Tevbe/Bara'e Sûresi118. Ayet
← Sure okumasına dönKelime Kelime (31 kelime)
| # | Arapça | Kök | Okunuş | Türkçe | İngilizce |
|---|---|---|---|---|---|
| 1 | وعلى | — | ve ǎlā | ve | And on |
| 2 | الثلاثة | ث ل ثS̃LS̃ | ṧ-ṧelāṧeti | üçünün (kişinin) | the three |
| 3 | الذين | — | elleƶīne | (of) those who | |
| 4 | خلفوا | خ ل فḢLF | ḣullifū | geri bırakılan | were left behind, |
| 5 | حتى | — | Hattā | hatta | until |
| 6 | إذا | — | iƶā | when | |
| 7 | ضاقت | ض ي قŽYG | Dāḳat | dar gelmişti | (was) straitened |
| 8 | عليهم | — | ǎleyhimu | başlarına | for them |
| 9 | الأرض | ا ر ضERŽ | l-erDu | dünya | the earth, |
| 10 | بما | — | bimā | rağmen | though |
| 11 | رحبت | ر ح بRḪB | raHubet | genişliğine | it was vast. |
| 12 | وضاقت | ض ي قŽYG | ve Dāḳat | ve sıkıldıkça sıkılmış | And (was) straitened |
| 13 | عليهم | — | ǎleyhim | onların | for them |
| 14 | أنفسهم | ن ف سNFS | enfusuhum | canları | their own souls |
| 15 | وظنوا | ظ ن نƵNN | ve Zennū | ve anlamışlardı | and they were certain |
| 16 | أن | — | en | that | |
| 17 | لا | — | lā | olmadığını | (there is) no |
| 18 | ملجأ | ل ج اLCE | melcee | bir çare | refuge |
| 19 | من | — | mine | -tan | from |
| 20 | الله | — | llahi | Allah- | Allah |
| 21 | إلا | — | illā | başka | except |
| 22 | إليه | — | ileyhi | yine kendisinden | to Him. |
| 23 | ثم | — | ṧumme | sonra | Then |
| 24 | تاب | ت و بTVB | tābe | tevbesini kabul buyurdu | He turned (in mercy) |
| 25 | عليهم | — | ǎleyhim | onların | to them |
| 26 | ليتوبوا | ت و بTVB | liyetūbū | tevbe etsinler | that they may repent. |
| 27 | إن | — | inne | çünkü | Indeed, |
| 28 | الله | — | llahe | Allah | Allah, |
| 29 | هو | — | huve | O | He |
| 30 | التواب | ت و بTVB | t-tevvābu | tevbeyi çok kabul eden | (is) the Acceptor of repentance, |
| 31 | الرحيم | ر ح مRḪM | r-raHīmu | çok esirgeyendir | the Most Merciful. |
Mealler
Arapça (Harekesiz)
وعلى الثلثة الذين خلفوا حتى اذا ضاقت عليهم الارض بما رحبت وضاقت عليهم انفسهم وظنوا ان لا ملجا من الله الا اليه ثم تاب عليهم ليتوبوا ان الله هو التواب الرحيم
Arapça (Harekeli)
وَعَلَى الثَّلَاثَةِ الَّذِينَ خُلِّفُوا حَتَّى إِذَا ضَاقَتْ عَلَيْهِمُ الْأَرْضُ بِمَا رَحُبَتْ وَضَاقَتْ عَلَيْهِمْ أَنفُسُهُمْ وَظَنُّوا أَن لَّا مَلْجَأَ مِنَ اللَّهِ إِلَّا إِلَيْهِ ثُمَّ تَابَ عَلَيْهِمْ لِيَتُوبُوا إِنَّ اللَّهَ هُوَ التَّوَّابُ الرَّحِيمُ
Transliterasyon
Ve ales selâsetillezîne hullifû, hattâ izâ dâkat aleyhimul ardu bimâ rehubet ve dâkat aleyhim enfusuhum ve zannû en lâ melcee minallâhi illâ ileyh|i|, summe tâbe aleyhim li yetûbû, innallâhe huvet tevvâbur rahîm|u|.
Transliteration (Eng.)
WaAAal<span class="u">a</span> a<span class="b">l</span>ththal<span class="u">a</span>thatialla<span class="u">th</span>eena khullifoo <span class="u">h</span>att<span class="u">a</span> i<span class="u">tha</span> <span class="u">da</span>qatAAalayhimu al-ar<span class="u">d</span>u bim<span class="u">a</span> ra<span class="u">h</span>ubat wa<span class="u">da</span>qatAAalayhim anfusuhum wa<span class="i"><span class="u">th</span></span>annoo an l<span class="u">a</span> maljaamina All<span class="u">a</span>hi ill<span class="u">a</span> ilayhi thumma t<span class="u">a</span>baAAalayhim liyatooboo inna All<span class="u">a</span>ha huwa a<span class="b">l</span>ttaww<span class="u">a</span>bua<span class="b">l</span>rra<span class="u">h</span>eem<span class="b">u</span>
Abdulbaki Gölpınarlı
Geri kalan üç kişiye, yeryüzü o kadar genişken daraldıkça daralmış, gönülleri sıkıldıkça sıkılmıştı da sonucu Allah'tan, gene ancak Allah'a kaçılabileceğini anlamışlardı. Sonra Allah, onları da tövbeye muvaffak etmişti. Şüphe yok ki Allah bir mabuttur ki odur tövbeleri kabul eden rahîm.
Ali Bulaç
(Savaştan) Geri bırakılan üç (kişiyi) de (bağışladı). Öyle ki, bütün genişliğine rağmen yeryüzü onlara dar gelmişti, nefisleri de kendilerine dar (sıkıntılı) gelmişti ve O'nun dışında (yine) Allah'tan başka bir sığınacak olmadığını iyice anladılar. Sonra tevbe etsinler diye onların tevbesini kabul etti. Şüphesiz Allah, (yalnızca) O, tevbeleri kabul edendir, esirgeyendir.
Bayraktar Bayraklı
Seferden geride bırakılan üç kişinin de tövbesini kabul etmiştir. Bütün genişliğine rağmen yeryüzü onlara dar gelmiş, vicdanları kendilerini sıkıştırmıştı. Allah'tan başka sığınacak kimse olmadığını anladılar. Sonra onlara yöneldi ki tövbe etsinler. Şüphesiz Allah, tövbeleri kabul eden ve rahmeti sınırsız olandır.
Diyanet İşleri
Ve (seferden) geri bırakılan üç kişinin de (tevbelerini kabul etti). Yeryüzü, genişliğine rağmen onlara dar gelmiş, vicdanları kendilerini sıktıkça sıkmıştı. Nihayet Allah'tan (O'nun azabından) yine Allah'a sığınmaktan başka çare olmadığını anlamışlardı. Sonra (eski hallerine) dönmeleri için Allah onların tevbesini kabul etti. Çünkü Allah tevbeyi çok kabul eden, pek esirgeyendir.
Edip Yüksel
Geride kalan o üç kişinin de... Yeryüzü, tüm genişliğine rağmen onlara dar gelmişti. Bunalmışlardı. Sonunda, ALLAH'tan kaçamayacaklarını anladılar. Bunun üzerine, yönelmeleri için O, onlara yöneldi. ALLAH yönelişleri Onaylayandır, Rahimdir.
Elmalılı Hamdi Yazır
Allah, haklarında hüküm beklenen o üç kişiyi de bağışladı. Çünkü o derece bunalmışlardı ki, yeryüzü bütün genişliğine rağmen onlara dar gelmeye başlamıştı, vicdanları da kendilerini sıkıntıya sokmuştu. Allah'dan kurtuluşun, ancak Allah'a sığınmakta olduğunu anlamışlardı. Sonra da Allah, onları tevbekâr olmaya muvaffak kıldı da tevbelerini kabul buyurdu. Şüphesiz ki Allah, tevbeleri çok çok kabul edendir, çok merhametli olandır.
Erhan Aktaş
Ve geri bırakılan üç kişinin tövbesini de kabul etti. Öyle ki, bütün genişliğine rağmen, yeryüzü onlara dar gelmişti. Canları sıkıldıkça sıkılmıştı. Ve Allah’tan başka sığınılacak kimse olmadığını anladılar. Sonra Allah, tövbeye yöneldikleri için*, tövbelerini kabul etti. Kuşkusuz Allah, Tövbeleri Kabul Eden’dir, Rahmeti Kesintisiz’dir.
Hakkı Yılmaz
Geri bırakılanlardan o üç kişinin de tevbelerini kabul etti. Öyle ki, yeryüzü bütün genişliğine rağmen onlara dar gelmeye başlamıştı, benlikleri de kendilerini sıkıntıya sokmuştu. Allah'tan kurtuluşun, ancak Allah'a sığınmakta olduğuna da iyice inanmışlardı. Sonra Allah, onlara dönmeleri için tevbe nasip etti de tevbelerini kabul etti. Şüphesiz ki Allah, tevbeleri çokça kabul eden, çok tevbe fırsatı verenin, çok merhametli olanın ta kendisidir.
Muhammed Esed
Ve (yine acıyıp-esirgeyerek, inananların içinden) bozguncu telkinlere kapılan o üç (grup insana) da teveccüh etti; o kadar ki, bütün genişliğine rağmen yeryüzü onlara (çok) dar gelmeye başladı ve içleri daraldı da Allah'tan başka sığınacak kimse olmadığını anladılar; ve bunun üzerine O da yine merhametle onlara yöneldi, ki pişmanlık duyup tevbe etsinler: çünkü, (kendisine yürekten yönelen, sığınan herkesi) acıması-esirgemesiyle kuşatıp tevbeleri kabul eden yalnızca Allah'tır.
Mustafa İslamoğlu
Yine geri kalan üç kişiye de (Allah, şefkat ve merhametiyle yöneldi). O kadar ki olanca genişliğine rağmen yeryüzü onlara dar gelmiş, dahası vicdanları da kendilerini sıkıştırmıştı; sonunda Allah'tan yine Allah'a kaçıp sığınmaktan başka çare olmadığını anladılar. Ardından O da onlara rahmetiyle yöneldi ki, onlar af dilemek için Kendisine dönsünler: İyi bilin ki Allah, evet yalnızca O'dur tevbeleri kabul eden, rahmetiyle muamele eden!
Suat Yıldırım
Allah, savaştan geri kalan ve haklarındaki hüküm ertelenen o üç kişinin de tövbelerini kabul buyurdu. Çünkü onlar öylesine bunaldılar ki dünya bütün genişliğine rağmen başlarına dar geldi. Vicdanları da kendilerini sıktıkça sıktı. Nihayet, Allah'ın cezasından, yine Allah'ın kapısından başka sığınacak hiçbir yer olmadığnı anladılar da, bundan sonra, önceki iyi hallerine dönsünler diye, Allah onları tövbeye muvaffak kıldı. Çünkü Allah tevvabdır, rahîmdir (tövbeleri çok kabul eder, tövbe edenleri sever ve pek merhametlidir).*
Süleyman Ateş
Ve (seferden) geri bırakılan o üç kişinin de tevbesini kabul buyurdu. Bütün genişliğiyle beraber dünya başlarına dar gelmiş ve canları sıkıldıkça sıklmış ve Allah'tan, yine kendisine sığınmaktan başka çare olmadığını anlamışlardı. Allah onların tevbesini kabul buyurdu ki tevbe etsinler. Çünkü Allah, tevbeyi çok kabul eden, çok esirgeyendir.
Şaban Piriş
Geri bırakılan üç (kişiyi) de... Bütün genişliğine rağmen yeryüzü kendilerine dar gelip, canları çıkacak gibi oldu. Allahtan başka bir sığınak olmadığını anladılar. Tevbe ettikleri için Allah, onların tevbesini kabul etti. Şüphesiz tevbeleri kabul eden ve merhamet eden Odur.
Yaşar Nuri Öztürk
Geride bıraklılan üç kişinin de tövbesini kabul etmiştir. Bütün genişliğine rağmen yeryüzü onlara dar gelmiş, öz benlikleri kendilerini sıkıştırmıştı; Allah'ın öfkesinden kurtulmak için yine Allah'a sığınmaktan başka çare olmadığını fark etmişlerdi. Sonra onlara tövbe nasip etti ki, eski hallerine dönsünler. Hiç kuşkusuz Allah, tövbeleri çok çok kabul eden, rahmeti sınırsız olandır.
Edip-Layth-Martha
Also upon the three who were left behind until the land, as vast as it is, became strained to them, and their very selves became strained; they thought there is no shelter from God except to Him. Then He pardoned them that they might repent. God is the Redeemer, the Compassionate.
Muhammad Asad
And [He turned in His mercy, too,] towards the three [groups of believers] who had fallen prey to corruption,* until in the end-after the earth, despite all its vastness, had become [too] narrow for them and their souls had become [utterly] constricted they came to know with certainty that there is no refuge from God other than [a return] unto Him; and thereupon He turned again unto them in His mercy, so that they might repent: for, verily, God alone is an acceptor of repentance, a dispenser of grace.*
Rashad Khalifa
Also (redeemed were) the three who stayed behind. The spacious earth became so straitened for them, that they almost gave up all hope for themselves. Finally, they realized that there was no escape from GOD, except to Him. He then redeemed them that they may repent. GOD is the Redeemer, Most Merciful.,
The Monotheist Group
And also the three who were left behind, until the land, as vast as it is, became strained to them, and their very souls became strained, and they thought there was no shelter from God except to Him. Then He pardoned them that they may repent. God is the Redeemer, the Merciful.