Araf Sûresi171. Ayet

← Sure okumasına dön

Kelime Kelime (19 kelime)

#ArapçaKökOkunuşTürkçeİngilizce
1وإذve iƶhaniAnd when
2نتقنان ت قNTGneteḳnākaldırmıştıkWe raised
3الجبلج ب لCBLl-cebeledağıthe mountain
4فوقهمف و قFVGfevḳahumüzerlerineabove them
5كأنهkeennehusanki gibias if it was
6ظلةظ ل لƵLLZulletunbir gölgea canopy
7وظنواظ ن نƵNNve Zennūve sanmışlardıand they thought
8أنهennehuonlar şüphesizthat it
9واقعو ق عVGAvāḳiǔnüstlerine düşecek(would) fall
10بهمbihimonlarınupon them,
11خذواا خ ذ EḢZ̃ḣuƶūtutun"(We said), ""Take"
12ماşeyi (Kitabı)what
13آتيناكما ت يETYāteynākumsize verdiğimWe have given you
14بقوةق و يGVYbiḳuvvetinkuvvetlewith strength
15واذكرواذ ك رZ̃KRveƶkurūve hatırlayınand remember
16ماolanıwhat
17فيهfīhiiçinde(is) in it
18لعلكمleǎllekumbelkiso that you may
19تتقونو ق يVGYtetteḳūnekorunursunuz"fear Allah."""

Mealler

Arapça (Harekesiz)

واذ نتقنا الجبل فوقهم كانه ظلة وظنوا انه واقع بهم خذوا ما ءاتينكم بقوة واذكروا ما فيه لعلكم تتقون

Arapça (Harekeli)

وَإِذْ نَتَقْنَا الْجَبَلَ فَوْقَهُمْ كَأَنَّهُ ظُلَّةٌ وَظَنُّوا أَنَّهُ وَاقِعٌ بِهِمْ خُذُوا مَا آتَيْنَاكُم بِقُوَّةٍ وَاذْكُرُوا مَا فِيهِ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ

Transliterasyon

Ve iz netaknel cebele fevkahum ke ennehu zulletun ve zannû ennehu vâkıun bihim, huzû mâ âteynâkum bi kuvvetin vezkurû mâ fîhi leallekum tettekûn|e|.

Transliteration (Eng.)

Wa-i<span class="u">th</span> nataqn<span class="u">a</span> aljabalafawqahum kaannahu <span class="i"><span class="u">th</span></span>ullatun wa<span class="i"><span class="u">th</span></span>annooannahu w<span class="u">a</span>qiAAun bihim khu<span class="u">th</span>oo m<span class="u">a</span> <span class="u">a</span>tayn<span class="u">a</span>kumbiquwwatin wa<span class="b">o</span><span class="u">th</span>kuroo m<span class="u">a</span> feehi laAAallakumtattaqoon<span class="b">a</span>

Abdulbaki Gölpınarlı

Hani biz, dağı âdetâ bir gölgelik gibi çekmiş, üstlerine doğru yüceltmiştik de nerdeyse üstlerine düşecek sanmışlardı. Size verdiğimiz kitabı kuvvetle, azimle tutun, içinde ne varsa hatırlayıp ona göre hareket edin de sakınanlardan olun demiştik.

Ali Bulaç

Bir zamanlar dağı, sanki bir gölgelikmiş gibi üstlerine geçirmiştik. Onlar ise neredeyse tepelerine düşecek sanmışlardı. (Onlara demiştik ki:) "Size verdiklerimize sımsıkı sarılın ve onda olanı düşünün, ki sakınasınız."

Bayraktar Bayraklı

Bir zamanlar, dağı İsrailoğulları'nın tepesine bir gölgelik gibi çekmiştik de onu üstlerine düşüyor sanmışlardı. “Size verdiğimiz kitabı kuvvetle tutunuz ve içindekini hatırınızdan çıkarmayınız ki korunabilesiniz” dedik.

Diyanet İşleri

Bir zamanlar dağı İsrailoğullarının üzerine gölge gibi kaldırdık da üstlerine düşecek sandılar. "Size verdiğimi (Kitab'ı) kuvvetle tutun ve içinde olanı hatırlayın ki korunasınız" dedik.

Edip Yüksel

Dağı bir şemsiye gibi üzerlerinde sarsmıştık. Öyle ki tepelerine düşeceğini sanmışlardı: "Size verdiğime sımsıkı sarılın. Kurtulabilmeniz için içeriği üzerinde düşünün."

Elmalılı Hamdi Yazır

Hani bir zamanlar biz o dağı gölgelik gibi tepelerine çekmiştik de üzerlerine düşüyor zannettikleri bir sırada demiştik ki; "size verdiğimiz kitabı kuvvetle tutun ve içindekini hatırınızdan çıkarmayın, umulur ki korunursunuz."

Erhan Aktaş

Hani! Biz, dağı gölgelik gibi üzerlerine kaldırmıştık da onlar da üzerlerine düşecek sanmışlardı. “Size verdiğimize sımsıkı sarılın, içindeki öğüdü tutun ki takva sahibi olabilesiniz.”

Hakkı Yılmaz

Hani bir zamanlar, o dağ gölgelik/şemsiye gibi iken, onlar da, dağ üzerlerine yıkılacak diye inanmışlarken Biz, onların Üst'ünü/en seçkinlerini o dağa çekmiştik/ yükseltmiştik:* “Allah'ın koruması altında olmanız için size verdiğimizi kuvvetle tutun ve içindekini hatırınızdan çıkarmayın!”

Muhammed Esed

Ve Sina Dağı'nı, adeta bir gölge gibi İsrailoğulları'nın tepesinde salladığımız ve onların da dağın üzerlerine yıkılacağını düşündükleri zaman (onlara dememiş miydik:) "Size bahşettiğimiz kitaba sıkıca sarılın ve onun içindekileri aklınızda iyi tutun, ki Allah'a karşı sorumluluk bilincine erişesiniz"?

Mustafa İslamoğlu

Ve Biz (Sina) Dağı'nı bir gölgelik gibi tepelerine dikip, onların dağın üzerlerine yıkılacağını zannettikleri o zaman da (demiştik): "Size bahşettiğimiz vahye sımsıkı sarılın ve onun ilkelerini aklınızdan çıkarmayın ki, sorumluluğunuzu yerine getirmiş olasınız!"

Suat Yıldırım

Hem bir vakit biz o dağı bir gölgelik gibi İsrailoğullarının başlarının üstüne kaldırmıştık da onlar, dağın üzerlerine düşeceğini sanmışlardı. O zaman demiştik ki: Size verdiğimiz bu kitab'a ciddiyetle sarılın ve içindeki gerçekleri düşünüp hiç hatırınızdan çıkarmayın ki Allah'ı sayıp kötülüklerden sakınasınız.

Süleyman Ateş

Bir zaman da üzerlerine dağı, bir gölge gibi kaldırmıştık, üstlerine düşecek sanmışlardı: "Size verdiğim(Kitap)ı kuvvetle tutun ve içinde olanı hatırlay(ıp yap)ın ki (azabımızdan) korunasınız!" (demiştik).

Şaban Piriş

Dağı onların üzerine kaldırmıştık. Sanki o gölgelik gibiydi. Öyle ki başlarına düşeceğini zannettiler. Size verdiğimize kuvvetle sarılın. Onun içinde olanları aklınızda tutun ki korunabilesiniz!

Yaşar Nuri Öztürk

Bir zaman, dağı tepelerine gölgelik gibi çekmiştik de onu üstlerine düşüyor sanmışlardı. "Size verdiğimizi kuvvetle tutun ve içindekini hatırınızdan çıkarmayın ki korunabilesiniz."

Edip-Layth-Martha

When We raised the mountain above them as if it were a cloud, and they thought it would fall on them: "Take what We have given you with strength and remember what is in it that you may be aware."

Muhammad Asad

And [did We not say,] when We caused Mount Sinai to quake above the children of Israel* as though it were a [mere] shadow, and they thought that it would fall upon them, "Hold fast with [all your] strength unto what We have vouchsafed you, and bear in mind all that is therein, so that you might remain conscious of God"?*

Rashad Khalifa

We raised the mountain above them like an umbrella, and they thought it was going to fall on them: "You shall uphold what we have given you, strongly, and remember the contents thereof, that you may be saved.",

The Monotheist Group

And We raised the mountain above them as if it were a cloud, and they thought it would fall on them: "Take what We have given you with strength and remember what is in it that you may be righteous."