Rahman (ve) rahim (olan) Allah'ın adıyla.
Rahman, Rahim Allah'ın ismiyle
القلم 68 · 52 Ayet
Rahman (ve) rahim (olan) Allah'ın adıyla.
Rahman, Rahim Allah'ın ismiyle
Nun. Kaleme ve (kalem tutanların) yazdıklarına andolsun ki,
NuN(50), kaleme ve yazdıklarına andolsun.
Sen -Rabbinin nimeti sayesinde- mecnun değilsin.
Sen Rabbinin nimetiyle delirmiş değilsin.
Hiç şüphesiz senin için bitip tükenmeyen bir mükâfat vardır.
Senin için kesintisiz bir ödül vardır.
Ve sen elbette yüce bir ahlak üzeresin.
Kuşkusuz sen üstün ahlaki standartlar üzeresin.
(Sen de) göreceksin, onlar da görecekler,
Sen de göreceksin, onlar da görecekler;
Hanginizde delilik olduğunu yakında.
Hanginizin şaşkın olduğunu.
Doğrusu Rabbin, kendi yolundan sapan kişiyi en iyi bilendir, hidayete erenleri de en iyi bilen O'dur
Rabbin, kimin yolundan sapmış olduğunu da en iyi bilir, doğru yolda olanları da en iyi bilir.
O halde, (hakikati) yalan sayanlara boyun eğme!
Öyleyse yalanlayanlara uyma.
Onlar isterler ki, sen yumuşak davranasın da onlar da sana yumuşak davransınlar.
Kendilerinin ödün verip uzlaşabilmesi için senin de ödün verip uzlaşmanı istediler.
Şunların hiçbirine itaat etme: yemin edip duran, aşağılık,
Şunların hiçbirine uyma: yemin edip duran, aşağılık,
(Herkesi) kötüleyen, söz götürüp getiren,
İftiracı, söz götürüp getiren,
Hayra engel olan, mütecaviz ve saldırgan günahkâr,
İyiliğe ve yardıma engel olan, saldırgan, günahkar.
Kaba ve kötülükle damgalı,
İnsafsız ve sahtekâr.
Mal ve oğullar sahibi olmuş diye (böyle yolunu şaşırmış)
Mal ve çocuk sahibidir diye (onlara uyma).
Ona ayetlerimiz okunduğu zaman o, "Öncekilerin masalları!" der.
Ayetlerimiz kendisine okunduğu zaman, "Efsane" der.
Biz yakında onun burnuna damga vuracağız (kibirini kırıp rezil edeceğiz).
Onun burnunu işaretleyeceğiz.
Biz, vaktiyle "bahçe sahipleri" ne bela verdiğimiz gibi, onlara da bela verdik. Hani onlar (bahçe sahipleri), sabah olurken (kimse görmeden) onu (mahsullerini) devşireceklerine yemin etmişlerdi.
Onları sınadık; tıpkı bahçe sahiplerini sınadığımız gibi. Sabahleyin devşireceklerine yemin etmişlerdi.
Onlar istisna da etmiyorlardı.
Bundan hiçbir kuşkuları yoktu.
Fakat onlar daha uykudayken Rabbinin katından (gönderilen) kuşatıcı bir afet (ateş) bahçeyi sarıverdi de,
Onlar uykudayken Rabbin tarafından gönderilen bir ziyaretçi (fırtına) bahçelerini ziyaret etti.
Bahçe kapkara kesildi.
Ve bahçe meyvesiz kalmıştı.
Sabah olurken birbirlerine seslendiler.
Sabahleyin birbirlerine seslendiler:
"Madem devşireceksiniz, hadi erkenden mahsulünüzün başına gidin!" diye.
"Devşirecekseniz, haydi ekinlerinize erken varın."
Derken yürüyorlardı; fısıldaşıyorlardı.
Derken yola çıktılar, aralarında konuşuyorlardı.
"Sakın bugün hiçbir yoksul bahçeye girip yanınıza sokulmasın” diye.
"Sakın, bugün hiçbir yoksul oraya yanınıza girmesin."
(Evet yoksullara yardıma) güçleri yettiği halde, onları yardımdan mahrum etmek niyet ve azmi ile erkenden yola düştüler.
Sonuçtan emin bir halde erken vardılar.
Fakat bahçeyi gördüklerinde: Mutlaka yolumuzu şaşırmış olmalıyız! dediler.
Fakat bahçeyi görünce, "Biz yolu şaşırdık" dediler.
Yok yok, doğrusu biz mahrum bırakılmışız!
"Yok, doğrusu biz yoksun bırakıldık."
İçlerinden en makul olanı şöyle dedi: Ben size "Rabbinizi tesbih etsenize" dememiş miydim?
Ortancaları (erdemlileri), "Ben size demedim mi? Rabbinizi yüceltmeniz gerekmez miydi?" dedi.
Rabbimizi tesbih ederiz; doğrusu biz (kendi kendimize) yazık etmişiz, dediler.
Dediler ki, "Rabbimiz yücedir. Biz zalimler imişiz."
Ardından, kabahati birbirlerine yüklemeye başladılar.
Ve hemen birbirlerini suçlamaya başladılar.
(Nihayet) şöyle dediler: Yazıklar olsun bize! Gerçekten biz azgın kişilermişiz.
Dediler ki, "Yazıklar olsun bize. Azgınmışız."
Belki Rabbimiz bize bunun yerine daha iyisini verir. Çünkü biz (artık) Rabbimizi(O'nun hoşnutluğunu) arzuluyoruz.
"Belki Rabbimiz bize daha iyisini verir. Biz Rabbimize dönüyoruz."
İşte azap böyledir. Ahiret azabı ise elbette daha büyüktür. Keşke bilselerdi!
İşte azap böyledir. Ahiret azabı ise daha büyüktür. Bir bilselerdi.
Şu da muhakkak ki, takva sahipleri için Rableri katında nimetleri bol cennetler vardır.
Erdemliler, Rab'lerinden nimet bahçeleri haketmişlerdir.
Öyle ya, (Allah'a) teslimiyet gösterenleri, (o) günahkârlar gibi tutar mıyız hiç?
Müslümanlara suçlular gibi mi davranalım?
Size ne oluyor? Ne biçim hüküm veriyorsunuz?
Neyiniz var, ne biçim hüküm veriyorsunuz?
Yoksa size ait bir kitap var da, (bu batıl inanışları) onda mı okuyorsunuz?
Yoksa bir kitabınız var da onu mu okuyup duruyorsunuz?
Onda, beğendiğiniz her şey sizin için mutlaka vardır (diye mi yazılı)?
Ve içinde her dilediğinizi bulabiliyorsunuz?
Yoksa, "Ne hükmederseniz mutlaka sizindir" diye sizin lehinize olarak tarafımızdan verilmiş, kıyamet gününe kadar geçerli kesin sözler mi var?
Yoksa, dilediğiniz hükmü verebileceğinize dair Diriliş Gününe kadar sürecek bir güvence mi aldınız bizden?
Sor onlara: Bu iddiayı onların hangisi savunacak?
Sor onlara, "Bunu kim garanti etmektedir?"
Yoksa ortakları mı var onların? Sözlerinde doğru iseler, hadi getirsinler ortaklarını!
Yoksa onların ortakları mı var? Haydi ortaklarını getirsinler, eğer doğru kimseler iseler?
O gün incikten açılır ve secdeye davet edilirler; fakat güç getiremezler.
Gün gelecek, onların içyüzleri açığa çıkarılacak, secdeye çağrılacaklar; ancak buna güçleri yetmeyecektir.
Gözleri horluktan aşağı düşmüş bir halde kendilerini zillet bürür. Halbuki onlar, sapasağlam iken de secdeye davet ediliyorlardı (fakat yine secde etmiyorlardı).
Gözleri düşmüş bir durumda, onları aşağılanma kaplar. Oysa onlar sağlam iken secdeye çağrılmışlardı.
(Resulüm!) Sen bu sözü (Kur'an'ı) yalan sayanı bana bırak (kendini üzme). Biz onları, bilmedikleri bir yönden yavaş yavaş azaba yaklaştırıyoruz.
Bu hadisi (sözü) yalanlayanla Beni başbaşa bırak. Onları, bilmedikleri yerden yavaş yavaş yaklaştıracağız.
Onlara mühlet veriyorum. Doğrusu benim fendim çok sağlamdır!
Onlara mühlet veriyorum. Benim planım sağlamdır.
Yoksa sen onlardan bir ücret istiyorsun da bu yüzden onlar ağır bir borç altında mı kalıyorlar?
Yoksa sen onlardan bir ücret istiyorsun da onlar ağır bir borç altında mı kalıyorlar?
Yahut gaybın bilgisi onların nezdinde de, onlar mı (istedikleri gibi) yazıyorlar?
Yoksa geçmişin ve geleceğin bilgisi onların yanında da onlar mı kaydediyorlar?
Sen Rabbinin hükmünü sabırla bekle. Balık sahibi (Yunus) gibi olma. Hani o, dertli dertli Rabbine niyaz etmişti.
Rabbinin hükmünün gerçekleşmesi için sabret. Balığın arkadaşı (Yunus) gibi olma. Hani o, (balık tarafından) yutulmuş bir durumda iken seslenmişti.
Şayet Rabbinden ona bir nimet yetişmemiş olsaydı o, mutlaka, kınanacak bir halde ıssız bir diyara atılacaktı.
Rabbinden ona bir nimet ulaşmasaydı, kınanmış olarak çorak bir sahile atılacaktı.
Fakat ardından, Rabbi onu seçti (vahiy verdi) ve onu salihlerden kıldı.
Ancak Rabbi onu seçip erdemlilerden kıldı.
O inkâr edenler Zikr'i (Kur'an'ı) işittikleri zaman, neredeyse seni gözleriyle devirivereceklerdi. Hala da (kin ve hasetlerinden:) "Hiç şüphe yok o bir delidir" derler.
Mesajı işittikleri zaman, inkârcılar neredeyse seni gözleriyle yiyeceklerdi. "O, delidir!" diyorlardı.
Oysa o (Kur'an), âlemler için ancak bir öğüttür.
Halbuki o, tüm evrene bir mesajdır.