Araf Sûresi160. Ayet

← Sure okumasına dön

Kelime Kelime (43 kelime)

#ArapçaKökOkunuşTürkçeİngilizce
1وقطعناهمق ط عGŦAve ḳaTTaǎ'nāhumuve biz onları ayırdıkAnd We divided them
2اثنتيث ن يS̃NYṧneteyiki (oniki)(into) two
3عشرةع ش رAŞRǎşrateon (oniki)(and) ten [i.e. twelve]
4أسباطاس ب طSBŦesbāTenkabileyetribes
5أمماا م مEMMumemenümmetler halinde(as) communities.
6وأوحيناو ح يVḪYve evHaynāvahyettikAnd We inspired
7إلىilāto
8موسىmūsāMusa'yaMusa,
9إذiƶizamanwhen
10استسقاهس ق يSGYstesḳāhusu istediğiasked him for water
11قومهق و مGVMḳavmuhukavminhis people,
12أنenidiye[that]
13اضربض ر بŽRBDribvur"""Strike"
14بعصاكع ص وAṦVbiǎSākeasanlawith your staff
15الحجرح ج رḪCRl-Hacerataşa"the stone."""
16فانبجستب ج سBCSfenbecesetve fışkırdıThen gushed forth
17منهminhuondan (taştan)from it
18اثنتاث ن يS̃NYṧnetāiki (oniki)two
19عشرةع ش رAŞRǎşrateon (oniki)(and) ten [i.e. twelve]
20عيناع ي نAYNǎynengözesprings.
21قدḳadşüphesizCertainly,
22علمع ل مALMǎlimebildiknew
23كلك ل لKLLkulluhereach
24أناسا ن سENSunāsinkabilepeople
25مشربهمش ر بŞRBmeşrabehumiçeceği yeritheir drinking place.
26وظللناظ ل لƵLLve Zellelnāve gölge yaptıkAnd We shaded
27عليهمǎleyhimuüzerlerine[on] them
28الغمامغ م مĞMMl-ğamāmebulutla(with) the clouds
29وأنزلنان ز لNZLve enzelnāve indirdikand We sent down
30عليهمǎleyhimuonlaraupon them,
31المنم ن نMNNl-mennekudret helvasıthe manna
32والسلوىس ل وSLVve sselvāve bıldırcın etiand the quails.
33كلواا ك لEKLkulūyeyin"""Eat"
34منmin-danfrom
35طيباتط ي بŦYBTayyibātigüzel olanlar-(the) good things
36ماşeylerdenwhich
37رزقناكمر ز قRZGrazeḳnākumsizi rızıklandırdığımız"We have provided you."""
38وماve māamaAnd not
39ظلموناظ ل مƵLMZelemūnāonlar bize zulmetmedilerthey wronged Us
40ولكنvelākinfakatbut
41كانواك و نKVNkānūonlarthey were
42أنفسهمن ف سNFSenfusehumkendi kendilerine(to) themselves
43يظلمونظ ل مƵLMyeZlimūnezulmediyorlardıdoing wrong.

Mealler

Arapça (Harekesiz)

وقطعنهم اثنتى عشرة اسباطا امما واوحينا الى موسى اذ استسقىه قومه ان اضرب بعصاك الحجر فانبجست منه اثنتا عشرة عينا قد علم كل اناس مشربهم وظللنا عليهم الغمم وانزلنا عليهم المن والسلوى كلوا من طيبت ما رزقنكم وما ظلمونا ولكن كانوا انفسهم يظلمون

Arapça (Harekeli)

وَقَطَّعْنَاهُمُ اثْنَتَيْ عَشْرَةَ أَسْبَاطًا أُمَمًا وَأَوْحَيْنَا إِلَى مُوسَى إِذِ اسْتَسْقَاهُ قَوْمُهُ أَنِ اضْرِب بِّعَصَاكَ الْحَجَرَ فَانبَجَسَتْ مِنْهُ اثْنَتَا عَشْرَةَ عَيْنًا قَدْ عَلِمَ كُلُّ أُنَاسٍ مَّشْرَبَهُمْ وَظَلَّلْنَا عَلَيْهِمُ الْغَمَامَ وَأَنزَلْنَا عَلَيْهِمُ الْمَنَّ وَالسَّلْوَى كُلُوا مِن طَيِّبَاتِ مَا رَزَقْنَاكُمْ وَمَا ظَلَمُونَا وَلَكِن كَانُوا أَنفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ

Transliterasyon

Ve katta’nâhumusnetey aşrete esbâtan umemâ(umemen), ve evhaynâ ilâ mûsâ izisteskâhu kavmuhu enıdrıb bi asâkel hacer|e|, fenbeceset minhusnetâ aşrete aynâ(aynen), kad alime kullu unâsin meşrebehum, ve zallelnâ aleyhimul gamame ve enzelnâ aleyhimul menne ves selvâ, kulû min tayyibâti mâ rezaknâkum, ve mâ zâlemûnâ ve lâkin kânû enfusehum yazlimûn|e|.

Transliteration (Eng.)

Waqa<span class="u">tt</span>aAAn<span class="u">a</span>humu ithnatayAAashrata asb<span class="u">at</span>an omaman waaw<span class="u">h</span>ayn<span class="u">a</span> il<span class="u">a</span>moos<span class="u">a</span> i<span class="u">th</span>i istasq<span class="u">a</span>hu qawmuhu ani i<span class="u">d</span>ribbiAAa<span class="u">sa</span>ka al<span class="u">h</span>ajara fa<span class="b">i</span>nbajasat minhu ithnat<span class="u">a</span>AAashrata AAaynan qad AAalima kullu on<span class="u">a</span>sin mashrabahum wa<span class="i"><span class="u">th</span></span>allaln<span class="u">a</span>AAalayhimu algham<span class="u">a</span>ma waanzaln<span class="u">a</span> AAalayhimu almannawa<span class="b">al</span>ssalw<span class="u">a</span> kuloo min <span class="u">t</span>ayyib<span class="u">a</span>ti m<span class="u">a</span>razaqn<span class="u">a</span>kum wam<span class="u">a</span> <span class="i"><span class="u">th</span></span>alamoon<span class="u">a</span> wal<span class="u">a</span>kink<span class="u">a</span>noo anfusahum ya<span class="i"><span class="u">th</span></span>limoon<span class="b">a</span>

Abdulbaki Gölpınarlı

Onları on iki kabîleye, on iki topluluğa böldük ve kavmi, Mûsâ'dan su isteyince ona, sopanla taşa vur diye vahyettik, derken o taştan on iki kaynak aktı. Her topluluk, su içecekleri kaynağı belledi ve onları bulutla gölgelendirdik, onlara kudret helvasıyla bıldırcın kuşu indirdik. Size rızık olarak verdiğimiz şeylerin temizlerini yiyin dedik. Onlar bize zulmedemediler, ancak kendilerine zulmettiler.

Ali Bulaç

Biz onları (İsrailoğulları’nı) ayrı ayrı oymaklar olarak on iki topluluk (ümmet) olarak ayırdık. Kavmi kendisinden su istediğinde Musa'ya: "Asan'la taşa vur" diye vahyettik. Ondan on iki pınar sızıp-fışkırdı; böylece her bir insan- topluluğu su içeceği yeri öğrenmiş oldu. Üzerlerine bulutla gölge çektik ve onlara kudret helvası ile bıldırcın indirdik. (Sonra da şöyle dedik:) "Size rızık olarak verdiklerimizin temiz olanlarından yiyin." Onlar Bize zulmetmedi, ancak kendi nefislerine zulmediyorlardı.

Bayraktar Bayraklı

Biz İsrâiloğulları'nı, on iki kabileye ayırdık. Kavmi kendisinden su isteyince, Mûsâ'ya, “Asânı taşa vur!” diye vahyettik. Ondan on iki pınar fışkırdı. Her oymak su içeceği yeri belledi. Onların üzerlerine bulutları gölgelik yaptık, kendilerine kudret helvası ve bıldırcın indirdik. Size verdiğimiz rızıkların temizlerinden yiyiniz! Fakat onlar emirlerimizi dinlememekle bize değil, kendilerine zulmediyorlardı.

Diyanet İşleri

Biz İsrailoğullarını oymaklar halinde oniki kabileye ayırdık. Kavmi kendisinden su isteyince, Musa'ya, "Asanı taşa vur!" diye vahyettik. Derhal ondan oniki pınar fışkırdı. Her kabile içeceği yeri belledi. Sonra üzerlerine bulutla gölge yaptık, onlara kudret helvası ve bıldırcın eti indirdik. (Onlara dedik ki) "Size verdiğimiz rızıkların temizlerinden yeyin. "Ama onlar (emirlerimizi dinlememekle) bize değil kendilerine zulmediyorlardı.*

Edip Yüksel

Onları on iki kabile halinde topluluklara ayırdık. Halkı kendisinden su istediği zaman Musa'ya, "Asan ile taşa vur" diye vahyettik. Ondan on iki göze fışkırdı ve her kabile içeceği yeri bildi. Ayrıca onları bulutlarla gölgelendirdik ve üzerlerine menna ve bıldırcın indirdik: "Size verdiğim rızıklardan yiyin." Onlar bize haksızlık etmiyorlardı, kendi kendilerine haksızlık ediyorlardı.

Elmalılı Hamdi Yazır

Biz onları oniki kabileye, o kadar ümmete ayırdık. Ve kavmi kendisinden su istediği zaman Musa'ya, elindeki asâ ile taşa vur, diye vahyettik, vurunca hemen o taştan oniki pınar akmaya başladı. Halkın her biri su alacağı yeri iyice öğrendi. Bulutu da üzerlerine gönderdik, gölgeledik. Onlara kudret helvası ve bıldırcın indirdik. Size rızık olarak ihsan ettiğimiz nimetlerin temizinden yiyiniz, dedik. Onlar zulmü bize yapmadılar, lakin kendi kendilerine zulmediyorlardı.

Erhan Aktaş

Biz, onları oymaklar halinde on iki topluluğa ayırdık. Halkı ondan su isteyince, Musa’ya, “Asanı taşa vur!” diye vahyettik. Ondan on iki pınar fışkırdı. Her topluluk su alacağı kaynağı bildi. Üzerlerine buluttan gölgelik yaptık, onlara kudret helvası ve bıldırcın bağışladık*. Size rızık olarak verdiklerimizin temiz olanlarından yiyin. Onlar, bize zulmetmediler, fakat kendilerine zulmediyorlardı.

Hakkı Yılmaz

Ve Biz onları on iki torun liderleri olan oymak topluluğa ayırdık. Ve toplumu kendisinden su istediği zaman Mûsâ'ya, “Birikimini, o taş kalpli toplumuna* uygula* diye vahyettik. Hemen o taş kalpli toplumdan on iki toplum/ belde halkı* oluşuverdi. Halkın her biri su alacağı yeri iyice öğrendi/ işaretledi. Ve bulutu da üzerlerine gölge yaptık. Onlara kudret helvası ve bal/ bıldırcın indirdik; size rızık olarak ihsan ettiğimiz nimetlerin temizinden yiyiniz! Onlar Bize haksızlık yapmadılar, kendi kendilerine haksızlık ediyorlardı.

Muhammed Esed

Derken Biz İsrailoğulları'nı on iki boya, (ya da) oymağa ayırdık. Ve halkı Musa'dan su istediğinde, ona, "Asânla taşa vur!" diye vahyettik. Ve o (taş)tan on iki göze fışkırdı, ki her topluluk kendi su içeceği yeri bilsin. Ve onları bulutlarla gölgelendirdik; üzerlerine kudret helvası ve bıldırcın indirdik (ve onlara): "Size sağladığımız rızıkların temiz ve hoş olanlarından yararlanın!" dedik. Ve (bütün o günahkar davranışlarıyla) Bize bir zarar vermiyorlar, ama (yalnızca) kendilerine yazık etmiş oluyorlardı.

Mustafa İslamoğlu

Derken, Biz onları on iki boydan oluşan (on iki) guruba ayırdık. Toplumu Musa'dan su talep ettiğinde, ona "Asanla taşa vur!" diye vahyettik: Bunun üzerine taştan on iki su gözesi fışkırdı da, bu sayede herkes nereden içeceğini öğrendi. Yine onları bulutla gölgeledik, onlara menn ve selva ikram ettik (ve dedik ki): "Size bahşettiğimiz rızıkların temiz ve güzel olanlarından yararlanın!" Fakat (onlar nankörlük etmekle) bize zulmetmiş olmadılar; asıl zulmettikleri kendi benlikleriydi.

Suat Yıldırım

Biz onları on iki kabileye, on iki topluluğa ayırdık. Halkı kendisinden su istediğinde Mûsâ'ya: “Asanı taşa vur! ” diye vahyettik. Derhal on iki pınar fışkırdı. Her kabile su alacağı yeri öğrendi. Bulutu da üzerlerine gölgelik yaptık. Kendilerine kudret helvasıyla bıldırcın da indirdik ve dedik ki: “Size verdiğimiz rızıkların temizlerinden yiyiniz! ” Fakat onlar emrimizi dinlememekle Bize değil, asıl kendilerine zulmediyorlar, kendilerine yazık ediyorlardı.*

Süleyman Ateş

Biz onları (Ya'kub'un oniki oğlundan gelen) oniki torun kabileye ayırdık. Kavmi kendisinden su isteyince, Musa'ya: "Asanla taşa vur!" diye vahyettik. Taştan oniki göze fışkırdı. Her kabile içeceği yeri bildi. (Ayrıca) üzerlerine bulutla gölge yaptık ve onlara kudret helvasıyle bıldırcın eti indirdik: "Size verdiğimiz güzel rızıklardan yeyin!" (dedik). Ama onlar (saptılar, haksızlık ettiler. Böylece onlar) bize zulmetmediler, fakat kendi kendilerine zulmediyorlardı.

Şaban Piriş

Onları on iki kabileye ayırmıştık. Musaya da kavmine su çıkarması için değneği ile taşa vurmasını ilham ettik. Oradan on iki kaynak fışkırdı. Her kabile su içeceği yeri öğrendi. Onları bulut ile gölgelendirdik. Onlara kudret helvası ve bıldırcın yedirdik. Biz onlara zulmetmedik, fakat onlar kendilerine zulmettiler.

Yaşar Nuri Öztürk

Biz onları, oniki torun kabileye ayırdık. Toplumu kendisinden su su istediğinde de Musa'ya, "asanı taşa vur" diye vahyettik. Taştan, oniki göze fışkırdı. Her oymak su içeceği yeri belledi. Onların üzerlerine bulutları gölgelik yaptık, kendilerine kudret helvası ve bıldırcın indirdik. "Yiyiniz size sunduğumuz rızıkların temizlerinden." Onlar bize zulmetmediler ama öz benliklerine zulmediyorlardı.

Edip-Layth-Martha

We separated them into twelve tribes as nations; and We inspired Moses when his people wanted to drink: "Strike the rock with your staff," thus twelve springs burst forth. Every group knew where from to drink. We shaded them with clouds and We sent down to them manna and quail: "Eat from the good things that We have provided for you." They did not wrong Us, but it was themselves that they wronged.

Muhammad Asad

And We divided them into twelve tribes, [or] communities. And when his people asked Moses for water, We inspired him, "Strike the rock with thy staff!" -whereupon twelve springs gushed forth from it, so that all the people knew whence to drink., And We caused the clouds to comfort them with their shade, and We sent down unto them manna and quails, [saying:] "Partake of the good things which We have provided for you as sustenance." And [by all their sinning] they did no harm unto Us-but [only] against their own selves did they sin.

Rashad Khalifa

We divided them into twelve tribal communities, and we inspired Moses when his people asked him for water: "Strike the rock with your staff," whereupon twelve springs gushed out therefrom. Thus, each community knew its water. And we shaded them with clouds, and sent down to them manna and quails: "Eat from the good things we provided for you." It is not us that they wronged; it is they who wronged their own souls.,

The Monotheist Group

And We separated them into twelve patriarch nations; and We inspired Moses when his people wanted to drink: "Strike the stone with your staff," thus twelve springs burst out of it. Each people then knew from where to drink. And We shaded them with clouds and We sent down to them manna and quail: "Eat from the good things that We have provided for you." They did not wrong Us, but it was their souls that they wronged.