Rahman (ve) rahim (olan) Allah'ın adıyla.
Rahman, Rahim Allah'ın ismiyle
الذاريات 51 · 60 Ayet
Rahman (ve) rahim (olan) Allah'ın adıyla.
Rahman, Rahim Allah'ın ismiyle
Tozdurup savuranlara,
Savrulan atomlara,
Yükünü yüklenenlere,
Yük yüklenenlere,
Kolayca süzülenlere,
Kolayca akıp gidenlere,
İşleri ayıranlara andolsun ki,
Ve işi bölümlere ayıranlara andolsun ki
Size vadedilen, kesinlikle doğrudur.
Size söz verilen kuşkusuz bir gerçektir.
Ve ceza mutlaka vuku bulacaktır.
Yargılama kesinlikle gerçekleşecektir.
İçinde yörüngeleri olan göğe andolsun ki,
Yörüngelere sahip göğe andolsun ki
Siz çelişkili sözler söylüyorsunuz.
Siz ihtilaf içindesiniz.
Ondan (Kur'an'dan veya imandan) dönen döndürülür (engellenmez).
Çevrilen, ondan çevrilir.
Kahrolsun o koyu yalancılar!
Kahrolsun palavracılar,
Onlar koyu bir cehalet içerisinde kalmış gafillerdir.
Ki şaşkınlıkları içinde umursamıyorlar.
Ceza gününün ne zaman olduğunu sorarlar.
Yargı Gününün zamanını sorarlar.
O gün onlar ateşe sokulacaklardır.
O gün onlar ateşe sunulacaklardır.
Azabınızı tadın! Acele gelmesini beklediğiniz şey budur işte! (denir.)
Cezanızı tadın, meydan okumakta olduğunuz şey budur işte!
Şüphesiz ki Allah'a isyandan sakınanlar, cennetlerde ve pınar başlarında bulunacaklar.
Erdemliler bahçelerdedir, pınar başlarındadır.
Rablerinin kendilerine verdiğini alarak . Kuşkusuz onlar, bundan önce dünyada güzel davrananlardı.
Rab'lerinin kendilerine verdiğini alırlar. Çünkü onlar bundan önce güzel davranıyorlardı.
Geceleri pek az uyurlardı.
Geceleri az uyurlardı.
Seher vakitlerinde de istiğfar ederlerdi.
Seherlerde/gönülden bağışlanma dilerlerdi.
Mallarında, muhtaç ve yoksullar için bir hak vardı.
Paralarında, isteyenler ve yoksullar için bir pay vardı.
Kesin olarak inananlar için yeryüzünde ayetler vardır.
Kesin gerçeği onaylayanlar için yerde ayetler (işaret ve deliller) vardır.
Kendi nefislerinizde de öyle. Görmüyor musunuz?
Kendi içinizde de… Görmez misiniz?
Semada da rızkınız ve size vadedilen başka şeyler vardır.
Gökte rızkınız ve size söz verilenler vardır.
Göğün ve yerin Rabbine andolsun ki bu vaad, sizin konuşmanız gibi kesin ve gerçektir.
Göğün ve yerin Rabbine andolsun ki sizin konuşmanız nasıl bir gerçek ise, bu da öylece bir gerçektir.
İbrahim'in ağırlanan misafirlerinin haberi sana geldi mi? (Bunlar meleklerdi.)
İbrahim'in ağırlanan konuklarının haberini aldın mı?
Onlar İbrahim'in yanına girmişler, selam vermişlerdi. İbrahim de selamı almış, içinden, "Bunlar, yabancılar" demişti.
Onun huzuruna girmişlerdi ve "Selam (barış)" demişlerdi. O da, "Selam size, yabancılar!" demişti.
Hemen ailesinin yanına giderek semiz bir dana (kebabını) getirmiş,
Ailesine yöneldi ve sonra semiz bir buzağı ile geldi.
Onların önüne koyup "Yemez misiniz?" demişti.
Onu onların önüne sürüp, "Yemez misiniz?" dedi.
Derken onlardan korkmaya başladı. "Korkma" dediler ve ona bilgin bir oğlan çocuğu müjdelediler.
Onlardan bir korku duydu. Bunun üzerine onlar, "Korkma" dediler ve ona bilgin bir oğul müjdelediler.
Karısı çığlık atarak geldi. Elini yüzüne çarparak: "Ben kısır bir kocakarıyım!" dedi.
Karısı hayret içinde, (hayretten) yüzüne vurarak, "Kısır bir yaşlı kadın!" dedi.
Onlar: "Bu böyledir. Rabbin söylemiştir. O, hikmet sahibidir, bilendir" dediler.
Dediler ki, "Rabbin böyle söylemiştir. O Bilgedir, Bilendir."
(İbrahim:) O halde işiniz nedir, ey elçiler? dedi.
(İbrahim:) "Ey elçiler asıl göreviniz nedir?" dedi.
"Biz, dediler, suçlu bir kavme gönderildik."
Dediler ki, "Biz suçlu bir topluluğa gönderildik."
"Üzerlerine çamurdan taş yağdırmaya (geldik)."
"Üzerlerine balçıktan taşlar göndermek için…"
(Bu taşlar,) aşırı gidenler için Rabbinin katında işaretlenmiş (taşlardır).
"Rabbin tarafından taşkınlar için işaretlenmiş olarak."
Bunun üzerine orada bulunan müminleri çıkardık.
Sonra, orada gerçeği onaylayanlardan kim varsa çıkardık.
Zaten orada müslümanlardan, bir ev halkından başka kimse bulmadık.
Zaten orada bir evin dışında hiçbir Müslüman bulmadık.
Acı azaptan korkanlar için orada bir işaret bıraktık.
Acı azaptan korkacaklar için orada bir ders bıraktık.
Musa'da da (ibretler vardır). Onu apaçık bir delil ile Firavun'a göndermiştik.
Musa'da da (bir ders vardır). Onu Firavuna apaçık bir delil ile göndermiştik.
Firavun ordusuyla birlikte yüz çevirmiş: "O, bir büyücüdür veya bir delidir" demişti.
Erkanıyla birlikte yüz çevirdi ve "Ya bir büyücüdür, ya da bir deli" dedi.
Nihayet onu da ordularını da yakalayıp denize attık, bu sırada kendini kınayıp duruyordu.
Onu ve askerlerini yakalayıp denize attık. Bu sonucu haketmişti.
Ad kavminde de (ibretler vardır). Onlara kasıp kavuran rüzgarı göndermiştik.
Ad halkında da (bir ders vardır). Üzerlerine korkunç bir rüzgar gönderdik.
Üzerinden geçtiği şeyi canlı bırakmıyor, onu kül edip savuruyordu.
Rastgeldiği her şeyi toz toprağa çeviriyordu.
Semud kavminde de (ibretler vardır). Onlara: Bir süreye kadar faydalanın, denmişti.
Semud'da da (bir ders vardır). Onlara, "Belli bir süreye kadar keyfinize bakın" denmişti.
Rablerinin emrine karşı geldiler. Bu yüzden, bakıp dururlarken onları yıldırım çarpıverdi.
Rab'lerinin emrine karşı geldiler. Bunun üzerine bakınırlarken onları bir yıldırım çarptı.
Ayağa kalkacak güçleri kalmamış, yardım edenleri de olmamıştı.
Ne kalkabildiler, ne de yardım görebildiler.
Bunlardan önce de Nuh kavmini helak etmiştik. Çünkü onlar yoldan çıkmış bir toplum idiler.
Daha önce de Nuh halkını… Onlar yoldan çıkmış bir topluluktu.
Göğü kendi ellerimizle biz kurduk ve biz (onu) elbette genişleticiyiz.
Göğü gücümüzle biz kurduk ve onu biz genişletmekteyiz.
Yeri de döşedik. (Bak) ne güzel döşeyiciyiz!
Yeri biz döşedik; ne güzel döşeyiciyiz.
Her şeyden de çift çift yarattık ki, düşünüp öğüt alasınız.
Öğüt almanız için de her şeyi çiftler halinde yarattık.
O halde Allah'a koşun. Çünkü ben, size O'nun katından (gelmiş) açık bir uyarıcıyım.
Öyleyse ALLAH'a kaçınız. Ben, O'nun tarafından size gönderilmiş bir uyarıcıyım.
Allah ile beraber başka bir tanrı edinmeyin. Zira ben size O'nun tarafından (gelmiş) açık bir uyarıcıyım.
ALLAH ile birlikte başka tanrılar edinmeyin. Ben O'nun tarafından size gönderilmiş bir uyarıcıyım.
İşte böylece, onlardan öncekilere her hangi bir peygamber geldiğinde hemen: O, bir büyücüdür veya delidir, dediler.
İşte böyle, onlardan öncekilere her ne zaman bir elçi geldiyse, "Bu, bir büyücüdür" yahut "Bu bir delidir" derlerdi.
Bunu (nesilden nesile) birbirlerine vasiyet mi ettiler? Doğrusu onlar azgın bir topluluktur.
Bunu (söylemeyi) birbirlerine öğütlediler mi? Doğrusu, onlar sınırı aşan bir topluluktur.
Artık onlara aldırma. (Davete uymamalarından dolayı) sen kınanacak değilsin.
Onlardan yüz çevir; sen kınanacak değilsin.
Sen yine de öğüt ver. Çünkü öğüt müminlere fayda verir.
Hatırlat, çünkü hatırlatmak gerçeği onaylayanlara yarar sağlar.
Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.
Cinleri ve insanları ancak bana hizmet etmeleri için yarattım.
Ben onlardan rızık istemiyorum. Beni doyurmalarını da istemiyorum.
Onlardan ne bir rızık istiyorum, ne de beni beslemelerini.
Şüphesiz rızık veren, güç ve kuvvet sahibi olan ancak Allah'tır.
Kuşkusuz Rızık veren, Kuvvet sahibi ve Güçlü olan ancak ALLAH'tır.
Muhakkak ki bu zulmedenlerin de, geçmişlerinin payı gibi (azaptan) bir payları vardır! O halde acele etmesinler!
Elbette, bu zulmedenlerin de (geçmiş) yoldaşlarının payına benzer bir payları vardır.
Başlarına gelecek (acı) günlerinden dolayı vay o kafirlerin haline!
Kendilerine söz verilen günden dolayı vay haline şu inkârcıların!