Muddessir Sûresi31. Ayet
← Sure okumasına dönKelime Kelime (57 kelime)
| # | Arapça | Kök | Okunuş | Türkçe | İngilizce |
|---|---|---|---|---|---|
| 1 | وما | — | ve mā | ve | And not |
| 2 | جعلنا | ج ع لCAL | ceǎlnā | biz yapmadık | We have made |
| 3 | أصحاب | ص ح بṦḪB | eSHābe | muhafızları | keepers |
| 4 | النار | ن و رNVR | n-nāri | cehennemin | (of) the Fire |
| 5 | إلا | — | illā | başkasını | except |
| 6 | ملائكة | م ل كMLK | melāiketen | meleklerden | Angels. |
| 7 | وما | — | ve mā | ve | And not |
| 8 | جعلنا | ج ع لCAL | ceǎlnā | yapmadık | We have made |
| 9 | عدتهم | ع د دAD̃D̃ | ǐddetehum | onların sayısını | their number |
| 10 | إلا | — | illā | başka bir şey | except |
| 11 | فتنة | ف ت نFTN | fitneten | bir sınavdan | (as) a trial |
| 12 | للذين | — | lilleƶīne | için | for those who |
| 13 | كفروا | ك ف رKFR | keferū | inkar edenler | disbelieve - |
| 14 | ليستيقن | ي ق نYGN | liyesteyḳine | iyice inansın diye | that may be certain |
| 15 | الذين | — | elleƶīne | olanlar | those who |
| 16 | أوتوا | ا ت يETY | ūtū | kendilerine verilmiş | were given |
| 17 | الكتاب | ك ت بKTB | l-kitābe | Kitap | the Scripture |
| 18 | ويزداد | ز ي دZYD̃ | ve yezdāde | ve artsın diye | and may increase |
| 19 | الذين | — | elleƶīne | those who | |
| 20 | آمنوا | ا م نEMN | āmenū | inananların | believe |
| 21 | إيمانا | ا م نEMN | īmānen | imanı | (in) faith, |
| 22 | ولا | — | ve lā | ve | and not |
| 23 | يرتاب | ر ي بRYB | yertābe | kuşkulanmasınlar | may doubt |
| 24 | الذين | — | elleƶīne | olanlar | those who |
| 25 | أوتوا | ا ت يETY | ūtū | verilmiş | were given |
| 26 | الكتاب | ك ت بKTB | l-kitābe | Kitap | the Scripture |
| 27 | والمؤمنون | ا م نEMN | velmu'minūne | ve inananlar | and the believers, |
| 28 | وليقول | ق و لGVL | veliyeḳūle | ve desinler diye | and that may say |
| 29 | الذين | — | elleƶīne | kimseler | those |
| 30 | في | — | fī | bulunan | in |
| 31 | قلوبهم | ق ل بGLB | ḳulūbihim | kalblerinde | their hearts |
| 32 | مرض | م ر ضMRŽ | meraDun | hastalık | (is) a disease |
| 33 | والكافرون | ك ف رKFR | velkāfirūne | ve kafirler | and the disbelievers |
| 34 | ماذا | — | māƶā | ne? | """What" |
| 35 | أراد | ر و دRVD̃ | erāde | demek istedi | (does) intend |
| 36 | الله | — | llahu | Allah | Allah |
| 37 | بهذا | — | bihāƶā | bu | by this |
| 38 | مثلا | م ث لMS̃L | meṧelen | misalle | "example?""" |
| 39 | كذلك | — | keƶālike | böylece | Thus |
| 40 | يضل | ض ل لŽLL | yuDillu | şaşırtır | does let go astray |
| 41 | الله | — | llahu | Allah | Allah |
| 42 | من | — | men | kimseyi | whom |
| 43 | يشاء | ش ي اŞYE | yeşā'u | dilediği | He wills |
| 44 | ويهدي | ه د يHD̃Y | ve yehdī | ve doğru yola iletir | and guides |
| 45 | من | — | men | kimseyi | whom |
| 46 | يشاء | ش ي اŞYE | yeşā'u | dilediği | He wills. |
| 47 | وما | — | ve mā | ve | And none |
| 48 | يعلم | ع ل مALM | yeǎ'lemu | bilmez | knows |
| 49 | جنود | ج ن دCND̃ | cunūde | ordularını | (the) hosts |
| 50 | ربك | ر ب بRBB | rabbike | Rabbinin | (of) your Lord |
| 51 | إلا | — | illā | başkası | except |
| 52 | هو | — | huve | O'ndan | Him. |
| 53 | وما | — | ve mā | ve değildir | And not |
| 54 | هي | — | hiye | bu | it |
| 55 | إلا | — | illā | başka bir şey | (is) but |
| 56 | ذكرى | ذ ك رZ̃KR | ƶikrā | bir uyarı(dan) | a reminder |
| 57 | للبشر | ب ش رBŞR | lilbeşeri | insanlara | to (the) human beings. |
Mealler
Arapça (Harekesiz)
وما جعلنا اصحب النار الا ملئكة وما جعلنا عدتهم الا فتنة للذين كفروا ليستيقن الذين اوتوا الكتب ويزداد الذين ءامنوا ايمنا ولا يرتاب الذين اوتوا الكتب والمومنون وليقول الذين فى قلوبهم مرض والكفرون ماذا اراد الله بهذا مثلا كذلك يضل الله من يشاء ويهدى من يشاء وما يعلم جنود ربك الا هو وما هى الا ذكرى للبشر
Arapça (Harekeli)
وَمَا جَعَلْنَا أَصْحَابَ النَّارِ إِلَّا مَلَائِكَةً وَمَا جَعَلْنَا عِدَّتَهُمْ إِلَّا فِتْنَةً لِّلَّذِينَ كَفَرُوا لِيَسْتَيْقِنَ الَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ وَيَزْدَادَ الَّذِينَ آمَنُوا إِيمَانًا وَلَا يَرْتَابَ الَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ وَالْمُؤْمِنُونَ وَلِيَقُولَ الَّذِينَ فِي قُلُوبِهِم مَّرَضٌ وَالْكَافِرُونَ مَاذَا أَرَادَ اللَّهُ بِهَذَا مَثَلًا كَذَلِكَ يُضِلُّ اللَّهُ مَن يَشَاءُ وَيَهْدِي مَن يَشَاءُ وَمَا يَعْلَمُ جُنُودَ رَبِّكَ إِلَّا هُوَ وَمَا هِيَ إِلَّا ذِكْرَى لِلْبَشَرِ
Transliterasyon
Ve mâ cealnâ ashâben nâri illâ melâiketen ve mâ cealnâ ıddetehum illâ fitneten lillezîne keferû li yesteykınellezîne ûtûl kitâbe ve yezdâdellezîne âmenû îmânen ve lâ yertâbellezîne ûtûl kitâbe vel mu’minûne, ve li yekûlellezîne fî kulûbihim maradun vel kâfirûne mâzâ erâdallâhu bi hâzâ meselâ(meselen), kezâlike yudıllullâhu men yeşâu ve yehdî men yeşâ|u|, ve mâ ya’lemu cunûde rabbike illâ hû(huve), ve mâ hiye illâ zikrâ lil beşer|i|.
Transliteration (Eng.)
Wam<span class="u">a</span> jaAAaln<span class="u">a</span> a<span class="u">s</span>-<span class="u">ha</span>baa<span class="b">l</span>nn<span class="u">a</span>ri ill<span class="u">a</span> mal<span class="u">a</span>-ikatan wam<span class="u">a</span>jaAAaln<span class="u">a</span> AAiddatahum ill<span class="u">a</span> fitnatan lilla<span class="u">th</span>eenakafaroo liyastayqina alla<span class="u">th</span>eena ootoo alkit<span class="u">a</span>bawayazd<span class="u">a</span>da alla<span class="u">th</span>eena <span class="u">a</span>manoo eem<span class="u">a</span>nanwal<span class="u">a</span> yart<span class="u">a</span>ba alla<span class="u">th</span>eena ootoo alkit<span class="u">a</span>bawa<span class="b">a</span>lmu/minoona waliyaqoola alla<span class="u">th</span>eena feequloobihim mara<span class="u">d</span>un wa<span class="b">a</span>lk<span class="u">a</span>firoona m<span class="u">atha</span>ar<span class="u">a</span>da All<span class="u">a</span>hu bih<span class="u">atha</span> mathalan ka<span class="u">tha</span>likayu<span class="u">d</span>illu All<span class="u">a</span>hu man yash<span class="u">a</span>o wayahdee man yash<span class="u">a</span>owam<span class="u">a</span> yaAAlamu junooda rabbika ill<span class="u">a</span> huwa wam<span class="u">a</span>hiya ill<span class="u">a</span> <span class="u">th</span>ikr<span class="u">a</span> lilbashar<span class="b">i</span>
Abdulbaki Gölpınarlı
Ve biz, cehennem memûrlarını, meleklerden tâyin ettik ve kendilerine kitap verilenlerin iyiden iyiye anlayıp inanmaları için ve inananların inancını arttırsın ve kendilerine kitap verilenlerle inananlar, şüpheye düşmesinler ve gönüllerinde hastalık olanlar ve kâfirlerse, Allah bununla, bu örnekle neyi kastediyor ki desinler diye sayılarını on dokuz olarak taktîr ettik. İşte böylece Allah, bildiğini saptırır ve dilediğini doğru yola sokar ve Rabbinin ordusu ne kadardır, ancak Allah bilir ve bu, insanlara bir öğüttür ancak.
Ali Bulaç
Biz o ateşin koruyucularını meleklerden başkasını kılmadık. Ve onların sayısını inkar edenler için yalnızca bir fitne (konusu) yaptık ki, kendilerine kitap verilenler, kesin bir bilgiyle inansın, iman edenlerin de imanları artsın; kendilerine kitap verilenler ve iman edenler (böylece) kuşkuya kapılmasın. Kalplerinde bir hastalık olanlar ile kafirler de şöyle desin: "Allah, bu örnekle neyi anlatmak istedi?" İşte Allah, dilediğini böyle şaşırtıp-saptırır, dilediğini böyle hidayete erdirir. Rabbinin ordularını Kendisi'nden başka (hiç kimse) bilmez. Bu ise, beşer (insan) için yalnızca bir öğüttür.
Bayraktar Bayraklı
Biz cehennemin bekçilerini sırf melekler kıldık. Sayılarını da, inkâr edenlere bir imtihan yaptık ki, kendilerine kitap verilenler Kur'ân vahyinin doğruluğundan emin olsunlar; inananların imanı artsın; kitap verilenler ve inananlar şüphe etmesinler; kalplerinde inanç sorunu olanlar ve inkâr edenler de, “Allah bu örnekle ne demek istedi?” desinler. Allah dileyeni böyle saptırır, dileyeni de doğru yola ulaştırır. Rabbinin ordularını kendisinden başka kimse bilemez. Bunlar insana sadece bir öğüttür.
Diyanet İşleri
Biz cehennemin işlerine bakmakla ancak melekleri görevlendirmişizdir. Onların sayısını da inkarcılar için sadece bir imtihan (vesilesi) yaptık ki, böylelikle, kendilerine kitap verilenler iyiden iyiye öğrensin, iman edenlerin imanını arttırsın; hem kendilerine kitap verilenler hem müminler şüpheye düşmesinler, kalplerinde hastalık bulunanlar ve kâfirler de: "Allah bu misalle ne demek istemiştir ki?" desinler. İşte Allah böylece, dilediğini sapıklıkta bırakır, dilediğini doğru yola eriştirir. Rabbinin ordularını, kendisinden başkası bilmez. Bu ise, insanlık için ancak bir öğüttür.
Edip Yüksel
Biz ateşe bekçi olarak sadece melekleri atadık. Onların sayısını (ondokuz'u) da, (1) inkârcılar için bir fitne (sınav/huzursuzluk kaynağı) yaptık, (2) kitap verilmiş olanları ikna etsin, (3) gerçeği onaylayanların onayını güçlendirsin, (4) kitap verilmiş olanlarla gerçeği onaylayanların kuşkularını ortadan kaldırsın ve (5) kalplerinde hastalık olanlarla inkârcılar da, "ALLAH bu örnekle ne demek istiyor?" desinler. Böylece ALLAH dilediğini/dileyeni saptırır ve dilediğini/dileyeni de doğruya iletir. Rabbinin ordularını kendisinden başkası bilmez. Bu (sayı) halklara bir mesajdır.
Elmalılı Hamdi Yazır
Biz o ateşin muhafızlarını hep melekler yaptık. Bunların sayılarını da ancak kâfirler için bir imtihan kıldık ki, kendilerine kitap verilenler kesin bilgi edinsinler, iman edenlerin de imanı artsın. Kendilerine kitap verilenler ve müminler şüpheye düşmesinler. Kalplerinde hastalık bulunanlarla kâfirler de: "Allah bu misalle ne demek istedi?" desinler. İşte böyle, Allah dilediğini şaşırtır, dilediğini de yola getirir. Rabbinin ordularını ancak Rabbin bilir. Bu, insanlar için uyarıdan başka bir şey değildir.
Erhan Aktaş
Cehennem ashabını* meleklerden* başkasını yapmadık. Onların sayılarını, gerçeği yalanlayan nankörler için bir fitneden* başka bir şey yapmadık. Kendilerine kitap verilenler; gerçeği apaçık bilsinler, iman edenlerin imanları artsın. Kendilerine kitap verilmiş iman sahipleri kuşkuya düşmesinler. Kalplerinde hastalık olanlarla*, gerçeği yalanlayan nankörler de desinler ki: “Allah, bu örnekle ne demek istiyor şimdi?” İşte böyle, Allah, dilediğini dalalette bırakır, dilediğine doğru yolu gösterir.* Rabb’inin ordularını*, kendisinden başkası bilmez. Bu, beşer için zikirden* başka bir şey değildir.
Hakkı Yılmaz
Biz, cehennem yârânını da hep melekler yaptık. Sayılarını da, kendilerine Kitap verilen kimseler iyice ve apaçık bilsinler, iman etmiş olan kişilerin imanı artsın, kendilerine Kitap verilmiş olan kimseler ve iman sahipleri kuşkuya düşmesin diye ve de kalplerinde hastalık olan; zihniyeti bozuk kimseler ve kâfirler; Allah'ın ilâhlığını ve rabliğini bilerek reddedetmiş kimseler, “Allah bununla neyi kastetti?” desinler diye, kâfirler; Allah'ın ilâhlığını ve rabliğini bilerek reddeden kimseler için bir sınamadan başka şey yapmadık. İşte böyle. Allah dilediğini/dileyeni saptırır, dilediğini/dileyeni de kılavuzlar. Rabbinin ordularını da ancak Kendisi bilir. Bu, beşer için bir öğüt verici ve düşündürücüden başka şey değildir.*
Muhammed Esed
Çünkü yalnızca melekî güçleri (cehennem) ateşinin gözcüleri kıldık; ve onların sayısını hakikati inkara şartlanmış olanlar için bir sınama (aracı) yaptık; ki böylece daha önce vahye muhatab olanlar (bu ilahî kelâmın doğruluğuna) kanî olsunlar; ve (ona) iman etmiş olanların imanları daha da güçlensin; ve geçmiş vahiylere muhatab olanlar ile (bu vahye) iman edenler bütün şüphelerden kurtulsunlar; ve kalplerinde hastalık olanlar ile hakikati tamamen reddedenler: "(Sizin) Allah(ınız) bu temsîl ile ne demek istiyor?" diye sorsunlar. Böylece Allah, (yoldan çıkmak) isteyeni saptırır, (doğruya ulaşmak) isteyeni ise doğru yola ulaştırır. Ve Rabbinin güçlerini Kendisinden başka kimse bilemez: bütün bunlar ölümlü insan için yalnızca bir uyarıdır.
Mustafa İslamoğlu
Zira yalnızca melaikeyi ateşin muhafızları kıldık; ve onların sayısını inkarda ısrar edenler için bir sınav yaptık; ki böylece önceki vahyin mensupları gönülden ikna olsun ve (ona) iman edenlerin imanları artsın; hem önceki vahyin mensupları hem de (bu vahye) iman edenler bütün kuşkulardan arınsın; ve kalplerinde hastalık olanlar ve inkara gömülenler ise, "Allah bu temsil ile ne yapmayı diledi?" diye sorsun!İşte böylece Allah (sapmayı) dileyeni saptırır, (hidayeti) dileyeni ise doğru yola yöneltir. Ve Rabbinin ordularını(n sayısını) Zatından başka kimse bilemez. Nihayet bunlar, ölümlü insan için bir uyarı ve öğütten ibarettir.
Suat Yıldırım
Biz cehennem görevlilerini sadece melaikelerden kıldık. Onların sayısını da kâfirler için imtihan ve sıkıntı sebebi yaptık ki Ehl-i kitaptan olanlar Peygambere imanda yakîn sahibi olup, daha kesin inansınlar. mü'minlerin imanlarındaki yakinleri artsın. Ehl-i kitap ve müminler tereddüde düşmesinler. Kalplerinde hastalık olan münafıklar ile kâfirler de neticede: “Allah, bu misal ile ne anlatmak istemiş olabilir? ” desinler. Böylece Allah dilediğini şaşırtır, dilediğini doğru yola iletir. Rabbinin ordularını Kendisinden başka kimse bilemez. Bu, (yani cehennem veya ondan bahseden âyetler) beşere bir öğüt ve uyarıdan başka bir şey değildir. [2, 26]*
Süleyman Ateş
Biz cehennemin muhafızlarını hep melekler yaptık. Onların sayısını da inkar edenler için bir sınav yaptık ki, kendilerine Kitap verilmiş olanlar iyice inansın, inananların da imanı artsın. Kitap verilmiş olanlar ve inananlar kuşkulanmasınlar. Kalblerinde hastalık bulunanlar ve kafirler de: "Allah bu misalle ne demek istedi?" desinler. Böylece Allah, dilediğini şaşırtır, dilediğni doğru yola iletir. Rabbinin ordularını ancak kendisi bilir. Bu, insanlara bir uyarıdır.*
Şaban Piriş
Ateş bekçilerini yalnızca meleklerden kıldık. Onların sayısını da ancak kafir olanları denemek, kitap ehlinin kesin bilgiye ulaşması ve iman edenlerin de imanını artırmak için verdik. Kitap ehli ve müminlerin şüphe etmemesi, kalplerinde hastalık olanların ve kafirlerin de:-Allah bu misalle ne demek istiyor? demesi için (verdik). Allah, dilediğini işte böyle sapıklıkta bırakır, dilediğine de yol gösterir. Rabbinin ordularını kendisinden başkası bilemez. Bu, insanlar için bir uyarıdan başka bir şey değildir.
Yaşar Nuri Öztürk
Biz, cehennem yaranını hep melekler yaptık. Ve biz onların sayılarını da küfre saplananlar için bir imtihandan başka şey yapmadık. Ta ki, kendilerine kitap verilenler iyice ve apaçık bilsinler. İman etmiş olanların imanı artsın. Kendilerine kitap verilmiş olanlarla iman sahipleri kuşkuya düşmesin. Kalplerinde hastalık olanlarla küfre sapmış bulunanlar da; "Allah bununla neyi örneklendirmek istiyor?" desinler. İşte böyle. Allah dilediğini saptırır, dilediğini doğruya ve güzele kılavuzlar. Rabbinin ordularını ancak O bilir. Bu, insan için bir öğüt verici ve düşündürücüden başka şey değildir.
Edip-Layth-Martha
We have made the guardians of the fire to be angels/controllers; and We did not make their number except as a test for those who have rejected, to convince those who were given the book, to strengthen the acknowledgment of those who have acknowledged, so that those who have been given the book and those who acknowledge do not have doubt, and so that those who have a sickness in their hearts and the ingrates would say, "What did God mean by this example?" Thus God misguides whoever/whomever He wishes, and He guides whoever/whomever He wishes. None knows your Lord's soldiers except Him. It is but a reminder for people.
Muhammad Asad
For We have caused none but angelic powers to lord over the fire [of hell];* and We have not caused their number to be aught but a trial for those who are bent on denying the truth* - to the end that they who have been granted revelation aforetime might be convinced [of the truth of this divine writ];* and that they who have attained to faith [in it] might grow yet more firm in their faith; and that [both] they who have been granted the earlier revelation and they who believe [in this one] might be freed of all doubt; and that they in whose hearts is disease* and the who deny the truth outright might ask, "What does [your] God mean by this parable?"* In this way God lets go astray him that wills [to go astray], and guides aright him that wills [to be guided].* And none can comprehend thy Sustainers forces save Him alone: and all this* is but a reminder to mortal man.
Rashad Khalifa
We appointed angels to be guardians of Hell, and we assigned their number (19) (1) to disturb the disbelievers, (2) to convince the Christians and Jews (that this is a divine scripture), (3) to strengthen the faith of the faithful, (4) to remove all traces of doubt from the hearts of Christians, Jews, as well as the believers, and (5) to expose those who harbor doubt in their hearts, and the disbelievers; they will say, "What did GOD mean by this allegory?" GOD thus sends astray whomever He wills, and guides whomever He wills. None knows the soldiers of your Lord except He. This is a reminder for the people.,
The Monotheist Group
And We have made the guardians of the Fire to be angels; and We did not make their number except as a test for those who have rejected, so that those who were given the Book would understand, and those who have faith would be increased in faith, and so that those who have been given the Book and the believers do not have doubt, and so that those who have a sickness in their hearts and the rejecters would say: "What did God mean with an example such as this?" It is such that God misguides whom He wishes, and He guides whom He wishes. And none know the soldiers of your Lord except He; and it is but a reminder for human beings.