Rahman (ve) rahim (olan) Allah'ın adıyla.
Rahman, Rahim Allah'ın ismiyle
الصافات 37 · 182 Ayet
Rahman (ve) rahim (olan) Allah'ın adıyla.
Rahman, Rahim Allah'ın ismiyle
Saf saf dizilenlere,
And olsun sıralar halinde dizenlere,
O haykırıp sürenlere,
İtekleyip sürenlere,
Ve o zikir okuyanlara,
Ve mesajı okuyanlara…
Yemin ederim ki, ilahınız birdir.
Ki sizin Tanrınız birdir.
O, hem göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbi, hem de doğuların Rabbidir.
Göklerin, yerin ve her ikisinin arasında bulunanların Rabbidir, doğuların Rabbidir.
Biz yakın göğü, bir süsle, yıldızlarla süsledik.
Biz en aşağıdaki göğü gezegenler ile süsleyip,
Ve (gökyüzünü) itaat dışına çıkan her şeytandan koruduk.
Her türlü inatçı sapkına karşı bir koruma yaptık.
Onlar, artık mele-i a'la'ya (yüce topluluğa) kulak veremezler. Her taraftan taşlanırlar.
Yüce topluluğu dinleyemezler; her yandan atılırlar.
Kovulup atılırlar. Ve onlar için sürekli bir azap vardır.
Kovulurlar; sürekli bir azabı haketmişlerdir.
Ancak (meleklerin konuşmalarından) bir söz kapan olursa, onu da delip geçen bir parlak ışık takip eder.
Bir söz kapan olursa, onu, delici bir ışın izler.
Şimdi sor onlara! Yaratma bakımından onlar mı daha zor, yoksa bizim yarattığımız (insanlar) mı? Şüphesiz biz kendilerini yapışkan bir çamurdan yarattık.
Sor onlara, "Yaratılış bakımından onlar mı daha çetin, yoksa bizim yarattıklarımız mı?" Onları yapışkan bir balçıktan yarattık.
Hayır, sen şaşıyorsun. Halbuki onlar alay ediyorlar.
Sen hayranlık duyarken onlar alay ediyorlar.
Kendilerine öğüt verildiği vakit öğüt almazlar.
Kendilerine hatırlatıldığında öğüt almıyorlar.
Bir mucize görseler alay ederler.
Bir delil gördüklerinde onu aşağılıyorlar.
Bu ancak açık bir büyüdür, derler.
Derler, "Bu, apaçık bir büyüden başka bir şey değildir."
"Gerçekten biz öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz zaman mı, diriltileceğiz?"
"Ölüp, toprak ve kemik olduktan sonra mı, biz mi diriltilecekmişiz?"
"İlk atalarımızda mı (diriltilecek)?"
"Hatta bizden önceki atalarımız da mı?"
De ki: Evet, hem de hor ve hakir olarak (diriltileceksiniz).
De ki: "Evet, hem de horlanarak."
O (diriltme) korkunç. bir sesten ibaret olacak, o anda hemen onların gözleri açılıp etrafa bakacaklar.
O, bir tek dokunmadır. O zaman (kalkıp) bakınırlar.
(Durumu gören kâfirler:) Eyvah bize! Bu ceza günüdür, derler.
"Vay halimize!" derler, "Bu Yargı Günüdür."
İşte bu; yalanlamış olduğunuz hüküm günüdür.
Bu, sizin yalanlamış olduğunuz karar günüdür.
(Allah, meleklerine emreder:) "Zalimleri, onların aynı yoldaki arkadaşlarını ve tapmış olduklarını toplayın".
Zalimleri toplayın. Eşlerini ve,
"Allah'tan başka . Onlara cehennemin yolunu gösterin".
ALLAH'tan başka hizmet ettiklerini… Onlara cehennemin yolunu gösterin.
"Onları tutuklayın, çünkü onlar sorguya çekilecekler!
Ve durdurun onları; sorguya çekileceklerdir.
Size ne oldu ki birbirinize yardım etmiyorsunuz?
"Neden birbirinize yardım etmiyorsunuz?"
Evet, onlar o gün zilletle boyun eğeceklerdir.
Hayır, o gün tümüyle teslim olmuşlardır.
(İşte bu duruma düştükleri vakit) onlardan bir kısmı, diğerlerine yönelir, birbirlerini sorumlu tutmaya çalışırlar.
Dönüp birbirlerini sorgularlar.
(Uyanlar, uydukları adamlara:) Siz bize sağdan gelirdiniz (sureti haktan görünürdünüz) derler.
"Siz bize sağ yanımızdan yaklaşıyordunuz" derler.
(Ötekiler de:) "Bilakis, derler, siz inanan kimseler değildiniz".
Derler ki, "Aslında siz onaylamış kimseler değildiniz."
"Bizim sizi zorlayacak bir gücümüz yoktu. Fakat siz kendiniz azgın bir toplum idiniz."
"Bizim sizin üzerinizde herhangi bir gücümüz yoktu. Aksine siz azmış bir topluluktunuz."
"Onun için Rabbimizin hükmü bize hak oldu. Biz (hak ettiğimiz cezayı) mutlaka tadacağız."
"Rabbimizin hakkımızdaki sözü gerçekleşti, artık tadacağız."
"Biz sizi azdırdık. Çünkü kendimiz de azmıştık."
"Biz azmıştık. Sizi de azdırdık."
Şüphesiz o gün onlar azapta ortaktırlar.
Böylece, o gün onlar azapta ortaktırlar.
İşte biz, suçlulara böyle yaparız.
Biz suçlulara böyle yaparız.
Çünkü onlara: Allah'tan başka tanrı yoktur, denildiği zaman kibirle direnirlerdi.
Kendilerine "La ilahe illa ALLAH" denildiğinde büyükleniyorlardı.
"Mecnun bir şair için biz tanrılarımızı bırakacak mıyız?" derlerdi.
"Tanrılarımızı deli bir şair için mi terk edeceğiz?" diyorlardı.
Hayır! O, gerçeği getirdi ve peygamberleri de doğruladı.
Doğrusu, o, gerçeği getirmiş ve elçileri doğrulamıştır.
Kuşkusuz siz acı azabı tadacaksınız.
Siz elbette acı azabı tadacaksınız.
Çekeceğiniz ceza yapmakta olduğunuzdan başka bir şeyin cezası değildir.
Sadece yapmış olduklarınızın karşılığını görüyorsunuz.
(Bu azaptan) Ancak Allah'ın halis kulları istisna edilecek.
Kendilerini sadece ALLAH'a adamış kulları hariç.
Bunlar için bilinen bir rızık vardır.
Onlar bilinen bir rızkı haketmişlerdir.
(Türlü türlü) meyveler vardır. Ve onlar ağırlanırlar.
Meyvelerle ağırlanacaklardır.
Naim cennetlerinde .
Nimet bahçelerinde.
Tahtlar üzerinde karşılıklı otururlar.
Karşılıklı koltuklar üzerinde.
Onlara pınardan (doldurulmuş) kadehler dolaştırılır.
Onlara pınarlardan doldurulmuş kadehler sunulur.
Berraktır, içenlere lezzet verir.
Durudur, içenlere zevk ve lezzet verir.
O içkide ne sersemletme vardır ne de onunla sarhoş olurlar.
Onda ne başağrısı ne de sarhoşluk vardır.
Yanlarında güzel bakışlarını yalnız onlara tahsis etmiş, iri gözlü eşler vardır.
Yanlarında da, gözlerinin içine bakan güzel eşler…
Onlar, gün yüzü görmemiş yumurta gibi bembeyazdır.
Korunmuş yumurtalar gibidirler.
İşte o zaman, birbirlerine dönerek (dünyadaki hallerini) soracaklar.
Birbirlerine dönüp soruşurlar.
İçlerinden biri: "Benim, bir arkadaşım vardı" der.
İçlerinden biri der ki, "Benim bir arkadaşım vardı."
Derdi ki: Sen de (dirilmeye) inananlardan mısın?
"Şöyle konuşurdu, ‘Sen de doğruluyor musun?' "
Biz ölüp kemik, sonra da toprak haline geldiğimiz zaman (diriltilip) cezalanacak mıyız?
" ‘Biz toprak ve kemik olduktan sonra mı, biz mi dirileceğiz?' "
(O zat, dünyada geçmiş olan hadiseyi bu şekilde anlattıktan sonra Allah Teala orada bulunanlara:) Siz işin gerçeğine vakıf mısınız? dedi.
(Yanındakilere,) "Bakar mısınız?" der.
( İşte o zaman konuşan baktı, arkadaşını cehennemin ortasında gördü.
Baktığında, onu cehennemin ortasında bulur.
"Yemin ederim ki, sen az daha beni de helak edecektin.
"ALLAH'a andolsun, az kalsın sen beni de mahvedecektin" der.
Rabbimin nimeti olmasaydı, şimdi ben de (cehenneme) getirilenlerden olurdum" dedi.
"Rabbimin nimeti olmasaydı, ben de şimdi seninle birlikte olurdum."
Birinci ölümümüz hariç, bir daha biz ölmeyecek miyiz?
"(Sana göre), biz öldüğümüzde"
Yalnız ilk ölümümüz, başka ölüm yok ve biz azaba da uğratılmayacağız ha?!"
"İlk ölüm hariç, cezalandırılmayacaktık hani?"
Şüphesiz bu, büyük kurtuluştur.
İşte büyük zafer budur.
Çalışanlar, böylesi bir kurtuluş için çalışsınlar.
Çalışanlar bunun için çalışmalı.
Şimdi ziyafet olarak, cennet ehli için anılan bu nimetler mi daha hayırlı, yoksa zakkum ağacı mı?.
Bu mu daha iyi bir duraktır, yoksa zakkum ağacı mı?
Biz onu (zakkumu) zalimler için bir fitne (imtihan) kıldık.
Biz onu zalimler için bir test kıldık.
Zira o, cehennemin dibinde bitip yetişen bir ağaçtır.
O, cehennemin dibinden çıkan bir ağaçtır.
Tomurcukları sanki şeytanların başları gibidir.
Tomurcukları sapkınların başı gibidir.
(Cehennemdekiler) ondan yerler ve karınlarını ondan doldururlar.
Onlar ondan yiyerek karınlarını doyuracaklar.
Sonra zakkum yemeğinin üzerine onlar için, kaynar su karıştırılmış bir içki vardır.
Bunun üstüne onlar için cehennemi bir kokteyl vardır.
Sonra kesinlikle onların dönüşü, çılgın ateşe olacaktır.
Sonra dönüşleri yine cehennemedir.
Kuşkusuz onlar atalarını dalalette buldular .
Onlar, atalarını sapık kimseler olarak bulmuşlardı.
Şimdi de kendileri onların peşlerinden koşturuyorlar.
Ve onların izlerini körükörüne izliyorlardı.
Andolsun ki, onlardan önce eski milletlerin çoğu dalalete düştü.
Kendilerinden önce de niceleri aynı şekilde sapmıştı.
Kuşkusuz, biz onlara uyarıcılar göndermiştik.
İçlerinden uyarıcılar göndermiştik.
Uyarılanların akıbetinin ne olduğuna bir bak!
Uyarılanların sonunun nasıl olduğuna bir bak.
Allah'ın ihlaslı kulları müstesna.
Kendilerini sadece ALLAH'a adayan kulları hariç.
Andolsun, Nuh bize yalvarıp yakardı. Biz de duayı ne güzel kabul ederiz!
Nuh bize seslenmişti de ne güzel karşılık vermiştik.
Kendisini ve ailesini büyük felaketten kurtardık.
Onu ve ailesini o büyük felaketten kurtarmıştık.
Biz yalnız Nuh'un soyunu kalıcı kıldık.
Onun soyunu ise yaşattık.
Sonradan gelenler içinde ona iyi bir nam bıraktık
Ve biz onu daha sonrakiler için bıraktık.
Bütün alemlerden Nuh'a selam olsun!
Tarih boyunca Nuh'a selam.
İşte biz iyileri böyle mükafatlandırırız.
Biz güzel davrananları işte böyle ödüllendiririz.
Zira o, bizim inanmış kullarımızdan idi.
O, bizim gerçeği onaylayan kullarımızdandı.
Nihayet ötekileri (inanmayanları) suda boğduk.
Sonra diğerlerini boğduk.
Şüphesiz İbrahim de onun (Nuh'un) milletinden idi.
İbrahim onun bir kolundan idi.
Çünkü Rabbine kalb-i selim ile geldi.
Rabbine tertemiz bir kalp ile gelmişti.
Hani o, babasına ve kavmine: Siz kime kulluk ediyorsunuz? demişti.
Babasına ve halkına, "Neye hizmet ediyorsunuz?" demişti.
"Allah'tan başka bir takım uydurma ilahlar mı istiyorsunuz?"
"ALLAH'ın dışında, uyduruk tanrılar mı istiyorsunuz?"
"O halde alemlerin Rabbi hakkındaki görüşünüz nedir?"
"Evrenlerin Rabbini ne zannediyorsunuz?"
Bunun üzerine İbrahim yıldızlara şöyle bir baktı.
Yıldızlara bir göz attı.
Ben hastayım, dedi.
"Bıktım, yoruldum artık" dedi.
Ona arkalarını dönüp gittiler.
Onlar da onu bırakıp gittiler.
Yavaşça putlarının yanına vardı. (Oraya konmuş yemekleri görünce:) Yemiyor musunuz?
Sonra, tanrılarına yöneldi ve "Yemez misiniz?" dedi.
Neden konuşmuyorsunuz? dedi.
"Neyiniz var, neden konuşmuyorsunuz?"
Bunun üzerine, yanlarına gelip sağ eliyle vurdu (kırıp geçirdi.)
Ve üzerlerine yürüyüp tüm gücüyle vurdu.
(Putperestler) koşarak İbrahim'e geldiler.
Hemen ona doğru koşuştular.
İbrahim: Yonttuğunuz şeylere mi ibadet edersiniz!
Dedi ki, "Yonttuğunuz şeylere mi hizmet ediyorsunuz?."
Oysa ki sizi ve yapmakta olduklarınızı Allah yarattı, dedi.
"ALLAH, sizi de ve yaptığınız şeyleri de yaratandır."
Onun için bir bina yapın ve derhal onu ateşe atın! dediler.
Dediler ki, "Onun için bir yapı kurun ve onu ateşe atın."
Böylece ona bir tuzak kurmayı istediler. Fakat biz onları alçaklardan kıldık.
Onun için bir plan düşündüler, fakat biz onları altettik.
(Oradan kurtulan İbrahim:) "Ben Rabbime gidiyorum. O bana doğru yolu gösterecek".
Dedi ki, "Ben Rabbime gidiyorum; O bana yol gösterir."
O : "Rabbim! Bana salihlerden olacak bir evlat ver", dedi.
"Rabbim, bana erdemli birini bağışla."
İşte o zaman biz onu uslu bir oğul ile müjdeledik.
Biz de ona yumuşak huylu bir erkek çocuk bağışladık.
Babasıyla beraber yürüyüp gezecek çağa erişince: Yavrucuğum! Rüyada seni boğazladığımı görüyorum; bir düşün, ne dersin? dedi. O da cevaben: Babacığım! Emrolunduğun şeyi yap. İnşallah beni sabredenlerden bulursun, dedi.
Onunla birlikte çalışma çağına varınca, "Oğlum" dedi, "Rüyamda seni boğazlamam gerektiğini görüyorum. Ne düşünüyorsun?" "Babacığım" dedi, "Sana emredileni uygula. ALLAH dilerse beni sabırlı bulacaksın."
Her ikisi de teslim olup, onu alnı üzerine yatırınca:
Böylece ikisi de teslim oldu ve onu alnı üzerine yıktı.
Biz ona: " Ey İbrahim!" diye seslendik.
Kendisine, "İbrahim!" diye seslendik,
Rüyayı gerçekleştirdin.Biz iyileri böyle mükafatlandırırız.
"Sen rüyanı uyguladın." İyileri böyle ödüllendiririz.
Bu, gerçekten, çok açık bir imtihandır.
Gerçekten bu apaçık bir sınavdı.
Biz, oğluna bedel ona büyük bir kurban verdik.
Ve biz ona fidye olarak büyük bir kurban verdik.
Geriden gelecekler arasında ona (iyi birnam) bıraktık:
Sonrakiler için onun tarihini koruduk.
İbrahim'e selam! dedik.
İbrahim'e selam olsun.
Biz iyileri böyle mükafatlandırırız.
Biz iyi davrananları böyle ödüllendiririz.
Çünkü o, bizim mümin kullarımızdandır.
O, bizim gerçeği onaylayan kullarımızdandı.
Salihlerden bir peygamber olarak O'na (İbrahim'e) İshak'ı müjdeledik.
Ona İshak'ı müjdeledik, erdemlilerden bir peygamber olarak.
Kendisini ve İshak'ı mübarek (kutlu ve bereketli) eyledik. Lakin her ikisinin neslinden iyi kimseler olacağı gibi, kendine açıktan açığa kötülük edenler de olacak.
Ona da İshak'a da lütufta bulunduk. Kuşkusuz, ikisinin de soyundan hem iyi davrananlar var, hem kendisine zulmedenler.
Andolsun biz Musa'ya da Harun'a da nimetler verdik.
Biz Musa'ya ve Harun'a iyilikte bulunmuştuk.
Onları ve kavimlerini o büyük sıkıntıdan kurtardık.
İkisini ve halklarını o büyük felaketten kurtardık.
Kendilerine yardım ettik de galip gelen onlar oldu.
Onlara yardım ettik de üstün geldiler.
Her ikisine de apaçık anlaşılan bir kitabı (Tevrat'ı) verdik.
Ve o ikisine apaçık anlaşılan kitabı verdik.
Her ikisini de doğru yola ilettik.
Her ikisini doğru yola ilettik.
Sonra gelenler içinde, namlarına şunu bıraktık.
O ikisinin tarihini sonrakiler için koruduk.
Musa ve Harun'a selam olsun.
Musa'ya ve Harun'a selam (barış) olsun.
Doğrusu biz, iyileri böylece mükafatlandırırız.
Biz, iyi davrananları işte böyle ödüllendiririz.
Şüphesiz, ikisi de mümin kullarımızdandı.
O ikisi bizim gerçeği onaylayan kullarımızdandı.
İlyas da şüphe yok ki, peygamberlerdendi.
İlyas elçilerden biriydi.
(İlyas) milletine: (Allah'a karşı gelmekten) sakınmaz mısınız?
Halkına, "Erdemli olmayacak mısınız?" dedi.
Yaratanların en iyisini bırakıp da Ba'l'e mi taparsınız? demişti.
En güzel Yaratanı bırakıp Ba'le mi hizmet edersiniz?
"Sizin de Rabbiniz, sizden önce gelen atalarınızın da Rabbi olan Allah'ı?"
ALLAH sizin ve geçmişteki atalarınızın Rabbidir.
Bunun üzerine İlyas'ı yalanladılar. Onun için onların hepsi (cehenneme) götürüleceklerdir.
Onu yalanladılar; onlar hesaba çekileceklerdir.
Ancak Allah'ın ihlaslı kulları müstesna.
Kendilerini sadece ALLAH'a adayan kulları hariç.
Sonra gelenler içinde, kendisine bir ün bıraktık,
Sonrakiler için onun tarihini koruduk.
"İlyas'a selam!" dedik.
İlyas ailesine selam olsun.
Şüphesiz biz, iyileri işte böyle mükafatlandırırız.
İyi davrananları biz böyle ödüllendiririz.
Çünkü o, bizim mümin kullarımızdandı.
O bizim gerçeği onaylayan kullarımızdandı.
Lut da elbette peygamberlerdendi.
Lut da elçilerden biriydi.
Hani biz Lut'u ve ailesinin hepsini kurtardık.
Onu ve ailesini topluca kurtardık.
Ancak geridekiler arasında kalan yaşlı bir kadın dışında,
Ancak geride kalan yaşlı kadın hariç.
Sonra diğerlerini yok ettik.
Sonra diğerlerini yok ettik.
(Ey insanlar!) Siz onların yanlarından geçip gidiyorsunuz:sabahleyin
Siz yıkıntılarının yanından geçiyorsunuz; sabahleyin,
Ve geceleyin. Hala akıllanmayacak mısınız?
Ve geceleyin. Aklınızı kullanmaz mısınız?
Doğrusu Yunus da gönderilen peygamberlerdendi.
Yunus da elçilerden biriydi.
Hani o, dolu bir gemiye binip kaçmıştı.
Dolu bir gemiye kaçmıştı.
Gemide olanlarla karşılıklı kur'a çektiler de kaybedenlerden oldu.
Karşı çıktı ve kayanlardan oldu.
Yunus kendini kınayıp dururken onu bir balık yuttu.
Balık onu yuttu, bundan o sorumluydu.
Eğer Allah'ı tesbih edenlerden olmasaydı,
(Tanrı'yı) anıp düşünmeseydi,
Tekrar diriltilecekleri güne kadar onun karnında kalırdı.
Diriliş Gününe kadar onun karnında kalacaktı.
Halsiz bir vaziyette kendisini dışarı çıkardık.
Onu çöl gibi bir sahile attık, yorgun ve bitkin…
Ve üstüne (gölge yapması için) kabak türünden geniş yapraklı bir nebat bitirdik.
Ve onun için orada geniş yapraklı ağaç yetiştirdik.
Onu, yüz bin veya daha çok kişiye peygamber olarak gönderdik.
Biz onu yüz bin veya daha çok kişiye gönderdik.
Sonunda ona iman ettiler, bunun üzerine biz de onları bir süreye kadar yaşattık.
Onayladılar, biz de onları bir süreye kadar geçindirdik.
Putperestlere sor: Kızlar Rabbinin de erkekler onların mı?
Sor onlara, kızları senin Rabbine, erkekleri kendilerine mi ayırıyorlar?"
Yoksa biz melekleri onların gözü önünde kız olarak mı yarattık?
Yoksa melekleri, onların gözü önünde dişi olarak mı yarattık?
Dikkat edin, kesinlikle yalan uydurup söylüyorlar ki;
Aslında onlar uydurdukları yüzünden diyorlar ki:
"Allah doğurdu" diyorlar. Onlar şüphesiz yalancıdırlar.
"ALLAH doğurdu." Onlar yalancıdırlar.
Allah, kızları oğullara tercih mi etmiş!
Kızları erkeklere mi tercih etti?
Ne oluyor size? Nasıl hükmediyorsunuz?
Size ne oldu, nasıl karar veriyorsunuz?
Hiç düşünmüyor musunuz?
Öğüt almaz mısınız?
Yoksa sizin açık bir deliliniz mi var?
Yoksa apaçık bir delile mi sahipsiniz?
Doğru sözlülerden iseniz, kitabınızı getirin!
Doğruysanız kitabınızı getirin.
Allah ile cinler arasında da bir soy birliği uydurdular. Andolsun, cinler de kendilerinin hesap yerine götürüleceklerini bilirler.
Hatta O'nunla cinler arasında bir akrabalık uydurdular. Halbuki cinler sorguya çekileceklerini bilirler.
Allah, onların isnat edegeldiklerinden yücedir, münezzehtir.
ALLAH onların yakıştırmalarından çok Yücedir.
Allah'ın ihlasa erdirilmiş kulları müstesnadır (onlar azap görmeyeceklerdir).
Kendilerini sadece ALLAH'a adayan kulları hariç.
Sizler ve taptığınız şeyler!
Siz ve hizmet etmekte olduklarınız,
Hiçbiriniz, Allah'a karşı azdırıp saptıramazsınız.
O'na karşı kimseyi saptıramazsınız.
Cehenneme girecek kimseden başkasını.
Ancak cehennemde yanacaklar hariç.
"(Melekler şöyle derler:) Bizim her birimiz için, bilinen bir makam vardır."
Her birimizin belli bir görevi vardır.
" Şüphesiz biz,orada sıra sıra dururuz."
Biz, (O'nun emrinde) sıra sıra dizenleriz,
"Ve şüphesiz Allah'ı tesbih ederiz."
Biz, anıp yüceltenleriz.
"Putperestler şöyle diyorlardı".
Diyorlardı ki,
"Eğer öncekilere verilenlerden bizde de bir kitap olsaydı",
"Yanımızda öncekilerden bir uyarı bulunsaydı"
"Mutlaka Allah'ın ihlaslı kulları olurduk!" .
"Kendimizi ALLAH'a adar, sadece O'na kul olurduk."
İşte şimdi onu inkâr ettiler. Ama ileride bileceklerdir!
Böylece onu inkâr ettiler; ileride bilecekler.
Andolsun ki, peygamber kullarımıza söz vermişizdir:
Elçilikle görevli kullarımız için söz verilmiştir.
Onlar mutlaka zafere ulaşacaklardır.
Onlar elbette zafere ulaşacaklar.
Bizim ordumuz şüphesiz üstün gelecektir.
Bizim ordumuz kesinlikle üstün gelecektir.
Onun için sen bir süreye kadar onlara aldırma.
Öyleyse bir süre için onlara aldırış etme.
Onların halini gör, onlar da görecekler.
Onları seyret; onlar da görecekler.
Azabımızı acele mi istiyorlar?
Azabımıza mı meydan okuyorlar?
Azap yurtlarına indiğinde, uyarılanların (fakat yola gelmeyenlerin) sabahı ne kötü olur!
Yurtlarına inince uyarılanların sabahı ne kötü olur!
Sen bir zamana kadar onlara aldırma.
Bir süreye kadar onlara aldırış etme.
Onların halini gör, onlar da göreceklerdir.
Onları gözle; onlar da görecekler.
Senin izzet sahibi Rabbin, onların isnat etmekte oldukları vasıflardan yücedir, münezzehtir.
Üstünlük ve onurun sahibi olan Rabbin, onların nitelemelerinden çok yücedir.
Gönderilen bütün peygamberlere selam olsun!
Gönderilmiş elçilere selam olsun.
Alemlerin Rabbi olan Allah'a da hamd olsun!
Evrenlerin Rabbi olan ALLAH'a övgüler olsun.