Fussilet Sûresi42. Ayet
← Sure okumasına dönKelime Kelime (13 kelime)
| # | Arapça | Kök | Okunuş | Türkçe | İngilizce |
|---|---|---|---|---|---|
| 1 | لا | — | lā | Not | |
| 2 | يأتيه | ا ت يETY | ye'tīhi | ona gelmez | comes to it |
| 3 | الباطل | ب ط لBŦL | l-bāTilu | boşa çıkaracak bir söz | the falsehood |
| 4 | من | — | min | -nden | from |
| 5 | بين | ب ي نBYN | beyni | before it | |
| 6 | يديه | ي د يYD̃Y | yedeyhi | önü- | before it |
| 7 | ولا | — | ve lā | ne de | and not |
| 8 | من | — | min | -ndan | from |
| 9 | خلفه | خ ل فḢLF | ḣalfihi | arkası- | behind it. |
| 10 | تنزيل | ن ز لNZL | tenzīlun | indirilmiştir | A Revelation |
| 11 | من | — | min | -nden | from |
| 12 | حكيم | ح ك مḪKM | Hakīmin | hüküm ve hikmet sahibi- | (the) All-Wise, |
| 13 | حميد | ح م دḪMD̃ | Hamīdin | çok övülenden | (the) Praiseworthy. |
Mealler
Arapça (Harekesiz)
لا ياتيه البطل من بين يديه ولا من خلفه تنزيل من حكيم حميد
Arapça (Harekeli)
لَّا يَأْتِيهِ الْبَاطِلُ مِن بَيْنِ يَدَيْهِ وَلَا مِنْ خَلْفِهِ تَنزِيلٌ مِّنْ حَكِيمٍ حَمِيدٍ
Transliterasyon
Lâ ye’tîhil bâtılu min beyni yedeyhi ve lâ min halfih|î|, tenzîlun min hakîmin hamîd(hamîdin).
Transliteration (Eng.)
L<span class="u">a</span> ya/teehi alb<span class="u">at</span>ilu min bayniyadayhi wal<span class="u">a</span> min khalfihi tanzeelun min <span class="u">h</span>akeemin <span class="u">h</span>ameed<span class="b">in</span>
Abdulbaki Gölpınarlı
Ne önceden onun hükümlerini iptâl eden bir kitap gelmiştir, ne de ondan sonra gelir ve bâtıl, ona zarar veremez; hüküm ve hikmet sâhibinden, hamde lâyık mâbut tarafından indirilmiştir.
Ali Bulaç
Batıl, ona önünden de, ardından da gelemez. (Çünkü Kur'an,) Hüküm ve hikmet sahibi, çok övülen (Allah)tan indirilmedir.
Bayraktar Bayraklı
Bâtıl, Kur'ân'a önünden de ardından da gelemez. O, hikmet sahibi, çok övülen Allah tarafından indirilmiştir.
Diyanet İşleri
Ona önünden de ardından da batıl gelemez. O, hikmet sahibi, çok övülen Allah'tan indirilmiştir.
Edip Yüksel
Batıl, onun ne önünden ne de ardından yaklaşamaz. Bilge ve övgüye layık olanın indirdiği bir vahiydir.
Elmalılı Hamdi Yazır
Ona ne önünden, ne de ardından batıl gelemez. O hüküm ve hikmet sahibi, öğülmeye layık olan Allah tarafından indirilmiştir.
Erhan Aktaş
Ona önünden ve arkasından batıl yaklaşamaz. En İyi Hüküm Veren, Övgüye Değer Yegâne Varlık tarafından indirilmiştir.
Hakkı Yılmaz
(41,42)Şüphesiz Öğüt/Kur’ân kendilerine geldiğinde onu bilerek reddeden kimseler... Ve şüphesiz o Öğüt/Kitap, en iyi yasa koyan, bozulmayı iyi engelleyen/sağlam yapan, övülen, övgüye lâyık bulunan tarafından indirilmedir. Önünden ve ardından/ hiçbir tarafından kendisine bâtılın gelmediği çok şerefli bir kitaptır.
Muhammed Esed
Hiçbir boşluk ve anlamsızlık ona ne açıkça yaklaşabilir, ne de gizlice: (çünkü o) hikmet Sahibi ve övgüye layık olan tarafından indirilmiştir.
Mustafa İslamoğlu
Hiçbir anlam ve amacından saptırma çabası ona ne önünden açıkça, ne de ardından gizlice ilişemez: o, her tür övgüye layık, hükmünde isabetli olan tarafından indirilmiştir.
Suat Yıldırım
41, 42. Kendilerine gelen bu şanı yüce dersi inkâr edenler elbette cezadan kurtulamazlar. Halbuki o eşsiz ve pek kıymetli bir kitaptır. Öyle bir kitaptır ki batıl ona ne önünden, ne ardından, hiç bir taraftan yol bulamaz. (Tam hüküm ve hikmet sahibi, bütün hamdlerin ve övgülerin sahibi) o Hakîm ve Hamîd tarafından indirilmiştir.
Süleyman Ateş
Ki ne önünden, ne de arkasından onu boşa çıkaracak bir söz gelmez. (O) Hüküm ve hikmet sahibi, çok övülen(Allah)dan indirilmiştir.
Şaban Piriş
Ona önünden ve ardından hiç bir batıl gelemez. Hakim ve hamde layık olanın indirmesidir.
Yaşar Nuri Öztürk
Batıl ona, ne önünden gelebilir ne de arkasından. Hakim ve Hamid Allah'tan bir indirmedir o.
Edip-Layth-Martha
No falsehood could enter it, presently or afterwards; a revelation from a Most Wise, Praiseworthy.*
Muhammad Asad
no falsehood can ever attain to it openly, and neither in a stealthy manner,* [since it is] bestowed from on high by One who is truly wise, ever to be praised.
Rashad Khalifa
No falsehood could enter it, in the past or in the future; a revelation from a Most Wise, Praiseworthy.,
The Monotheist Group
No falsehood could enter it, presently or afterwards; a revelation from One Most Wise, Praiseworthy.