Kalem Sûresi43. Ayet
← Sure okumasına dönKelime Kelime (11 kelime)
| # | Arapça | Kök | Okunuş | Türkçe | İngilizce |
|---|---|---|---|---|---|
| 1 | خاشعة | خ ش عḢŞA | ḣāşiǎten | korkuyla | Humbled, |
| 2 | أبصارهم | ب ص رBṦR | ebSāruhum | gözleri | their eyes, |
| 3 | ترهقهم | ر ه قRHG | terheḳuhum | onları kaplar | will cover them |
| 4 | ذلة | ذ ل لZ̃LL | ƶilletun | bir zillet | humiliation. |
| 5 | وقد | — | ve ḳad | halbuki | And indeed, |
| 6 | كانوا | ك و نKVN | kānū | they were | |
| 7 | يدعون | د ع وD̃AV | yud'ǎvne | da'vet edilirlerdi | called |
| 8 | إلى | — | ilā | to | |
| 9 | السجود | س ج دSCD̃ | s-sucūdi | secdeye | prostrate |
| 10 | وهم | — | vehum | onlar | while they |
| 11 | سالمون | س ل مSLM | sālimūne | sağlam iken | (were) sound. |
Mealler
Arapça (Harekesiz)
خشعة ابصرهم ترهقهم ذلة وقد كانوا يدعون الى السجود وهم سلمون
Arapça (Harekeli)
خَاشِعَةً أَبْصَارُهُمْ تَرْهَقُهُمْ ذِلَّةٌ وَقَدْ كَانُوا يُدْعَوْنَ إِلَى السُّجُودِ وَهُمْ سَالِمُونَ
Transliterasyon
Hâşiaten ebsâruhum terhekuhum zilleh(zilletun), ve kad kânû yud’avne iles sucûdi ve hum sâlimûn|e|.
Transliteration (Eng.)
Kh<span class="u">a</span>shiAAatan ab<span class="u">sa</span>ruhumtarhaquhum <span class="u">th</span>illatun waqad k<span class="u">a</span>noo yudAAawna il<span class="u">a</span>a<span class="b">l</span>ssujoodi wahum s<span class="u">a</span>limoon<span class="b">a</span>
Abdulbaki Gölpınarlı
Gözleri yere dikilir, üstlerine aşağılık çöker ve gerçekten de sağ esenken de secdeye dâvet edilmişlerdir de secde etmemişlerdi.
Ali Bulaç
Gözleri 'korkudan ve dehşetten düşük', kendilerini de zillet sarıp-kuşatmış. Oysa onlar, (daha önce) sapasağlam iken secdeye davet edilirlerdi.
Bayraktar Bayraklı
Gözleri horluktan aşağı düşmüş bir halde, kendilerini zillet bürür. Halbuki onlar, sapasağlam iken de secdeye davet ediliyorlardı.
Diyanet İşleri
Gözleri horluktan aşağı düşmüş bir halde kendilerini zillet bürür. Halbuki onlar, sapasağlam iken de secdeye davet ediliyorlardı (fakat yine secde etmiyorlardı).
Edip Yüksel
Gözleri düşmüş bir durumda, onları aşağılanma kaplar. Oysa onlar sağlam iken secdeye çağrılmışlardı.
Elmalılı Hamdi Yazır
Gözleri düşük bir halde kendilerini bir zillet kaplar. Oysa onlar sapasağlam iken de secdeye davet ediliyorlardı.
Erhan Aktaş
O gün, gözlerini umutsuzca endişe bürüyecek, yüzlerini aşağılanmışlık duygusu kaplayacaktır. Oysaki onlar, fırsat varken secdeye davet olunmuşlardı.
Hakkı Yılmaz
Gözleri yere eğilmiş, kendilerini bir horluk, düşkünlük sarmış bulunur. Oysa onlar, sağ-salim iken de boyun eğip teslim olmaya davet ediliyorlardı.
Muhammed Esed
(işte o Gün) gözleri zilletin ağırlığıyla ürkekleşip durgunlaşacaktır; çünkü hayatta iken (Allah'ın huzurunda) secde etmeye çağrılmaları (boşa gitmişti).
Mustafa İslamoğlu
Bakışları gerçeğin dehşetinden yere düşmüş, kendilerini bir zillet kuşatmıştır; zira onlar, becerebilecekleri bir haldeyken secdeye çağrılmışlardı (da reddetmişlerdi).
Suat Yıldırım
Gözleri yerde, kendilerini zillet kaplamıştır. Halbuki dünyada bedenleri sağlam, âzaları salim iken de secdeye dâvet edilirler, ama bunu yapmazlardı.
Süleyman Ateş
Gözleri düşük olarak yüzlerini bir zillet kaplar. Onlar sağlam iken de secdeye da'vet edilirler(fakat secde etmezler)di.
Şaban Piriş
Gözleri yere yıkılmış, yüzlerini zillet bürümüş/perişan olmuşlardır. Oysa onlar, selamette iken secdeye çağrılmışlardı.
Yaşar Nuri Öztürk
Gözleri yere eğilmiş, benliklerini zillet kaplamıştır. Onlar sapasağlam oldukları zaman da secde etmeye çağrılıyorlardı.
Edip-Layth-Martha
With their eyes subdued, humiliation will cover them. They were invited to prostrate when they were whole and able.
Muhammad Asad
downcast will be their eyes, with ignominy overwhelming them - seeing that they had been called upon [in vain] to prostrate themselves [before Him] while they were yet sound [and alive].
Rashad Khalifa
With their eyes subdued, humiliation will cover them. They were invited to fall prostrate when they were whole and able.,
The Monotheist Group
With their eyes subdued, humiliation will cover them. They were invited to prostrate when they were whole and able.