Rahman (ve) rahim (olan) Allah'ın adıyla.
Rahman, Rahim Allah'ın ismiyle
الشعراء 26 · 227 Ayet
Rahman (ve) rahim (olan) Allah'ın adıyla.
Rahman, Rahim Allah'ın ismiyle
Ta. Sin. Mim.
T9S60M.
Bunlar, apaçık Kitab'ın ayetleridir.
Bunlar (harfler), açıklayıcı kitabın mucizeleridir.
(Resulüm!) Onlar iman etmiyorlar diye neredeyse kendine kıyacaksın!
Gerçeği onaylamıyorlar diye kendini kahrediyor olabilirsin.
Biz dilesek, onların üzerine gökten bir mucize indiririz de, ona boyunları eğilip kalır.
Dilesek onların üzerine gökten bir mucize indiririz de ona boyun eğip kalırlar.
Kendilerine, o çok esirgeyici Allah'tan hiçbir yeni öğüt gelmez ki, ondan yüz çevirmesinler.
Her ne zaman Rahman'dan kendilerine yeni bir mesaj gelse, mutlaka ondan yüz çevirirler.
Üstelik (ona) "yalandır" derler; fakat alay edip durdukları şeylerin haberleri yakında onlara gelecektir.
Yalanladıkları için, eğlenceye aldıkları şeylerin haberleri kendilerine ulaşacaktır.
Yeryüzüne bir bakmazlar mı! Orada her güzel çiftten nice bitkiler yetiştirdik.
Yeryüzüne bakmazlar mı, onda değişik türden nice güzel bitkiler bitirmişiz.
Şüphesiz bunlarda (Allah'ın kudretine) bir nişane vardır; ama çoğu iman etmezler.
Bunda bir işaret vardır. Ama çokları onaylayacak değildir.
Şüphe yok ki Rabbin, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.
Kuşkusuz senin Rabbin Güçlüdür, Rahimdir.
10,11. Hani Rabbin Musa'ya: O zalimler güruhuna, Firavun'un kavmine git. Hala (başlarına gelecekten) sakınmayacaklar mı onlar? diye seslenmişti.
Bir zamanlar Rabbin Musa'ya seslenmişti: "O zalim topluma git."
10,11. Hani Rabbin Musa'ya: O zalimler güruhuna, Firavun'un kavmine git. Hala (başlarına gelecekten) sakınmayacaklar mı onlar? diye seslenmişti.
"Firavunun halkına... Dinleyip düzelmeyecekler mi?"
Musa şöyle dedi: Rabbim! Doğrusu, beni yalancılıkla suçlamalarından korkuyorum.
Dedi ki, "Rabbim, onların beni yalanlamalarından korkuyorum."
(Bu durumda) içim daralır, dilim dönmez; onun için Harun'a da elçilik ver.
"Göğsüm daralıyor, dilim açılmıyor; kardeşim Harun'u gönder."
Onların bana isnad ettikleri bir suç da var. Bundan ötürü beni öldürmelerinden korkuyorum.
"Ayrıca, onların yanında suçlu biriyim. Korkarım ki beni öldürsünler."
Allah buyurdu: Hayır (seni asla öldüremezler)! İkiniz mucizelerimizle gidin. Şüphesiz ki, biz sizinle beraberiz, (her şeyi) işitmekteyiz.
Dedi ki, "Hayır, siz ikiniz ayetler (vahiy ve mucizeler)imizle gidin. Biz sizinle birlikteyiz; dinliyoruz."
Haydi Firavun'a gidip deyin ki: Gerçekten biz, alemlerin Rabbi'nin elçisiyiz;
"İkiniz Firavuna varıp deyin ki, ‘Biz evrenlerin Rabbinin elçileriyiz.'"
İsrailoğullarını bizimle beraber gönder.
"‘İsrailoğullarını bizimle birlikte gönder.'"
(Kendisine Allah'ın emri tebliğ edilince Firavun) dedi ki: Biz seni çocukken himayemize alıp büyütmedik mi? Hayatının birçok yıllarını aramızda geçirmedin mi?
Dedi ki, "Biz seni daha bebekken alıp yetiştirmedik mi ve hayatının nice yıllarını aramızda geçirmedin mi?"
Sonunda o yaptığın (kötü) işi de yaptın. Sen nankörün birisin!
"Sonunda yapacağını yaptın. Sen nankör birisin."
Musa: Ben, dedi, o işi o anda sonunun ne olacağını bilmeyerek yaptım
Dedi ki, "O işi yaptığım zaman yanlış yoldaydım."
Sizden korkunca da hemen aranızdan kaçtım. Sonra Rabbim bana hikmet bahşetti ve beni peygamberlerden kıldı.
"Sonra, sizden korktuğum için sizden kaçtım ve Rabbim bana bilgelik verip beni elçilikle görevlendirdi."
O nimet diye başıma kaktığın ise, (aslında) İsrailoğullarını kendine kul köle etmendir.
"Başıma kaktığın bu iyilik de, İsrailoğullarını köleleştirmen yüzündendir!"
Firavun şöyle dedi: Âlemlerin Rabbi dediğin de nedir?
Firavun, "Evrenlerin Rabbi de ne demek?" dedi.
Musa cevap verdi: Eğer işin gerçeğini düşünüp anlayan kişiler olsanız, (itiraf edersiniz ki) O, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan her şeyin Rabbidir.
Dedi ki, "Kesinlikle gerçeği onaylayacaksanız O, göklerin, yerin ve aralarındakilerin Rabbidir."
(Firavun) etrafında bulunanlara: İşitiyor musunuz? dedi.
Etrafındakilere dönerek, "İşitiyor musunuz?" dedi.
Musa dedi ki: O, sizin de Rabbiniz, daha önceki atalarınızın da Rabbidir.
Dedi ki, "Sizin Rabbiniz ve evvelki atalarınızın Rabbidir."
Firavun: Size gönderilen bu elçiniz mutlaka delidir, dedi.
Dedi ki, "Size gönderilen elçi, kesinlikle bir deli."
Musa devamla şunu söyledi: Şayet aklınızı kullansanız (anlarsınız ki), O, doğunun, batının ve ikisinin arasında bulunanların Rabbidir.
Dedi ki, "Aklınızı kullanıyorsanız, O doğunun, batının ve aralarındakilerin de Rabbidir."
Firavun: Benden başkasını tanrı edinirsen, andolsun ki seni zindanlıklardan ederim! dedi.
Dedi ki, "Benden başka bir tanrı (otorite) edinirsen seni hapis cezasına çarpacağım."
Musa: Sana apaçık bir şey getirmiş olsam da mı? dedi.
Dedi ki, "Size apaçık bir şey getirmiş olsam da mı?"
Firavun: Doğru söyleyenlerden isen, haydi getir onu! diye karşılık verdi.
Dedi ki, "Doğru sözlüysen getir bakalım onu."
Bunun üzerine Musa asasını atıverdi; bir de ne görsünler, asa apaçık koca bir yılan (oluvermiş)!
Değneğini atınca apaçık bir yılan oluverdi.
Elini de (koynundan) çıkardı; o da seyredenlere bembeyaz görünen (nur saçan bir şey oluvermiş)!
Elini çıkarınca bakanlara bembeyaz görünüverdi.
Firavun, çevresindeki ileri gelenlere: Bu, dedi, doğrusu çok bilgili bir sihirbaz!
Çevresindeki ileri gelenlere dedi ki, "Bu, gerçekten çok usta bir büyücü imiş."
Sizi sihiriyle yurdunuzdan çıkarmak istiyor. Şimdi ne buyurursunuz?
"Büyüsüyle sizi toprağınızdan çıkarmak istiyor. Ne önerirsiniz?"
Dediler ki: Onu ve kardeşini eğle ve şehirlere toplayıcı görevliler gönder;
Dediler ki, "Onu ve kardeşini alıkoy ve kentlere toplayıcılar gönder de"
Ne kadar bilgisi derin sihirbaz varsa sana getirsinler.
"Sana tüm usta büyücüleri getirsinler."
Böylece sihirbazlar belli bir günün tayin edilen vaktinde biraraya getirildi.
Belirlenmiş günün randevusu için büyücüler bir araya getirildiler.
Halka: Siz de toplanıyor musunuz (haydi hemen toplanın), denildi.
Halka da, "Siz de toplanır mısınız?" denildi.
(Firavun'un adamları:) Eğer üstün gelirlerse, herhalde sihirbazlara uyarız, dediler.
"Büyücüler üstün gelirse onlara uyabiliriz."
Sihirbazlar geldiklerinde Firavun'a: Şayet biz üstün gelirsek, muhakkak bize bir ücret vardır değil mi? dediler.
Büyücüler geldiklerinde Firavuna, "Eğer biz üstün gelirsek bize bir ücret ödenecek mi?" dediler.
Firavun cevap verdi: Evet, o takdirde hiç şüphe etmeyin, gözde kimselerden de olacaksınız.
"Evet" dedi, "Hatta siz benim konseyime gireceksiniz."
Musa onlara: Ne atacaksanız atın! dedi.
Musa onlara, "Atacağınızı atın" dedi.
Bunun üzerine iplerini ve değneklerini attılar ve: Firavun'un kudreti hakkı için elbette bizler galip geleceğiz, dediler.
İplerini ve değneklerini attılar, "Firavunun onuru için biz üstün geleceğiz" dediler.
Sonra Musa asasını attı; bir de ne görsünler, onların uydurduklarını yutuveriyor!
Sonra Musa değneğini attı; hemen onların uydurduklarını yutmaya başladı.
(Bunu görünce) sihirbazlar derhal secdeye kapandılar.
Büyücüler secdeye kapandılar.
"Alemlerin Rabbine, iman ettik" dediler.
Dediler, "Evrenlerin Rabbini onayladık"
"Musa ve Harun'un Rabbine iman ettik" .
"Musa'nın ve Harun'un Rabbine…"
Firavun, (kızgınlık içinde) dedi ki: Ben size izin vermeden ona iman ettiniz ha! Demek ki size sihiri öğreten büyüğünüzmüş o! Ama şimdi (size yapacağımı görecek ve) bileceksiniz: Andolsun, ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama kestireceğim, hepinizi astıracağım!
Dedi ki, "Ben size izin vermeden mi onu onayladınız? O, size büyücülüğü öğreten ustanız olmalı. Şimdi göreceksiniz: Ellerinizi, ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve hepinizi asacağım."
"Zararı yok, dediler, (nasıl olsa) biz şüphesiz Rabbimize döneceğiz."
"Umurumuzda değil" dediler, "Biz zaten Rabbimize döneceğiz."
"Biz, ilk iman edenler olduğumuz için Rabbimizin hatalarımızı bağışlayacağını umarız."
"İlk gerçeği onaylayanlar olduğumuz için umarız ki Rabbimiz hatalarımızı bağışlar."
Musa'ya: Kullarımı geceleyin yola çıkar; çünkü takip edileceksiniz, diye vahyettik.
Musa'ya, "Kullarımı yola çıkar, siz izleneceksiniz" diye vahyettik.
Firavun da şehirlere (asker) toplayıcılar gönderdi:
Firavun, kentlere kitle propagandacıları gönderdi:
"Esasen bunlar, sayıları az, bölük pörçük bir cemaattır."
"Bunlar küçük bir çetedir."
"(Böyle iken) kesinkes bizi öfkelendirmişlerdir."
"Bize karşı öfkeyle ayaklanmaktadırlar."
"Biz ise, elbette uyanık (ve yekvücut) bir cemaatız." (diyor ve dedirtiyordu).
"Biz ise çoğunluk olarak alarmda olmalıyız."
Ama (sonunda) biz onları (Firavun ve kavmini), bahçelerden, pınarlardan, çıkardık.
Sonunda, onları çıkardık: Bahçelerden, çeşmelerden,
Hazinelerden ve değerli bir yerlerden.
Hazinelerden, yüksek makamlardan…
Böylece, bunlara İsrailoğullarını mirasçı yaptık.
Daha sonra onları İsrailoğullarına miras yaptık.
Derken (Firavun ve adamları) gün doğumunda onların ardına düştüler.
Onları doğuya doğru izlediler.
İki topluluk birbirini görünce, Musa'nın adamları: İşte yakalandık! dediler.
Her iki topluluk birbirini görünce, Musa'nın arkadaşları, "İşte yakalanıyoruz" dediler.
Musa: Asla! dedi, Rabbim şüphesiz benimledir, bana yol gösterecektir.
"Asla. Rabbim benimle birliktedir; bana bir çıkış yolu gösterecektir" dedi.
Bunun üzerine Musa'ya: Asan ile denize vur! diye vahyettik. (Vurunca deniz) derhal yarıldı (on iki yol açıldı), her bölük koca bir dağ gibi oldu.
Musa'ya, "Değneğini denize vur" diye vahyettik. Bunun üzerine yarıldı ve her bölüm koca bir tepe gibi oldu.
Ötekilerini de oraya yaklaştırdık.
Sonra, diğerlerini yaklaştırdık.
Musa ve beraberinde bulunanların hepsini kurtardık.
Musa'yı ve kendisiyle beraber olan herkesi kurtardık.
Sonra ötekilerini suda boğduk.
Sonra, diğerlerini boğduk.
Şüphesiz bunda bir ibret vardır; ama çokları iman etmiş değillerdir.
Elbette bunda bir ders vardır; ama çokları onaylamaz.
Şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.
Kuşkusuz, senin Rabbin Üstündür, Rahimdir.
(Resulüm!) Onlara İbrahim'in haberini de naklet.
Onlara İbrahim'in tarihini anlat.
Hani o, babasına ve kavmine: Neye tapıyorsunuz? demişti.
Babasına ve halkına, "Neye hizmet ediyorsunuz?" demişti.
"Putlara tapıyoruz ve onlara tapmaya devam edeceğiz" diye cevap verdiler.
"Heykellere hizmet ediyoruz; biz kendimizi onlara adamış bulunuyoruz" dediler.
İbrahim: Peki, dedi, yalvardığınızda onlar sizi işitiyorlar mı?
"Kendilerini çağırdığınızda sizi işitiyorlar mı?" dedi,
Yahut size fayda ya da zarar verebiliyorlar mı?
"Yahut size yarar veya zarar verebiliyorlar mı?"
Şöyle cevap verdiler: Hayır, ama biz babalarımızı böyle yapar bulduk.
"Hayır; ancak biz atalarımızın böyle yaptıklarını gördük" dediler.
İbrahim dedi ki: İyi ama, neye taptığınızı (biraz olsun) düşündünüz mü?
"Peki" dedi, "Hizmet etmekte olduklarınızı gördünüz mü"
"İster siz , ister eski atalarınız"
"Siz ve geçmiş atalarınız?"
İyi bilin ki onlar benim düşmanımdır; ancak alemlerin Rabbi (benim dostumdur);
"Onlar benim düşmanımdır; yalnız Evrenlerin Rabbi hariç;"
Beni yaratan ve bana doğru yolu gösteren O'dur.
"Beni yaratan ve bana yol gösteren O'dur."
Beni yediren, içiren O'dur.
"Beni yediren ve içiren O'dur."
Hastalandığım zaman bana şifa veren O'dur.
"Hastalandığım zaman bana şifa veren O'dur."
Benim canımı alacak, sonra beni diriltecek O'dur.
"Beni öldüren ve sonra dirilten O'dur."
Ve hesap günü hatalarımı bağışlayacağını umduğum O'dur.
"Yargı gününde, kusurlarımı bağışlayacağını umduğum da O'dur."
Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat.
"Rabbim, bana bilgelik ver ve beni iyiler arasına kat."
Bana, sonra gelecekler içinde, iyilikle anılmak nasip eyle!
"Beni, sonraki nesiller için iyi bir örnek kıl."
Beni, Naim cennetinin varislerinden kıl.
"Beni, Nimetler Bahçesine varis olanlardan yap."
Babamı da bağışla (ona tevbe ve iman nasip et). Çünkü o sapıklardandır.
"Babamı bağışla, zira o sapıtmış bulunuyor."
(İnsanların) dirilecekleri gün, beni mahcup etme.
"Diriliş gününde beni utandırma."
O gün, ne mal fayda verir ne de evlat.
O gün, paranın ve çocukların yararı olmayacaktır.
Ancak Allah'a kalb-i selim (temiz bir kalp) ile gelenler (o günde fayda bulur).
ALLAH'a mükemmel bir kalp ile gelenler hariç.
(O gün) cennet, takva sahiplerine yaklaştırılır.
Erdemlilere bahçe sunulacaktır.
Cehennem de azgınlara apaçık gösterilir.
Azgınlar için de cehennem ortaya konacaktır.
Onlara: Allah'tan gayrı taptıklarınız hani nerede? denilir.
Onlara şöyle denir, "Hani hizmet ettikleriniz nerede"
Size yardım edebiliyorlar mı veya kendilerine (olsun) yardımları dokunuyor mu? .
"O ALLAH'tan aşağı? Size şimdi yardım edebiliyorlar mı? Kendilerine bile yardımları dokunabiliyor mu?"
Onlar ve azgınlar oraya tepetaklak (cehenneme) atılırlar.
Azgınlarla birlikte tepetakla oraya atılacaklardır.
İblis bütün orduları da.
İblis'in tüm askerleri de…
Orada birbirleriyle çekişerek şöyle derler:
Orada çekişerek şöyle konuşacaklar:
Vallahi, biz gerçekten apaçık bir sapıklık içindeymişiz.
"ALLAH'a andolsun, biz gerçekten çok açık bir sapıklık içinde imişiz."
Çünkü biz sizi alemlerin Rabbi ile eşit tutuyorduk.
"Çünkü sizi evrenlerin Rabbine denk tutuyorduk."
Bizi ancak o günahkarlar saptırdı.
"Bizi saptıranlar suçlulardı."
"Şimdi artık bizim ne şefaatçilerimiz var".
"Şimdi bizim ne şefaatçimiz var."
"Ne de yakın bir dostumuz".
"Ne de yakın bir dostumuz."
Ah keşke bizim için (dünyaya) bir dönüş daha olsa da, müminlerden olsak!
"Bir şansımız daha olsaydı da, gerçeği onaylayanlar olsaydık."
Bunda elbet (alınacak) büyük bir ders vardır; ama çokları iman etmezler.
Bunda bir ders var; ancak çoğunluk onaylamaz.
Şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.
Kuşkusuz senin Rabbin Üstündür, Rahim'dir.
Nuh kavmi de peygamberleri yalancılıkla suçladılar.
Nuh'un halkı elçileri yalanladı.
Kardeşleri Nuh onlara şöyle demişti: (Allah'a karşı gelmekten) sakınmaz mısınız?
Kardeşleri Nuh onlara demişti ki, "Dinleyip erdemli davranmaz mısınız?"
Bilin ki ben, size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.
"Ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim."
Artık Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.
"ALLAH'ı dinleyip bana uymalısınız."
Buna karşı sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ecrimi verecek olan, ancak alemlerin Rabbidir.
"Buna karşılık sizden herhangi bir ücret de istemiyorum. Benim ücretim, ancak evrenlerin Rabbine aittir."
Onun için, Allah'tan korkun ve bana itaat edin.
"ALLAH'ı dinleyip bana uymalısınız."
Onlar şöyle cevap verdiler: Sana düşük seviyeli kimseler tabi olup dururken, biz sana iman eder miyiz hiç!
Dediler ki, "Seni izleyenler bayağı ve kötü kimseler iken, nasıl olur da seni onaylarız?"
Nuh dedi ki: Onların yaptıkları hakkında bilgim yoktur.
Dedi ki, "Onların yaptıklarından bir bilgim yok."
Onların hesabı ancak Rabbime aittir. Bir düşünseniz!
"Hesapları, yalnız Rabbime aittir; keşke anlasanız."
Ben iman eden kimseleri kovacak değilim.
"Kesinlikle hiçbir gerçeği onaylayanı kovamam."
Ben ancak apaçık bir uyarıcıyım.
"Ben ancak apaçık bir uyarıcıyım."
Dediler ki: Ey Nuh! (Bu davadan) vazgeçmezsen, iyi bil ki, taşlanmışlardan olacaksın!
Dediler ki, "Bak Nuh, bu davranışına bir son vermezsen taşlananlardan olacaksın."
Nuh: Rabbim! dedi, kavmim beni yalancılıkla suçladı.
Dedi ki, "Rabbim, halkım beni yalanladı."
Artık benimle onların arasında sen hükmünü ver. Beni ve beraberimdeki müminleri kurtar.
"Benimle onların arasını aç; beni ve beraberimdeki gerçeği onaylayanları kurtar."
Bunun üzerine biz onu ve beraberindekileri, o dolu geminin içinde (taşıyarak) kurtardık.
Onu ve yanındakileri yüklü bir gemiyle kurtardık.
Sonra da geri kalanları suda boğduk.
Sonra bunun ardından, geride kalanları boğduk.
Doğrusu bunda büyük bir ders vardır; ama çokları iman etmezler.
Bunda bir ders var; ancak çoğunluk onaylamaz.
Şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.
Kuşkusuz senin Rabbin Üstündür, Rahimdir.
Âd (kavmi) de peygamberleri yalancılıkla suçladı.
Ad (halkı) da elçileri yalanladı.
Kardeşleri Hud onlara şöyle demişti: (Allah'a karşı gelmekten) sakınmaz mısınız?
Kardeşleri Hud onlara demişti ki, "Erdemli davranmaz mısınız?"
Bilin ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.
"Ben, size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim."
Artık Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.
"ALLAH'ı dinleyip bana uyun."
Buna karşı sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ecrimi verecek olan, ancak alemlerin Rabbidir.
"Buna karşılık sizden herhangi bir ücret de istemiyorum. Benim ücretim, ancak evrenlerin Rabbine aittir."
Siz her yüksek yere bir alamet dikerek eğleniyor musunuz?
"Her tepenin üzerine bir işaret (bir yapı) yerleştirip oyalanıyor musunuz?"
Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı ediniyorsunuz?
"Ebedi kalırsınız diye sağlam sanayiler/endüstriler mi kurarsınız?"
Yakaladığınız zaman, zorbalar gibi mi yakalıyorsunuz?
"Yakaladığınız vakit acımasız yakalıyorsunuz."
Artık Allah'tan korkun ve bana itaat edin.
"ALLAH'ı dinleyip bana uymalısınız."
Bildiğiniz şeyleri size bol bol veren, Allah'dan korkun.
"Bildiğiniz her şeyi size vereni dinleyin."
"O size verdi : davarlar, oğullar".
"Size çiftlik hayvanları ve çocuklar verdi."
"Bahçeler çeşmeler."
"Üstelik bahçeler, pınarlar…"
Doğrusu sizin hakkınızda muazzam bir günün azabından endişe ediyorum.
"Sizin için müthiş bir günün cezasından korkarım."
(Onlar) şöyle dediler: Sen öğüt versen de, vermesen de bizce birdir.
Dediler ki, "Öğüt versen de vermesen de bizce birdir."
Bu, öncekilerin geleneğinden başka bir şey değildir.
"Bu, bizden öncekilerin izlediği yaşantı biçimidir."
Biz azaba uğratılacak da değiliz.
"Biz, cezalandırılacak da değiliz."
Böylece onu yalancılıkla suçladılar; biz de kendilerini helak ettik. Doğrusu bunda büyük bir ibret vardır; ama çokları iman etmezler.
Böylece onu yalanladılar. Nihayet biz de onları yok ettik. Bunda bir ders var; ancak çoğunluk onaylamaz.
Şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.
Kuşkusuz senin Rabbin Üstündür, Rahimdir.
Semud (kavmi) de peygamberleri yalancılıkla suçladı.
Semud (halkı) da elçileri yalanladı.
Kardeşleri Salih onlara şöyle demişti: (Allah'a karşı gelmekten) sakınmaz mısınız?
Kardeşleri Salih onlara demişti ki, "Erdemli olmaz mısınız?"
Bilin ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.
"Ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim."
Artık Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.
"ALLAH'ı dinleyip bana uymalısınız."
Buna karşı sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ecrimi verecek olan, ancak alemlerin Rabbidir.
"Buna karşılık sizden bir ücret de istemiyorum. Benim ücretimi ancak evrenlerin Rabbi öder."
Siz burada, güven içinde bırakılacak mısınız (sanırsınız)?
"Şurada güvenlik içinde mi bırakılacaksınız?"
"Böyle bahçelerde, çeşme başlarında ?"
"Bahçeler, pınarlar, "
"Ekinlerin, salkımları sarkmış hurmalıkların arasında?"
"Ekinler ve olgun meyveli hurmalıklar içindesiniz."
(Böyle sanıp) dağlardan ustaca evler yontuyorsunuz (oyup yapıyorsunuz).
"Ve dağlardan lüks köşkler yontuyorsunuz."
Artık Allah'tan korkun ve bana itaat edin.
"ALLAH'ı dinleyip beni izlemelisiniz."
"O aşırıların emrine uymayın."
"Sınırı aşanların emrine uymayın."
"Yeryüzünde bozgunculuk yapıp dirlik düzenlik vermeyenler(in sözüyle hareket etmeyin).
"Onlar yeryüzünde iyilik değil kötülük işlerler."
Dediler ki: Sen, olsa olsa iyice büyülenmiş birisin!
Dediler ki, "Sen büyülenmişsin."
Sen de ancak bizim gibi bir insansın. Eğer doğru söyleyenlerden isen, haydi bize bir mucize getir.
"Sen bizim gibi bir insansın. Doğru sözlü isen bize bir mucize getir bakalım."
Salih: İşte (mucize) bu dişi devedir; onun bir su içme hakkı vardır, belli bir günün içme hakkı da sizindir, dedi.
Dedi ki, "İşte şu deve. Onun su içeceği belli bir zamanı vardır. Sizin de su içeceğiniz belli bir gününüz vardır."
Ona bir kötülükle ilişmeyin, yoksa sizi muazzam bir günün azabı yakalayıverir.
"Ona bir kötülük dokundurmayın. Yoksa büyük bir günün cezasına çarpılırsınız."
Buna rağmen onlar deveyi kestiler; ama pişman da oldular.
Nihayet onu kestiler; ancak pişman oldular.
Bunun üzerine onları azap yakaladı. Doğrusu bunda, büyük bir ders vardır; ama çokları iman etmezler.
Ve ceza onları yakaladı. Bunda bir ders var; ancak çoğunluk onaylamaz."
Şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.
Kuşkusuz senin Rabbin Üstündür, Rahimdir.
Lut kavmi de peygamberleri yalancılıkla suçladı.
Lut'un halkı da elçileri yalanladı.
Kardeşleri Lut onlara şöyle demişti: (Allah'a karşı gelmekten) sakınmaz mısınız?
Kardeşleri Lut onlara demişti ki, "Erdemli olmayacak mısınız?"
Bilin ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.
"Ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim."
Artık Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.
"ALLAH'ı dinleyip bana uyun."
Buna karşı sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ecrimi verecek olan, ancak alemlerin Rabbidir.
"Buna karşı sizden herhangi bir ücret de istemiyorum. Benim ücretim ancak evrenlerin Rabbine aittir."
165,166. Rabbinizin sizler için yarattığı eşlerinizi bırakıp da, insanlar içinden erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz sınırı aşmış (sapık) bir kavimsiniz!
"Siz halkın arasından erkeklere mi yöneliyorsunuz?"
165,166. Rabbinizin sizler için yarattığı eşlerinizi bırakıp da, insanlar içinden erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz sınırı aşmış (sapık) bir kavimsiniz!
"Rabbinizin sizin için yarattığı eşlerinizi terkederek? Siz gerçekten haddi çok aşan bir toplumsunuz."
Onlar şöyle dediler: Ey Lut! (Bu davadan) vazgeçmezsen, iyi bil ki, sürgün edilmişlerden olacaksın!
Dediler, "Bak Lut, bu tavrına son vermezsen sürülenlerden olacaksın."
Lut: Doğrusu, dedi, ben sizin bu işinizden tiksinmekteyim!
Dedi ki, "Ben, bu davranışınızı iğrenç buluyorum."
Rabbim! Beni ve ailemi, onların yapageldiklerinden (vebalinden) kurtar.
"Rabbim, beni ve ailemi bu yaptıklarından kurtar."
Bunun üzerine onu ve bütün ailesini kurtardık.
Onu ve tüm ailesini kurtardık
Ancak bir kocakarı müstesna. O, geride kalanlardan (oldu).
Yalnız bir yaşlı kadın hariç; geride kalanlardan idi.
Sonra diğerlerini helak ettik.
Sonra diğerlerini yerle bir ettik.
Üzerlerine öyle bir yağmur yağdırdık ki... Uyarılanların (fakat yola gelmeyenlerin) yağmuru ne de kötü!
Üzerlerine bir çeşit yağmur yağdırdık; uyarılanların yağmuru ne felaketli bir yağmurdur.
Elbet bunda büyük bir ibret vardır; fakat çokları iman etmezler.
Bunda bir ders var; ancak çokları onaylamaz.
Şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.
Kuşkusuz senin Rabbin Üstündür, Rahimdir.
Eyke halkı da peygamberleri yalancılıkla suçladı.
Eyke halkı da elçileri yalanladı.
Şuayb onlara şöyle demişti: (Allah'a karşı gelmekten) sakınmaz mısınız?
Kardeşleri Şuayb onlara demişti ki, "Erdemli olmayacak mısınız?"
Bilin ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.
"Ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim."
Artık Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.
"ALLAH'ı dinleyin ve beni izleyin."
Buna karşı sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretimi verecek olan, ancak alemlerin Rabbidir.
"Buna karşı sizden herhangi bir ücret de istemiyorum. Benim ücretim ancak evrenlerin Rabbine aittir."
Ölçüyü tastamam yapın, (insanların hakkını) eksik verenlerden olmayın.
"Ölçüyü tam uygulayın. Kandıranlardan olmayın."
Doğru terazi ile tartın.
"Doğru ölçek ile tartınız."
İnsanların hakkı olan şeyleri kısmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın.
"Halkın hakkını kısmayın ve yeryüzünde kötülük işleyerek karışıklık çıkarmayın."
Sizi ve önceki nesilleri yaratan (Allah) dan korkun.
"Sizi ve önceki nesilleri yaratanı sayıp dinleyin."
Onlar şöyle dediler: Sen, olsa olsa iyice büyülenmiş birisin!
Dediler ki, "Sen büyülenmişsin."
Sen de, ancak bizim gibi bir beşersin. Bilki, biz seni ancak yalancılardan biri sayıyoruz.
"Sen sadece bizim gibi bir insansın ve biz senin yalan söylediğini sanıyoruz."
Şayet doğru sözlülerden isen, üstümüze gökten azap yağdır.
"Doğru sözlü isen üzerimize gökten kütleler indir."
Şuayb: Rabbim yaptıklarınızı en iyi bilendir, dedi.
Dedi ki, "Rabbim sizin ne yaptığınızı çok iyi bilir."
Velhasıl onu yalancı saydilar da, kendilerini o gölge gününün azabı yakalayıverdi. Gerçekten o, muazzam bir günün azabı idi!
Onu yalanladılar ve sonuç olarak Sayvan Gününün cezası kendilerini yakaladı; müthiş bir günün cezasıydı.
Doğrusu bunda büyük bir ders vardır; ama çokları iman etmezler.
Bunda bir ders var; ancak çoğunluk onaylamaz.
Şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.
Kuşkusuz, senin Rabbin Üstündür, Rahimdir.
Muhakkak ki o (Kur'an) alemlerin Rabbinin indirmesidir.
Bu, evrenlerin Rabbinin indirdiği vahiydir.
(Resulüm!) Onu Ruhu'l-emin (Cebrail) indirdi.
Onu Güvenilir Ruh (Cebrail) indirmiştir.
Senin kalbine; uyarıcılardan olman için,
Senin kalbine… Uyarıcılardan biri olasın diye.
Apaçık Arapça bir dille.
Apaçık Arapça bir dille.
O, şüphesiz daha öncekilerin kitaplarında da vardır.
Daha önceki kitaplarda da anılmıştır.
Beni İsrail bilginlerinin onu bilmesi, onlar için bir delil değil midir?
İsrailoğulları bilginlerinin onu bilmiş olması onlar için yeterli bir delil oluşturmuyor mu?
Biz onu Arapça bilmeyenlerden birine indirseydik de,
Onu bir takım yabancılara indirseydik,
Bunu onlara o okusaydı, yine ona iman etmezlerdi.
Ve onu onlara okusaydı onu onaylamayacaklardı.
Onu günahkarların kalplerine böyle soktuk.
İşte biz onu suçluların kalplerine böylece (yabancı bir dil gibi) sokarız.
Onun için, acıklı azabı görünceye kadar ona iman etmezler.
Acı azabı görünceye kadar onu onaylamazlar.
İşte bu (azap) onlara, kendileri farkında olmadan, ansızın geliverecektir.
Onlara ansızın, beklemedikleri bir anda gelecektir.
O zaman: Bize (iman etmemiz için) mühlet verilir mi acaba? diyeceklerdir.
O zaman, "Bize biraz daha süre verilmez mi?" derler.
(Durmadan mucize talebiyle) onlar bizim azabımızı mı çarçabuk istiyorlardı?
Onlar, hâlâ cezamıza karşı meydan mı okuyorlar?
Ne dersin! Eğer biz onları yıllarca yaşatsak.
Gördüğün gibi, biz onları yıllarca yaşatsak
Sonra tehdit edilmekte oldukları (azap) başlarına gelse!
Ve sonra kendilerine söz verilen başlarına gelse,
Faydalandırıldıkları nimetler onlara hiç yarar sağlamayacaktır.
O tattıkları nimetler kendilerine bir yarar sağlamaz.
Bununla birlikte hangi memleketi, helak ettikse muhakkak onu uyarıcı (peygamberleri) olmuştur.
Biz uyarıcıları olmayan hiçbir kenti yok etmedik.
(Onlar)ihtar edilmiştir ve biz zülmetmiş değilizdir.
Bu bir uyarı ve mesajdır; çünkü biz haksızlık etmeyiz.
O'nu (Kur'an'ı) şeytanlar indirmedi.
Onu sapkınlar indirmemiştir.
Bu onlara düşmez; zaten güçleri de yetmez.
Onlar bunu ne yaparlar, ne de becerirler.
Şüphesiz onlar, vahyi işitmekten uzak tutulmuşlardır.
Çünkü onlar işitmekten men edilmişlerdir.
O halde sakın Allah ile beraber başka tanrıya kulluk edip yalvarma, sonra azap edilenlerden olursun!
ALLAH ile birlikte bir başka tanrı çağırma; yoksa cezalandırılırsın.
(Önce) en yakın akrabanı uyar.
Sana en yakın olan insanları uyar.
Sana uyan müminlere (merhamet) kanadını indir.
Ve seni izleyen gerçeği onaylayanlara kanadını indir.
Şayet sana karşı gelirlerse de ki: Ben sizin yaptıklarınızdan muhakkak ki uzağım.
Sana karşı gelirlerse, "Yaptıklarınızdan uzağım" de.
Sen O mutlak galip ve engin merhamet sahibine güvenip dayan.
Üstün ve Rahman olana güven.
O ki, (gece namaza) kalktığın zaman seni görüyor.
O ki (ibadet ve düşünme için) kalktığın/uyandığın zaman seni görür.
Secde edenler arasında dolaşmanı da (görüyor).
Ve senin secde edenler arasındaki hareketini de.
Çünkü her şeyi işiten, her şeyi bilen O'dur.
Çünkü O İşitendir, Bilendir.
Şeytanların ise kime ineceğini size haber vereyim mi?
Sapkınların kime indiğini size bildireyim mi?
Onlar, günaha, iftiraya düşkün olan herkesin üstüne inerler.
Onlar her günahkar iftiracıya iner.
Bunlar, (şeytanlara) kulak verirler ve onların çoğu yalancıdırlar.
Kulak verirler; ancak çoğu yalancıdır.
Şairler(e gelince), onlara da sapıklar uyarlar.
Şairlere ise azgınlar uyar.
Baksana onlar her vadide şaşkın şaşkın dolaşırlar.
Onların her vadide koştuklarını (duruma göre yön değiştirdiklerini) görmez misin?
Ve onlar yapamayacakları şeyleri söylerler.
Ve onlar yapmadıkları şeyleri söylerler.
Ancak iman edip iyi işler yapanlar, Allah'ı çok çok ananlar ve haksızlığa uğratıldıklarında kendilerini savunanlar başkadır. Haksızlık edenler, hangi dönüşe (hangi akıbete) döndürüleceklerini yakında bileceklerdir.
Ancak gerçeği onaylayanlar, erdemli davrananlar, ALLAH'ı çok ananlar ve haksızlığa karşı mücadele edenler hariç. Zalimler, nasıl bir devrim ile devrileceklerini bileceklerdir.