Al-i İmran Sûresi7. Ayet
← Sure okumasına dönKelime Kelime (46 kelime)
| # | Arapça | Kök | Okunuş | Türkçe | İngilizce |
|---|---|---|---|---|---|
| 1 | هو | — | huve | O | He |
| 2 | الذي | — | lleƶī | (is) the One Who | |
| 3 | أنزل | ن ز لNZL | enzele | indirdi | revealed |
| 4 | عليك | — | ǎleyke | sana | to you |
| 5 | الكتاب | ك ت بKTB | l-kitābe | Kitabı | the Book, |
| 6 | منه | — | minhu | Onun | of it |
| 7 | آيات | ا ي يEYY | āyātun | (bazı) ayetleri | (are) Verses |
| 8 | محكمات | ح ك مḪKM | muHkemātun | muhkemdir (ki) | absolutely clear - |
| 9 | هن | — | hunne | onlar | they (are) |
| 10 | أم | ا م مEMM | ummu | anasıdır | the foundation |
| 11 | الكتاب | ك ت بKTB | l-kitābi | Kitabın | (of) the Book, |
| 12 | وأخر | ا خ رEḢR | ve uḣaru | ve diğerleri de | and others |
| 13 | متشابهات | ش ب هŞBH | muteşābihātun | müteşabihdir | (are) allegorical. |
| 14 | فأما | — | feemmā | olanlar | Then as for |
| 15 | الذين | — | elleƶīne | those | |
| 16 | في | — | fī | in | |
| 17 | قلوبهم | ق ل بGLB | ḳulūbihim | kalblerinde | their hearts |
| 18 | زيغ | ز ي غZYĞ | zeyğun | eğrilik | (is) perversity - |
| 19 | فيتبعون | ت ب عTBA | feyettebiǔne | ardına düşerler | [so] they follow |
| 20 | ما | — | mā | olanlarının | what |
| 21 | تشابه | ش ب هŞBH | teşābehe | müteşabih | (is) allegorical |
| 22 | منه | — | minhu | onun | of it, |
| 23 | ابتغاء | ب غ يBĞY | btiğā'e | çıkarmak için | seeking |
| 24 | الفتنة | ف ت نFTN | l-fitneti | fitne | [the] discord |
| 25 | وابتغاء | ب غ يBĞY | vebtiğā'e | ve bulmak için | and seeking |
| 26 | تأويله | ا و لEVL | te'vīlihi | onun te'vilini | its interpretation. |
| 27 | وما | — | ve mā | oysa | And not |
| 28 | يعلم | ع ل مALM | yeǎ'lemu | bilmez | knows |
| 29 | تأويله | ا و لEVL | te'vīlehu | onun te'vilini | its interpretation |
| 30 | إلا | — | illā | başka kimse | except |
| 31 | الله | — | llahu | Allah'tan | Allah. |
| 32 | والراسخون | ر س خRSḢ | ve rrāsiḣūne | ileri gidenler | And those firm |
| 33 | في | — | fī | in | |
| 34 | العلم | ع ل مALM | l-ǐlmi | ilimde | [the] knowledge, |
| 35 | يقولون | ق و لGVL | yeḳūlūne | derler | they say, |
| 36 | آمنا | ا م نEMN | āmennā | inandık | """We believe" |
| 37 | به | — | bihi | Ona | in it. |
| 38 | كل | ك ل لKLL | kullun | hepsi | All |
| 39 | من | — | min | (is) | |
| 40 | عند | ع ن دAND̃ | ǐndi | katındandır | from |
| 41 | ربنا | ر ب بRBB | rabbinā | Rabbimiz | "our Lord.""" |
| 42 | وما | — | ve mā | And not | |
| 43 | يذكر | ذ ك رZ̃KR | yeƶƶekkeru | düşünüp öğüt almaz | will take heed |
| 44 | إلا | — | illā | başkası | except |
| 45 | أولو | ا و لEVL | ūlū | sahiplerinden | men |
| 46 | الألباب | ل ب بLBB | l-elbābi | sağduyu | (of) understanding. |
Mealler
Arapça (Harekesiz)
هو الذى انزل عليك الكتب منه ءايت محكمت هن ام الكتب واخر متشبهت فاما الذين فى قلوبهم زيغ فيتبعون ما تشبه منه ابتغاء الفتنة وابتغاء تاويله وما يعلم تاويله الا الله والرسخون فى العلم يقولون ءامنا به كل من عند ربنا وما يذكر الا اولوا الالبب
Arapça (Harekeli)
هُوَ الَّذِي أَنزَلَ عَلَيْكَ الْكِتَابَ مِنْهُ آيَاتٌ مُّحْكَمَاتٌ هُنَّ أُمُّ الْكِتَابِ وَأُخَرُ مُتَشَابِهَاتٌ فَأَمَّا الَّذِينَ فِي قُلُوبِهِمْ زَيْغٌ فَيَتَّبِعُونَ مَا تَشَابَهَ مِنْهُ ابْتِغَاءَ الْفِتْنَةِ وَابْتِغَاءَ تَأْوِيلِهِ وَمَا يَعْلَمُ تَأْوِيلَهُ إِلَّا اللَّهُ وَالرَّاسِخُونَ فِي الْعِلْمِ يَقُولُونَ آمَنَّا بِهِ كُلٌّ مِّنْ عِندِ رَبِّنَا وَمَا يَذَّكَّرُ إِلَّا أُولُو الْأَلْبَابِ
Transliterasyon
Huvellezî enzele aleykel kitâbe minhu âyâtun muhkemâtun hunne ummul kitâbi ve uharu muteşâbihât(muteşâbihâtun), fe emmellezîne fî kulûbihim zeygun fe yettebiûne mâ teşâbehe minhubtigâel fitneti vebtigâe te’vîlih|i|, ve mâ ya’lemu te’vîlehû illâllâh|u|, ver râsihûne fîl ilmi yekûlûne âmennâ bihî, kullun min indi rabbinâ, ve mâ yezzekkeru illâ ulûl elbâb|i|.
Transliteration (Eng.)
Huwa alla<span class="u">th</span>ee anzala AAalayka alkit<span class="u">a</span>baminhu <span class="u">a</span>y<span class="u">a</span>tun mu<span class="u">h</span>kam<span class="u">a</span>tun hunna ommualkit<span class="u">a</span>bi waokharu mutash<span class="u">a</span>bih<span class="u">a</span>tun faamm<span class="u">a</span>alla<span class="u">th</span>eena fee quloobihim zayghun fayattabiAAoona m<span class="u">a</span>tash<span class="u">a</span>baha minhu ibtigh<span class="u">a</span>a alfitnati wa<span class="b">i</span>btigh<span class="u">a</span>ata/weelihi wam<span class="u">a</span> yaAAlamu ta/weelahu ill<span class="u">a</span> All<span class="u">a</span>huwa<span class="b">al</span>rr<span class="u">a</span>sikhoona fee alAAilmi yaqooloona <span class="u">a</span>mann<span class="u">a</span>bihi kullun min AAindi rabbin<span class="u">a</span> wam<span class="u">a</span> ya<span class="u">thth</span>akkaruill<span class="u">a</span> oloo al-alb<span class="u">a</span>b<span class="b">i</span>
Abdulbaki Gölpınarlı
Öyle bir Tanrı'dır ki sana kitap indirdi. Onun bir kısmı, mânası-apaçık âyetlerdir ve bunlar, kitabın temelidir. Diğer kısmıysa çeşitli mânalara benzerlik gösterir âyetlerdir. Yüreklerinde eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onları tevil etmek için mânaları açık olmayan âyetlere uyarlar. Halbuki onların tevilini ancak Allah bilir. Bilgide şüpheleri olmayacak kadar kuvvetli olanlarsa derler ki: Biz inandık ona, hepsi de Rabbimizdendir; bunu aklı tam olanlardan başkaları düşünemez.
Ali Bulaç
Sana Kitab’ı indiren O'dur. Ondan, Kitab’ın anası (temeli) olan bir kısım ayetler muhkem'dir; diğerleri ise müteşabihtir. Kalplerinde bir kayma olanlar, fitne çıkarmak ve olmadık yorumlarını yapmak için ondan müteşabih olanına uyarlar. Oysa onun tevilini Allah'tan başkası bilmez. İlimde derinleşenler ise: "Biz ona inandık, tümü Rabbimiz'in Katındandır" derler. Temiz akıl sahiplerinden başkası öğüt alıp-düşünmez.
Bayraktar Bayraklı
Sana kitabı indiren O'dur. Onun bazı âyetleri muhkem/anlamları tam bilinen olduğundan kitabın esasını teşkil ederler; diğerleri de müteşâbihtir/araştırılarak manaları bilinecek olan tabiat kanunlarıdır. Kalplerinde eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onu açıklamak için ondaki müteşâbih âyetlerin peşine düşerler. Halbuki onun açıklamasını ancak Allah ve “ona inandık, hepsi Rabbimiz tarafındandır” diyen ilimde yüksek payeye erişenler bilir. Ancak akıl sahipleri düşünüp anlar.
Diyanet İşleri
Sana Kitab'ı indiren O'dur. Onun (Kur'an'ın) bazı ayetleri muhkemdir ki, bunlar Kitab'ın esasıdır. Diğerleri de müteşabihtir. Kalplerinde eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onu tevil etmek için ondaki müteşabih ayetlerin peşine düşerler. Halbuki Onun tevilini ancak Allah bilir. İlimde yüksek payeye erişenler ise: Ona inandık; hepsi Rabbimiz tarafındandır, derler. (Bu inceliği) ancak aklıselim sahipleri düşünüp anlar.*
Edip Yüksel
O ki sana bu kitabı indirdi. Onun bazı ayetleri kesin anlamlıdır (muhkem), ki bunlar kitabın özüdür. Diğerleri de benzer anlamlıdır (müteşabih). Kalplerinde hastalık bulunanlar, insanları şaşırtmak ve farklı anlam vermek için benzer anlamlı olanlarının ardına düşerler. Onların tevilini yalnızca ALLAH bilir. İlim sahipleri de. "Hepsi Rabbimiz katındandır, hepsini onayladık." derler. Akıl ve anlayış sahiplerinden başkası öğüt almaz.*
Elmalılı Hamdi Yazır
Sana bu kitabı indiren O'dur. Bunun âyetlerinden bir kısmı muhkemdir ki, bu âyetler, kitabın anası (aslı) demektir. Diğer bir kısmı da müteşabih âyetlerdir. Kalblerinde kaypaklık olanlar, sırf fitne çıkarmak için, bir de kendi keyflerine göre te'vil yapmak için onun müteşabih olanlarının peşine düşerler. Halbuki onun te'vilini Allah'dan başka kimse bilmez. İlimde uzman olanlar, "Biz buna inandık, hepsi Rabbimiz katındandır." derler. Üstün akıllılardan başkası da derin düşünmez.
Erhan Aktaş
Bu Kitap’ı sana indiren O’dur. O’nun bir kısım âyetleri muhkemdir* ki bunlar Kitap’ın anasıdır. Bir kısım âyetler de muteşâbihtir.* Böyleyken kalbinde eğrilik bulunanlar, fitne çıkarmak ve kendi anlayışlarına uydurmak için muteşâbih ayetlere yönelirler. Oysa onun te’vilini* ancak Allah bilir. İlimde derinleşmiş olanlar:* “Biz O’na iman ettik, bütün ayetler Rabb’imizdendir.” derler. Bunu ancak selim akıl* sahibi olanlar düşünüp öğüt alır.
Hakkı Yılmaz
(7-9)Allah, sana bu kitabı indirendir. Bu kitaptan bir kısmı yasa içeren âyetlerdir ki bunlar, kitabın anasıdır. Diğerleri de benzeşen anlamlılardır. Amma, durum bu iken, kalplerinde kaypaklık/tutarsızlık olan kimseler, insanları dinden çıkarmak, ortak koşmaya sürüklemek ve onun anlamlarından en uygununun tesbitine yeltenmek için hemen ondan benzeşen anlamlı olanlarının peşine düşerler. Hâlbuki onun anlamlarından en uygun olanının tesbitini ancak Allah ve –“Biz buna inandık, hepsi Rabbimiz katındandır. Rabbimiz! Bize kılavuzluk ettikten sonra kalplerimizi çevirme! Bize Kendi nezdinden rahmet lütfet! Şüphesiz Sen, bol bol lütfedenin ta kendisisin. Rabbimiz! Şüphesiz Sen, insanları, kendisinde hiçbir şüphe olmayan gün için toplayansın. Şüphesiz Allah, verdiği sözden dönmez” diyen– o bilgide uzman olanlar bilirler. Ve sadece kavrama yetenekleri olanlar öğüt alırlar.
Muhammed Esed
İlahî kelâmın özü olan açık ve kesin hükümlü mesajlar ile müteşabihleri kapsayan bu ilahî kelâmı sana bahşeden O'dur. Kalpleri hakikatten sapmaya meyilli olanlar, sırf kafaları karıştır(acak şeyler bul)mak için ve ona (keyfî) anlamlar yüklemek amacıyla ilahî kelâmın müteşabih olarak ifade edilen kısmına uyarlar; oysa Allah'tan başka kimse onun kesin anlamını bilemez. Bu yüzden bilgide derinleşenler şöyle derler: "Biz ona inanırız: (ilahî kelâmın) tümü Rabbimizdendir; derin kavrayış sahipleri dışında kimse bundan ders almasa da."
Mustafa İslamoğlu
Yine O'dur sana İlahi Kelam'ı indiren. O'nun ayetlerinden bir kısmının hükmü kesin ve nettir; bunlar İlahi Kelam'ın anasıdır. Gerisi de müteşabihlerden oluşmuştur. Kalplerinde yamukluk bulunan kimseler, fitne çıkarmak ve tevil etmek amacıyla, onun müteşabih olan kısmının peşine düşerler. Oysa onun gerçek te'vilini kimse bilmez, yalnızca Allah (bilir); ve ilimde derinleşenler derler ki: "Biz ona inanırız, tümü Rabbimizin katındandır. Derin kavrayış sahiplerinden başkası bu gerçeği fark edemese de."
Suat Yıldırım
Bu muazzam kitabı sana indiren O'dur. Onun âyetlerinin bir kısmı muhkem olup bunlar Kitabın esasıdır. Âyetlerin bir kısmı ise müteşabihtir. Kalplerinde eğrilik olanlar sırf fitne çıkarmak, insanları saptırmak ve kendi arzularına göre yorumlamak için müteşabih kısmına tutunup onlarla uğraşır dururlar. Halbuki onların hakikatini, gerçek yorumunu Allah'tan başkası bilemez. İlimde ileri gidenler: “Biz ona olduğu gibi inandık. Hepsi de Rabbimizin katından gelmiştir. ” derler. Bunları ancak tam akıl sahipleri düşünüp anlar ve şöyle yalvarırlar: [13, 39; 43, 4; 85, 22]*
Süleyman Ateş
Kitabı sana O indirdi. Onun bazı ayetleri muhkemdir (ki) onlar Kitabın anasıdır. Diğerleri de müteşabih(birbirine benzeyen, sonucu tam bilinmeyen)dir. Kalblerinde eğrilik olanlar, fitne çıkarmak, uyardığı sonuca uğra(yıp belalarını bul)mak için onun müteşabih ayetlerinin ardına düşerler. Oysa onun te'vili(uyardığı sonucun ne zaman gerçekleşeceği)ni Allah'tan başka kimse bilmez. İlimde ileri gidenler: "Ona inandık, hepsi Rabbimiz katındandır" derler. Sağduyu sahiplerinden başkası düşünüp öğüt almaz.
Şaban Piriş
Sana kitabı indiren Odur. Onda bir kısmı, muhkem -ki bunlar kitabın özüdür.- bir kısmı da müteşabih ayetler vardır. Kalplerinde eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onun tevilini yapmak için onun müteşabih olanlarına uyarlar. Oysa, onun tevilini Allahtan başkası bilmez. İlimde derinleşenler ise “Biz, ona iman ettik, onun hepsi Rabbimizin katındandır.” derler. Temiz akıl sahiplerinden başkası düşünmez.
Yaşar Nuri Öztürk
Kitap'ı sana indiren O'dur: Onun ayetlerinden bir kısmı muhkemlerdir ki; onlar Kitap'ın anasıdır. Diğer ayetlerse müteşabihlerdir. Şu var ki, kalplerinde bir eğrilik ve bozukluk bulunanlar, fitne aramak, onun yorumuna öncelik tanımak için Kitap'ın sadece müteşabih kısmının ardına düşerler. Onun tevilini ise bir Allah bilir, bir de ilimde derinleşmiş olanlar. Bunlar, "ona inandık, hepsi Rabbimizin katındandır" derler. Gönül ve akıl sahiplerinden başkası gereğince düşünemez.
Edip-Layth-Martha
He is the One who sent down to you the book, from which there are definite signs; they are the essence of the book; and others, which are multiple-meaning. As for those who have disease in their hearts, eager to cause confusion and eager to derive their interpretation, they will follow what is multiple-meaning from it. But none knows their meaning except God and those who are well founded in knowledge; they say, "We acknowledge it, all is from our Lord." None will remember except the people of intellect.*
Muhammad Asad
He it is who has bestowed upon thee from on high this divine writ, containing messages that are clear in and by themselves - and these are the essence of the divine writ - as well as others that are allegorical.* Now those whose hearts are given to swerving from the truth go after that part of the divine writ* which has been expressed in allegory, seeking out [what is bound to create] confusion,* and seeking [to arrive at] its final meaning [in an arbitrary manner]; but none save God knows its final meaning.* Hence, those who are deeply rooted in knowledge say: "We believe in it; the whole [of the divine writ] is from our Sustainer - albeit none takes this to heart save those who are endowed with insight.
Rashad Khalifa
He sent down to you this scripture, containing straightforward verses - which constitute the essence of the scripture - as well as multiple-meaning or allegorical verses. Those who harbor doubts in their hearts will pursue the multiple-meaning verses to create confusion, and to extricate a certain meaning. None knows the true meaning thereof except GOD and those well founded in knowledge. They say, "We believe in this - all of it comes from our Lord." Only those who possess intelligence will take heed.,
The Monotheist Group
He is the One who sent down to you the Book, from which there are lawgiving revelations; they are the essence of the Book; and others which are of a similatude. As for those who have a disease in their hearts, they will follow that which is of a similatude, seeking to confuse, and seeking to derive an interpretation. But none know its interpretation except God, and those who are well founded in knowledge; they say: "We believe in it, all is from our Lord." And none will remember except those who possess intelligence.