Araf Sûresi150. Ayet

← Sure okumasına dön

Kelime Kelime (39 kelime)

#ArapçaKökOkunuşTürkçeİngilizce
1ولماvelemmāzamanAnd when
2رجعر ج عRCAraceǎdöndü(ğü)returned
3موسىmūsāMusaMusa
4إلىilāto
5قومهق و مGVMḳavmihikavminehis people -
6غضبانغ ض بĞŽBğaDbānekızgınangry,
7أسفاا س فESFesifenve üzgün bir haldeand grieved,
8قالق و لGVLḳālededihe said,
9بئسماب ا سBESbi'semāne kötü işler yaptınız?"""Evil is what"
10خلفتمونيخ ل فḢLFḣaleftumūnīarkamdanyou have done in my place
11منminfrom
12بعديب ع دBAD̃beǎ'dībenden sonraafter me.
13أعجلتمع ج لACLeǎciltumacele mi ettiniz?Were you impatient
14أمرا م رEMRemraemrini (beklemeyip)(over the) matter
15ربكمر ب بRBBrabbikumRabbinizin"(of) your Lord?"""
16وألقىل ق يLGYve elḳāve yere attıAnd he cast down
17الألواحل و حLVḪl-elvāHalevhalarıthe tablets
18وأخذا خ ذ EḢZ̃ve eḣaƶeve tuttuand seized
19برأسر ا سRESbira'sibaşınıby head,
20أخيها خ وEḢVeḣīhikardeşininhis brother
21يجرهج ر رCRRyecurruhuçekmeye başladıdragging him
22إليهileyhikendine doğruto himself.
23قالق و لGVLḳāle(Kardeşi) dediHe said,
24ابنب ن يBNYbneoğlu"""O son"
25أما م مEMMummeanamın(of) my mother!
26إنinnegerçektenIndeed,
27القومق و مGVMl-ḳavmebu insanlarthe people
28استضعفونيض ع فŽAFsteD'ǎfūnībeni hırpaladılarconsidered me weak
29وكادواك و دKVD̃ve kādūve az dahaand were about to
30يقتلوننيق ت لGTLyeḳtulūnenībeni öldürüyorlardıkill me.
31فلاfelāSo (let) not
32تشمتش م تŞMTtuşmitgüldürmerejoice
33بيbiyeüstümeover me
34الأعداءع د وAD̃Vl-eǎ'dā'edüşmanlarıthe enemies,
35ولاve lāaslaand (do) not
36تجعلنيج ع لCALtec'ǎlnībeni tutmaplace me
37معmeǎberaberwith
38القومق و مGVMl-ḳavmibu kavimlethe people
39الظالمينظ ل مƵLMZ-Zālimīnezalim(who are) wrongdoing.

Mealler

Arapça (Harekesiz)

ولما رجع موسى الى قومه غضبن اسفا قال بئسما خلفتمونى من بعدى اعجلتم امر ربكم والقى الالواح واخذ براس اخيه يجره اليه قال ابن ام ان القوم استضعفونى وكادوا يقتلوننى فلا تشمت بى الاعداء ولا تجعلنى مع القوم الظلمين

Arapça (Harekeli)

وَلَمَّا رَجَعَ مُوسَى إِلَى قَوْمِهِ غَضْبَانَ أَسِفًا قَالَ بِئْسَمَا خَلَفْتُمُونِي مِن بَعْدِي أَعَجِلْتُمْ أَمْرَ رَبِّكُمْ وَأَلْقَى الْأَلْوَاحَ وَأَخَذَ بِرَأْسِ أَخِيهِ يَجُرُّهُ إِلَيْهِ قَالَ ابْنَ أُمَّ إِنَّ الْقَوْمَ اسْتَضْعَفُونِي وَكَادُوا يَقْتُلُونَنِي فَلَا تُشْمِتْ بِيَ الْأَعْدَاءَ وَلَا تَجْعَلْنِي مَعَ الْقَوْمِ الظَّالِمِينَ

Transliterasyon

Ve lemmâ recea mûsâ ilâ kavmihî gadbâne esifen kâle bi’semâ haleftumûnî min ba’dî, e aciltum emre rabbikum, ve elkal elvâha ve ehaze bi re’si ahîhi yecurruhû ileyh|i|, kâlebne umme innel kavmestad’afûnî ve kâdû yaktulûnenî fe lâ tuşmit biyel a’dâe ve lâ tec’alnî meal kavmiz zâlimîn|e|.

Transliteration (Eng.)

Walamm<span class="u">a</span> rajaAAa moos<span class="u">a</span> il<span class="u">a</span>qawmihi gha<span class="u">d</span>b<span class="u">a</span>na asifan q<span class="u">a</span>la bi/sam<span class="u">a</span>khalaftumoonee min baAAdee aAAajiltum amra rabbikum waalq<span class="u">a </span>al-alw<span class="u">ah</span>awaakha<span class="u">th</span>a bira/si akheehi yajurruhu ilayhi q<span class="u">a</span>laibna omma inna alqawma ista<span class="u">d</span>AAafoonee wak<span class="u">a</span>dooyaqtuloonanee fal<span class="u">a</span> tushmit biya al-aAAd<span class="u">a</span>a wal<span class="u">a</span>tajAAalnee maAAa alqawmi a<span class="b">l</span><span class="i"><span class="u">thth</span></span><span class="u">a</span>limeen<span class="b">a</span>

Abdulbaki Gölpınarlı

Mûsâ, kızgın bir halde acıklanarak kavmine dönünce dedi ki: Benden sonra ne de kötü bir iş işlediniz, Rabbinizin vaadettiği müddet bitmeden acele mi ettiniz? Ve levihleri atıp kardeşinin saçından, sakalından tutarak kendisine doğru çekmeye başladı. Hârûn, anam oğlu dedi, bu kavim, gerçekten de âciz bıraktı beni, az kaldı ki öldürüyorlardı da, onun için bana bu harekette bulunup düşmanları sevindirme ve beni zulmeden kavimle berâber tutma.

Ali Bulaç

Musa kavmine oldukça kızgın, üzgün olarak döndüğünde onlara: "Beni arkamdan, ne kötü temsil ettiniz? Rabbinizin emrini çabuklaştırdınız, öyle mi?" dedi. Levhaları bıraktı ve kardeşini başından tutup kendisine doğru çekiyordu (ki Harun ona:) "Annem oğlu, bu topluluk beni zayıflattı (hırpalayıp güçsüzleştirdi) ve neredeyse beni öldürmeye giriştiler. Bari sen düşmanları sevindirecek bir şey yapma ve beni bu zalimler topluluğuyla birlikte kılma (sayma)" dedi.

Bayraktar Bayraklı

Mûsâ, kızgın ve üzgün bir halde kavmine döndüğünde şöyle dedi: “Benden sonra arkamdan ne kötü şeyler yaptınız! Rabbinizin emrini beklemeyip acele mi ettiniz?” Levhaları yere atıp, kardeşinin başını tuttu, onu kendisine doğru çekti. Kardeşi dedi ki: “Ey annem oğlu! Bu topluluk beni horlayıp hırpaladı. Neredeyse canımı alıyorlardı. Bir de sen düşmanları bana güldürtme! Beni şu zâlim topluluk ile bir tutma!”

Diyanet İşleri

Musa, kızgın ve üzgün bir halde kavmine dönünce: "Benden sonra arkamdan ne kötü işler yapmışsınız! Rabbinizin emrini (beklemeyip) acele mi ettiniz?" dedi. Tevrat levhalarını yere attı ve kardeşinin (Harun'un) başını tutup kendine doğru çekmeye başladı. (Kardeşi): "Anam oğlu! Bu kavim beni cidden zayıf gördüler ve nerede ise beni öldüreceklerdi. Sen de düşmanları bana güldürme ve beni bu zalim kavimle beraber tutma!" dedi.*

Edip Yüksel

Musa, kızgın ve hayal kırıklığına uğramış olarak halkına döndüğü zaman, "Benden sonra arkamdan ne kötü işler yaptınız! Rabbinizin emrine dayanamadınız mı" dedi, levhaları yere attı, kardeşinin başını tutup kendine doğru çekti. Bunun üzerine, "Anamın oğlu," dedi, "bu halk benim zayıflığımdan yararlandı, neredeyse beni öldüreceklerdi. Üzerime vararak düşmanı güldürme, beni bu zalim halkla bir tutma."*

Elmalılı Hamdi Yazır

Musa, öfkeli ve üzüntülü olarak kavmine döndüğünde şöyle dedi: "Bana arkamdan ne kötü bir halef oldunuz! Rabbinizin emriyle dönüşümü beklemeden acele mi ettiniz?" Elindeki levhaları bıraktı ve kardeşi Harun'u başından tutarak kendine doğru çekmeye başladı. Harun, "Ey anamın oğlu!" dedi, "inan ki, bu kavim beni güçsüz buldu, az daha beni öldürüyorlardı, sen de bana böyle yaparak düşmanları sevindirme ve beni bu zalim kavimle bir tutma."

Erhan Aktaş

Musa, halkına döndüğünde, öfke ve üzüntü içinde onlara: “Benim yokluğumda ne kötü işler yapmışsınız! Rabb’inizin emrini* çabuklaştırdınız mı?” dedi. Levhaları bırakıp, kardeşinin başını tutup kendine çekti. “Ey annemin oğlu! Gerçekten bu halk beni zayıf buldu, neredeyse beni öldüreceklerdi; sen de düşmanları benimle sevindirme, beni bu zalim kimselerle bir tutma.” dedi.

Hakkı Yılmaz

Ve Mûsâ, öfkeli ve üzüntülü olarak toplumuna döndüğünde, “Bana arkamdan ne kötü bir halef/ nesil oldunuz! Rabbinizin emrini çabuklaştırdınız mı?” dedi. Ve levhaları bıraktı ve kardeşi Hârûn'u kendine çekerek başından tuttu. Hârûn: “Ey anamın oğlu! İnan ki, bu toplum beni güçsüz düşürdü, az daha beni öldüreceklerdi. Onun için bana düşmanları sevindirecek bir şey yapma. Ve beni bu zâlimler toplumu ile bir tutma” dedi.

Muhammed Esed

Ve Musa, halkına döndüğünde, öfke ve üzüntü içinde onlara, "Benim yokluğumda ne kötü bir yol tutmuşsunuz böyle!" dedi, "Rabbinizin buyruğunu bir kenara attınız, öyle mi?" Ve (Kanun) levhalarını yere attı, kardeşinin başından yakalayıp kendine doğru çekti. Harun: "Ey anamın oğlu" diye sızlandı, "halk beni güçsüz gördü ve neredeyse öldüreceklerdi beni: bunun için benim acımla düşmanlarımı sevindirme ve beni zalimler topluluğuyla bir tutma!"

Mustafa İslamoğlu

Ve Musa halkının yanına döndüğünde, hüzünle karışık bir öfkeyle dedi ki: "Benim yokluğumda ne berbat bir yol tutturmuşsunuz öyle! Rabbinizin emrini çiğnemede bu ne acele böyle?" Hemen levhaları attı, kardeşinin başını kavrayıp kendine doğru çekti. (Harun): "Anamın oğlu! diye yakındı, "Bu topluluk beni etkisiz hale getirdi, hatta az kalsın canıma kastedeceklerdi! Sakin ol, beni düşmanıma karşı gülünç duruma düşürme ve bu zalimler güruhuyla beni bir tutma!"

Suat Yıldırım

Mûsâ pek öfkeli ve üzgün olarak halkına dönünce: “Benden sonra arkamdan ne kötü işler yapmışsınız! Rabbinizin emrini çarçabuk terk mi ettiniz! ” dedi ve. . . levhaları yere bırakıverdi. Kardeşini başından tutup, kendisine doğru çekmeye başladı. Harun ise ona: “Ey annemin oğlu! ” dedi: “İnan ki bu millet beni fena halde hırpaladı, nerdeyse beni linç edip öldüreceklerdi. Ne olur, düşmanlarımı üstüme güldürme, beni bu zalim milletle bir tutma! ” {KM, Çıkış 32, 1-5}

Süleyman Ateş

Musa, kavmine kızgın ve üzgün bir halde dönünce: "Benden sonra arkamdan ne kötü işler yaptınız? Rabbinizin emrini (beklemeyip) acele mi ettiniz?" dedi, levhaları yere attı ve kardeşinin başını tutup kendine doğru çekmeye başladı. (Kardeşi): "Anamın oğlu, dedi, bu insanlar beni hırpaladılar, az daha beni öldürüyorlardı. (Ne olur) düşmanları üstüme güldürme, beni bu zalim kavimle beraber tutma!"

Şaban Piriş

Musa kavmine kızgın ve üzgün olarak dönünce:-Benim ardımdan ne kötü işler yaptınız. Rabbinizin azabını mı acele istediniz? dedi. Levhaları bırakıp kardeşinin başını tutarak kendisine çekti. Harun:-Ey anamın oğlu, toplum beni güçsüz bıraktı. Zayıf gördü, bana tabi olmadı. Neredeyse beni öldürüyorlardı. Bana düşmanları sevindirecek şekilde davranma, zalim toplumla bir tutma! dedi.

Yaşar Nuri Öztürk

Musa, kızgın ve üzgün bir halde kavmine döndüğünde şöyle dedi: "Benden sonra arkamdan ne kötü şeyler yaptınız! Rabbinizin emrini bekleyemediniz mi?" Levhaları yere attı, kardeşinin başını tuttu, kendisine doğru çekiyordu. Kardeşi dedi ki: "Ey annem oğlu! Bu topluluk beni horlayıp hırpaladı. Neredeyse canımı alıyorlardı. Bir de sen düşmanları bana güldürme. Beni şu zalim toplulukla bir tutma."

Edip-Layth-Martha

When Moses returned to his people, angry and grieved, he said, "Miserable is what you have done after me; do you wish to hasten the action of your Lord?" He cast down the tablets, and took his brother by his head dragging him towards him. He said, "Son of my mother, the people overpowered me and nearly killed me, so do not make the enemies rejoice over me, and do not make me with the wicked people."*

Muhammad Asad

And when Moses returned to his people, full of wrath and sorrow, he exclaimed: "Vile is the course which you have followed in my absence! Have you forsaken* your Sustainer's commandment?" And he threw down the tablets [of the Law], and seized his brother's head, dragging him towards himself. Cried Aaron: "O my mother's son! Behold, the people brought me low* and almost slew me: so let not mine enemies rejoice at my affliction, and count me not among the evildoing folk!"

Rashad Khalifa

When Moses returned to his people, angry and disappointed, he said, "What a terrible thing you have done in my absence! Could you not wait for the commandments of your Lord?" He threw down the tablets, and took hold of his brother's head, pulling him towards himself. (Aaron) said, "Son of my mother, the people took advantage of my weakness, and almost killed me. Let not my enemies rejoice, and do not count me with the transgressing people.",

The Monotheist Group

And when Moses returned to his people, angry and grieved, he said: "Miserable is what you have done after I was gone; do you wish to hasten the action of your Lord?" And he cast down the tablets, and took his brother by his head dragging him towards him. He said: "Son of my mother, the people overpowered me and nearly killed me, so do not make the enemies rejoice over me, and do not make me with the wicked people."