? Sonra onlara nasıl et giydiriyoruz?" Böylece gerçek ona açıkça belli olunca: "Şimdi biliyorum ki, Allah her şeye kadirdir." dedi.
Erhan Aktaş
Veya temelleri üzerine yıkılıp, harap olmuş beldeye uğrayan kimse gibi: “Ölümünden sonra Allah bunu nasıl diriltecek? demişti. Bunun üzerine Allah, onu öldürüp yüz yıl ölü bıraktıktan sonra diriltti. Ona: “Ne kadar süre ölü kaldın?” dendi. O da: “Bir gün veya bir günden daha az.” dedi. Allah, “Hayır yüz yıl kaldın.” dedi. Buna rağmen yiyeceğine ve içeceğine bak, henüz bozulmamış. Ve eşeğine de bak. Bu, insanlara âyet* olman içindir. Şu kemiklere bir bak, onları nasıl düzenleyip sonra et giydiriyoruz.”. Ona bu detaylı açıklama yapıldıktan sonra: “Artık anladım ki, kuşkusuz Allah, Her Şeye Güç Yetiren’dir.” dedi.
Hakkı Yılmaz
Bir kısım küfretmiş; Allah'ın ilâhlığını ve rabliğini bilerek reddetmiş olan o kişilerin hâli de, evlerinin çatıları çökmüş bir kente uğrayan kimse gibidir: O kimse, “Bunu, bu ölümünden sonra Allah nasıl diriltecek?!” diyerek inançsızlığını ortaya koydu. Bunun üzerine Allah onu yüz sene öldürdü, sonra diriltti. Allah, “Ne kadar kaldın?” dedi. O, “Bir gün yahut bir günün bir kısmı kaldım” dedi. Allah, “Tam tersi, sen yüz sene kaldın, öyle iken bak yiyeceğine-içeceğine henüz bozulmamış, eşeğine de bak. –Biz, bunu, sen bilesin ve seni insanlar için bir âyet kılalım diye yaptık- O kemiklere de bak, onları nasıl yüksekleştiriyoruz. Sonra onlara nasıl et giydiriyoruz?” dedi. Böylece ona açıkça belli olunca, “Şüphesiz Allah'ın her şeye güç yetiren olduğunu daha iyi biliyorum” dedi.(Sonraki 2:172)
Muhammed Esed
Yoksa (ey insanoğlu, sen,) halkının terk ettiği, çatıları yıkılıp harap olmuş (virane) bir kasabadan geçen (ve): "Allah bütün bunları öldükten sonra nasıl diriltebilirmiş?" diyen o kişi (ile aynı fikirde) misin? Bunun üzerine Allah, onu yüzyıl süre ile ölü bırakmış ve sonra tekrar hayata döndürerek sormuştu: "Bu halde ne kadar kaldın?" O da: "Bu halde bir gün veya bir günden biraz daha az bir süre kaldım" diye cevap vermişti. (Allah): "Hayır" dedi, "bu halde bir yüzyıl kaldın! Yiyeceğine ve içeceğine bak -geçen yıllar onları bozmamış- ve eşeğine bak! (Biz bütün bunları) insanlara bir ibret olman için (yaptık). Birde şu (insanların ve hayvanların) kemiklerine bak -onları nasıl birleştirip et ile örttüğümüzü düşün!" (Bütün bunlar) ona açıklanınca, "(Şimdi) öğrendim ki" dedi, "Allah her şeye kâdirdir!"
Mustafa İslamoğlu
Yoksa (sen ey insan); alt üst olmuş, her tarafı yıkılıp harabe haline gelmiş bir şehre uğrayıp, "Allah bütün bunları öldükten sonra nasıl diriltecek?" diyen biri gibi misin? Allah onu yüz yıl ölü olarak bıraktı, ardından dirilterek sordu: "Ne kadar kaldın?" O da cevap verdi: "Bir gün ya da daha az kaldım." Buyurdu: "Hayır, aksine yüz yıl kaldın, istersen yiyeceğine ve içeceğine bak, daha kokuşmamış bile; ve bir de eşeğine bak. Biz, seni insanlara bir işaret kıldık. Ve bak (canlılara ait) kemiklere, onları nasıl yerli yerince dizip, ardından üzerlerini etle kapladığımızı düşün!" Bütün bunlar kendisine açıklanınca şu itirafta bulundu: "Artık bildim ki Allah her şeye kadirdir."
Suat Yıldırım
Yahut şu kimsenin hali gibi ki o bir şehre uğramıştı. Şehrin altı üstüne gelmiş, ıpıssız yatıyordu. “Allah burayı bu ölümünden sonra nasıl diriltecek? ” dedi. Bunun üzerine Allah onu yüz yıl boyunca öldürüp sonra diriltti. “Ölü vaziyette ne kadar kaldın? ” diye sorunca o: “Bir gün veya daha az” diye cevap verdi. Allah ona: “Hayır! yüz sene kaldın. İşte yiyeceğine ve içeceğine bak henüz bozulmamış. Bir de merkebine bak! (Kemikleri nasıl birbirinden ayrılmış). Seni de insanlara canlı bir delil yapmak için öldürüp dirilttik. Hele o kemiklere dikkat et, onları nasıl birleştirip yerli yerine koyuyoruz, sonra da onlara et giydiriyoruz! ” Böylece işin gerçeği kendisine tam mânasıyla belli olunca: “Artık pek iyi biliyorum ki Allah her şeye kadirdir. ” dedi. {KM, Hezekiel 37, 6}
Süleyman Ateş
Yahut şu kimse gibisini (görmedin mi) ki, duvarları, çatıları üstüne yığılmış (alt üst olmuş) ıssız bir kasabaya uğramıştı; "Allah, bunu böyle öldükten sonra nasıl diriltecek?" demişti. Allah da kendisini yüz sene öldürüp sonra diriltti. "Ne kadar kaldın?" dedi. "Bir gün, ya da bir günün birazı kadar kaldım" dedi. (Allah) "Hayır, dedi, yüz yıl kaldın. Yiyecek ve içeceğine bak, bozulmamış. Eşeğine bak, seni insanlar için bir ibret kılalım diye (böyle yaptık). Kemiklere bak, nasıl onları birbiri üstüne koyuyor, sonra onlara et giydiriyoruz!" Bu işler ona açıkça belli olunca: "Allah'ın herşeye kadir olduğunu biliyorum." dedi.*
Şaban Piriş
Veya altı üstüne gelmiş, ıssız bir beldeye uğrayan kimse gibi: -Allah, burasını ölümden sonra nasıl diriltir? demişti de, bunun üzerine Allah, onu yüz yıl ölü bıraktı, sonra onu diriltti. Ona:-Ne kadar kaldın? demiştik. O da:-Bir gün veya bir günün bir kısmı kaldım, demişti.-Hayır, yüz yıl kaldın, böyleyken yiyeceğine ve içeceğine bak, henüz bozulmamış, eşeğine de bak, seni insanlara bir ibret kılmak için, bir de o kemiklere bak, nasıl bir araya getiriyoruz. Sonra da onlara et giydiriyoruz? demişti. O kendisine bunlar apaçık belli olduktan sonra:-Artık biliyorum ki Allahın her şeye gücü yeter, demişti.
Yaşar Nuri Öztürk
Ya şu kişi gibisini görmedin mi? Çatıları çökmüş, duvarları-damları yere inmiş bir kente uğramıştı da şöyle demişti: "Allah şurayı ölümünden sonra nasıl hayata kavuşturacak?" Bunun üzerine Allah, o kişiyi yüz yıllık bir süre için öldürmüş, sonra diriltmişti. "Ne kadar bekledin?" demişti. "Bir gün veya günün bir kısmı kadar bekledim." dedi. "Hayır" dedi, "aksine sen, yüz yıl kaldın. Yiyeceğine, içeceğine bak! Henüz bozulmamış. Eşeğine bak! Seni insanlara bir ibret yapalım diyedir bu. Kemiklere bak, nasıl yerli yerince düzenliyoruz onları ve sonra et giydiriyoruz onlara." İş kendisi için açıklık kazanınca şöyle dedi o: "Allah'ın herşeye kadir olduğunu biliyorum."
Edip-Layth-Martha
Or the one who passed through a town, where all its inhabitants had passed away. He said, "How can God possibly resurrect this after its death?" So God put him to death for one hundred calendar years, then He resurrected him. He said, "How long have you stayed here?" He said, "I have stayed here a day or part of a day." He said, "No, you have stayed here for one hundred calendar years! Look at your food and drink, they have not changed, but look at your donkey. Thus, We will make you a sign for the people; and look at the bones how We grow them, and then We cover them with flesh." When it was clear to him what happened, he said, "I now know that God is capable of all things!"*
Muhammad Asad
Or [art thou, O man, of the same mind] as he* who passed by a town deserted by its people, with its roofs caved in, [and] said, "How could God bring all this back to life after its death?"* Thereupon God caused him to be dead for a hundred years; where after He brought him back to life [and] said: "How long hast thou remained thus?" He answered: "I have remained thus a day, or part of a day." Said [God]: "Nay, but thou hast remained thus for a hundred years! But look at thy food and thy drink-untouched is it by the passing of years - and look at thine ass!* And [We did all this so that We might make thee a symbol unto men. And look at the bones [of animals and men] - how We put them together and then clothe them with flesh!"* And when [all this] became clear to him, he said: "I know [now] that God has the power to will anything!"
Rashad Khalifa
Consider the one who passed by a ghost town and wondered, "How can GOD revive this after it had died?" GOD then put him to death for a hundred years, then resurrected him. He said, "How long have you stayed here?" He said, "I have been here a day, or part of the day." He said, "No! You have been here a hundred years. Yet, look at your food and drink; they did not spoil. Look at your donkey - we thus render you a lesson for the people. Now, note how we construct the bones, then cover them with flesh." When he realized what had happened, he said, "Now I know that GOD is Omnipotent."*,
The Monotheist Group
Or the one who passed through a town which had become ruins. He said: "How can God possibly revive this after it had died?" So God put him to death for one hundred years, then He resurrected him. He said: "How long have you stayed here?" He said: "I have stayed here a day or part of a day." He said: "No, you have stayed here for one hundred years! Look at your food and drink, they have not changed, but look at your donkey! And We will make you a sign for the people; and look at the bones how We expand them, then We cover them with flesh." So when it was clear to him what happened, he said: "I now know that God is capable of all things!"